• 15 Ekim 2018, Pazartesi
  • Son Güncelleme 17:01

11 Aralık 2010, Cumartesi

Guttenberg ve kimya tekelleri

MURAT ÇAKIR cakir@emekdunyasi.net

Alman Savunma Bakanı Karl-Theodor zu Guttenberg bakanlığa getirildiği ilk günden itibaren yaygın medyanın sevgilisi hâline geldi. Bazı yorumcular onu şimdiden geleceğin Şansölyesi ilân ettiler bile. Gerçi şu an için, kimi muhafazakâra göre "fazlaca sosyaldemokratlaşan" Şansölye Angela Merkel'in koltuğunu pek tehdit etmiyor, ama görünürdeki en önemli veliaht zu Guttenberg.

Magazin dergilerinde hemen her hafta eşiyle renkli boy fotoğrafları yayımlanan genç ve dinamik baronumuz, uluslararası sermayenin de umut bağladığı bir isim oldu. Ordunun profesyonelleştirilmesi, savunma bütçesinin artırılması, okullarda güvenlik dersleri ile kadro temininin hızlandırılması gibi "başarılara" imza atan bakan, şimdi de AB üyesi ülkeleri terbiye etmeye soyunmuş durumda. Frankfurter Allgemeine Zeitung'un bildirdiğine göre, "Avrupa'nın çok kutuplu dünyadaki etkisini kaybetme kaygısını taşıyan" baron, AB üyesi ülkelerin "etkin bir savunma için bütün güçlerini seferber ettirmesini sağlamak" için İsveç ile birlikte bir "inisyatif" geliştirmiş.

Bu "inisyatifin" detaylarına bakıldığında, NATO'nun yeni Stratejik Konsept'i ile benzerlikler göze çarpıyor. Muhafazakâr basın, NATO'da da etkin olan zu Guttenberg'in AB'nde de "öncü rol" oynadığını ve "karizması" ile AB üyesi ülkeleri yönlendirdiğini belirtiyor. Aslında zu Guttenberg'in etkinliği "karizmasına" veya kişisel yetilerine değil, Almanya'nın çeşitli ittifaklar ve birlikler içerinde artan hegemonik gücüne bağlı. Bu da, Alman kökenli uluslararası tekellerin egemen politikaları belirlemedeki etkilerinin bir sonucu. Bu bağlantıyı kimya sektöründen bir örnekle açmaya çalışalım.

Bilindiği gibi petrol, sadece bir yakıt veya enerji taşıyıcısı değil, herşeyden önce kimya sanayiinin en önemli hammaddesidir. Örneğin yıllık petrol üretiminin yüzde üçü sadece BAYER tekeline gitmektedir. Alman kimya tekellerinin yıllık hampetrol ihtiyacı 14 milyon ton olarak ifade ediliyor. BAYER tekelinin yaptığı bir açıklamaya göre, tekel hampetrol gereksinimini bugünkü koşullar altında en fazla 20 yıl için güvenceye almış durumda. Bu nedenle petrolün ısınma için kullanılan payının azaltılmasını ve kimya sektörünün payının artırılmasını talep ediyor.

Ayrıca petrol üreten ülkelerin kendi kimya sanayiileri de, Almanların imtiyazlı konumunu tehdit eden bir faktör olarak görülüyor. Örneğin Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki International Petroleum Invesment Company ile suudî SABIC tekelleri bugünden Alman tekellerinin en büyük rakipleri konumunda.

Kimya tekelleri bu "tehditler" karşısında Almanya'nın politikalarını belirlemek için sayısız girişimlerde bulunuyorlar. Örneğin 2005'den bu yana her iki yılda bir, politikacıların, ordu ve sanayii temsilcilerinin katıldığı bir "Hammadde Zirvesi" yapılmakta, her yıl "Celler Trialog" adı altında yapılan düzenli toplantılarda Almanya'nın savunma politikalarının "alması gereken yön" tartışılmakta. Benzer görüşmeler Davos'taki Ekonomik Zirve'de ve Münih Güvenlik Konferansı'nda da yapılıyor. Ayrıca hükümetin oluşturduğu "Hammadde Çalışma Grubu"nda tekel temsilcileri de yer almakta.

Görüşmelerde yapılan "öneriler" bire bir politik kararlara dönüşüyor. Örneğin Almanya'nın "Savunma Politikaları Yönergesi" 1992'den bu yana "serbest dünya ticaretinin ve dünya çapındaki piyasalar ile hammadde kaynaklarına engelsiz ulaşımın korunmasını" Federal Ordu'nun baş görevi olarak tanımlıyor. Aynı şekilde 2006'da kaleme alınan "Federal Ordu Beyaz Kitabı" da, enerji altyapısı güvenliğinin korunmasını ordu görevi olarak belirlemektedir.

Peki, bu politikalar nasıl uygulamaya sokuluyor? Örnek olarak AB'nin 2006'da Kongo'da başlattığı EUFOR Misyonu'na bakalım: eski Savunma Bakanlığı müsteşarı Walter Stützle'nin de vurguladığı gibi, Alman ordusu Kongo'ya, "başkanlık seçimlerinin güvenliğinin sağlanmasının yanısıra, coltan, bakır ve kobalt madenlerine Almanya'nın serbest ulaşımının güvence altına alınması" için gönderildi. Bugün ise Alman Deniz Kuvvetleri, "korsanlara karşı mücadele" kisvesi altında Kongo'nun doğusunda konuşlanarak, İran Körfezi'nden gelip, Süveyş Kanalı'ndan Avrupa'ya gönderilen petrol tankerlerinin "güvenliğinden" sorumlu.

Zu Guttenberg, emperyalist stratejileri en iyi uygulayan ve sermaye çıkarlarını en iyi savunan bir siyasetçi olduğu sürece, Alman politikasında gelecekte de kendinden hayli söz ettirecek gibi. Yarın öbür gün Federal Hükümetin başına geçtiğinde ise, halkın değil, emperyalizmin şansölyesi olacağı şimdiden kesin.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI