16 Ağustos 2010, Pazartesi

MUSTAFA AKYOL YAZDI:

Köylerin doğuşu

İnsanın tarım ve hayvancılığı başarabilmesi, insanı yüzyıllar boyunca edilgen bir ekonomi içinde, çok az değişen bir toplumsal hayattan çıkarmış; insanların, üretici bir ekonomiyle hızla değişip dönüşen bir toplumsal dünyaya geçişlerini sağlamıştır. Yalnızca bununla kalmamış, uygarlığın temellerinin atıldığı ilk köy yerleşmelerini de olanaklı kılmıştır.

MUSTAFA AKYOL meymancan@hotmail.com

İnsanın tarım ve hayvancılığı başarabilmesi, insanı yüzyıllar boyunca edilgen bir ekonomi içinde, çok az değişen bir toplumsal hayattan çıkarmış; insanların, üretici bir ekonomiyle hızla değişip dönüşen bir toplumsal dünyaya geçişlerini sağlamıştır. Yalnızca bununla kalmamış, uygarlığın temellerinin atıldığı ilk köy yerleşmelerini de olanaklı kılmıştır.

"Tarımcılık" ile "yerleşik köy" olgularından hangisinin tarihsel olarak birbirini öncellediği meselesi, ilgili bilim insanları arasında tartışmalıdır. Ancak genel görüş, bu iki olgunun iç içe birbirini gerçekleştirdiği yönündedir.

Bu çalışmada biz, insanın üretime ve köy yaşamına geçişini, bunun olanaklarını hazırlayan 'mezolitik çağ'dan alarak çok genel olarak izlemeye çalışacağız.

MEZOLİTİK ÇAĞ: TARIM VE HAYVANCILIĞA HAZIRLIK

Son buzul çağın İ.Ö 15 bin dolaylarında sona ermesiyle doğal koşullarda ve yaşam alanlarında ortaya çıkan değişiklikler, Avrupa'daki uzman avcı ilkel toplulukları deniz, akarsu, göl ve orman kıyılarında yaşamaya zorladı. Ormanlarda yaşayan hayvan türlerinin avlanması ise yeni bir avcılık tekniğini (ok, yay ve zıpkınlarla yapılan) "tekil av"ı zorunlu kıldı. Güçlükle yapılan ve açık alandaki büyük takım avları kadar verimli olmayan bu yeni avcılık, dönemin ilkel topluluklarını çoğunlukla su kenarlarında balıkçılığa ve daha yoğun bir toplayıcılığa yöneltti.

Takım avın yerini alan "tekil av", okların, kargıların ve zıpkınların başlarına takılan küçük taş başlıklarla (mikrolitlerle) yani "minitaşların" yardımıyla gerçekleştiriliyordu. Mikrolitler, "mezolitik" denen bu yeniçağın beli başlı teknolojik araçlarındandı.

Avrupa'da İ.Ö 15 bin den 2 bin yıllarına kadar süren bu yeniçağ, Yakındoğu'da uygun bitkilerin ve hayvanların varlığı dolayısıyla insan topluluklarını hızla tarım ve hayvancılığa geçişlerini sağlayan görece daha kısa bir çağ olmuştur.

Konumuz bakımından insanlık tarihinin sonraki gelişmelerine Yakındoğu bölgesinde devam edeceğiz. Öyle ki İ.Ö 15 binden sonra insanlığın kültürel öncülüğü, Yakındoğu topluluklarına geçmiş, İ.Ö 8 bin yıllarına kadar da tarım ve hayvancılığa geçişi hazırlayan gelişmeler ve daha sonraki Neolitik Çağ da bu bölgede ortaya çıkmıştır.

Bu bölgedeki gelişmeler insanlığın toplumsal evrimi, kültürel birikimi kadar yine büyük çaplı iklim ve doğal çevre koşullarındaki değişikliklerin ürünüdür.

Yakındoğu'nun üst paleolitik toplulukları buzul kuşağının dışında bulunduklarından dolayı, buzul çağında Avrupa topluluklarındaki gibi avcılıkta uzmanlaşmışlardı ve ekonomide toplayıcılık önemini sürdürüyordu. Üstelik buzul çağının sonlarına doğru bu bölgede görülen sıcak ve yağışlı iklim bölge topluluklarınca bolca toplayacakları yabanıl arpa, buğday gibi yabanıl tahıl bitkilerinin çoğalıp yayılmasını sağlayacaktır.

Buzul çağının sona ermesiyle birlikte yağışlı iklim yerini kurak bir iklime bırakınca Yakındoğu topluluklarda daha önce bolca toplamış oldukları ve besin gücü yüksek yabani tahılları özel bir biçimde, diğer bitkilerden ayırt ederek yani "devşirerek" toplamaya başlamış olmalılar.

Özel toplayıcı biçimi, insanı bitkilerle yakın bir ilişkiye sokmuş olsa gerek. Tüm paleolitik dönem boyunca geçim etkinliklerinde erkeğin avcılık, kadınında toplayıcılık yaptığını biliyoruz. "Devşirici" toplayıcılığın yani "seçerek" toplayıcılığın kadın tarafından başlatılıp yapıldığını söyleyebiliriz.

Yakındoğu'da Suriye'deki Ebu Hureyra ve Mureybet, Filistin'de Karmel dağındaki Natufiyen, Anadolu'da Çayönü ve Aşıklı denilen kazı alanında bulunan ve yaklaşık İ.Ö 10 bin yıl öncesine tarihlenen yerleşim yerleri ile ilgili kimi buluntular: el değirmenleri, ateş çukurları, tahıl depoları ve özellikle kemiklerin yarıklarına sıkıştırılmış çakmaktaşlarıyla yapılmış bir tür "orak"ın, (çakmaktaşların yüzeyinde görülen ve bitki, ot kesmekten dolayı oluşan parlaklık-silis parlaklığı-dolayısıyla) buralarda tarıma geçildiğinin kanıtları oldukları düşünüldü. Ancak daha sonraki çalışmalarla elde edilen veriler bu araçların mutlaka tarımın kanıtları ve araçları olmadığını; daha önceki bir adımın "yabanıl tahıl devşiriciliği" nin göstergeleri olduğunu kanıtladı (Özbek 2000: 180, Şenel 1993: 40, Childe 1978:76)

Yine, buralarda elde edilen buluntular: konut yapılarını gösteren taş temeller, ocaklar, ilkel fırınlar buraların birer yerleşim yerleri olduğunu göstermiştir. (Özbek 2000: 179, Braidwood 1995:148)

Demek ki "yabanıl tarım devşiriciliği" Yakındoğu topluluklarına besin üretimini-tarımcılığı-bilmeden yerleşik hayata geçmelerine olanak tanımıştır. Yukarıda adlarını andığımız yerler 20-30 birimlik konutlarıyla belki de dünyanın ilk köyleriydi (Özbek 2000 :180 )

Ancak belirtmek gerekir ki, bu yerleşimler "mevsimlik" denilen yerleşimlerdi; uzun yıllarca sürmüyordu. Zira göçebe olmayı gerektiren avcılık başlıca geçim etkinliği olmayı sürdürüyordu. Üstelik yöredeki yabanıl tahıl türleri tükenmeye başlayınca yeni bir göçün de zamanı gelmiş oluyordu.

TARIMCILIĞIN VE KÖYLERİN DOĞUŞU

Seçerek toplayıcılık yaratığı pek çok gelişmeyle insanın, Yakın doğuda tarıma ve beraberinde hayvancılığa başlayabilmelerinin yolunu açmıştır.

Giderek aratan kuraklık ve yabanıl tahıl devşiriciliğinin topluluk nüfuslarında yaratığı artış, Yakındoğu insanlarını dağ yamaçlarında sulak ırmak boylarında, ırmakların taşarak suladığı ırmak vadilerinde daha çok yerleşmelerine yol açtı. Gerçi önceden beri böyle yerleri seçiyorlardı; fakat bu yeni durum yabanıl tahıllara bağlı bir tercihti. Çünkü yabanıl buğday ve arpa gibi tahılların bu doğal sulama koşullarında bolca bulunduğunu görmüşlerdi. İşbölümü içinde kadının yaptığı devşirici toplayıcılık, öteden beri bitkileri yakından tanıyan kadının buralarda bitkileri daha çok tanımasını ve onları gözlemesini; özellikle devşirdikleri yabanıl tahılların (arpa, buğday) niteliklerini ve iklimsel değişiklilerine nasıl tepki gösterdiklerini anlamalarını sağlamıştır. Böylece kadınlar suyun bulunmadığı yerlerde ne yaparlarsa bu bitkilerden verim alınabileceğini keşfederek ilkin yabanıl tahılları, küçük çayların yollarını bu bitkilerin bulunduğu yöne çevirerek sulamışlar, sonra da bitki tohumlarını sulu yerlere ekerek bir tür "ön tarımı" başlatmışlarıdır diyebiliriz. Tarımcılığın adım adım bu yollardan geçerek gerçekleştiğini söyleyebiliriz.

Topladığı arpayı buğdayı oturduğu yere taşıyan insan/kadın bu taşıma esnasında yere düşen tohumların bir süre sonra yeniden çıktığını, filizlendiğini gözlemlemiş olmalı. Tesadüfü olan bu olaylar ekme fikrini uyandırmış olsa gerek. Böylece insan bu süreci bilinçli yaparak "tarım"ın ilk biçimine ulaşmıştır diyebiliriz (Özbek 2000: 181 ). Toprağı sivri bir sopayla kazıp, tohumları buraya ekerek yapılmaya başlanılan bu ilk biçime "çapa" tarımı deniliyor. Emek gerektirerek yapılan bu ilk tarım deneyimi, insanı, ektikleri toprağı ve filizlenen ürünü, yabani hayvanlardan korumak üzere tarlaların yakınlarına yerleşmelerini gerektiriyordu. Bütün bu çabaların karşılığı olarak kışın açlıktan ölmeyecek kadar ürün depolamasını da öğrenince, topluluklar başka yerlere göç etmeyip her sene aynı yerde kalarak köyler kurmaya başlayacaktır (Şenel 1993: 50 ). Bu tarım ve yerleşme biçimi daha sonra evcilleştirilecekleri hayvan türleriyle daha sıkı ilişkiye geçmelerine yol açmıştır. Tarım bölgelerini bu hayvanlardan koruma çabası onları daha iyi tanımalarını ve onları (koyun, keçi, sığır gibi hayvanları) denetimlerine alarak evcilleştirmelerini sağlamıştır.

"Çapa tarımı kolayca işlenebilecek yumuşak toprağı gerektirir. Bu toprakta sulanabilen küçük ırmak kıyılarında orman tabanında ve taşkın ırmak ovalarında bulunur. Söz konusu toprak türüne göre üç tip tarım gelişmiştir. Kaynak, çay, küçük ırmak sularının büyük çaplı ortak çalışmayı gerektirmeksizin tarlalara çevrilebildiği az sayıdaki elverişli bölgede az çok yerleşik köy yaşamı kurulabilmiş (Natufiya, Jermo, Şanidar gibi); buralarda su kıyılarında "bahçe tarımı" yapılmıştır. Tarımın bu az sayıdaki bölgenin dışına taşması ağaçların altındaki yumuşak orman toprağında -humuslu toprakta-"tarla açma tarımı" denen bir tarım yönteminin geliştirilmesiyle gerçekleşmiştir. Tarla açma tarımı yarı göçebeliği zorlayan bir tarım biçimiydi ve tarım dünyada bu yolla yayılmış olmalı".

Bütün bunlar, insanlık tarihinde "devrim" diye adlandırılacak kadar büyük değişimleri içeren yeni bir dönemin neolitik dönemin gelişmeleriydi.

Dar ve teknik anlamda "yenitaş" anlamına gelen neolitik, yukarda da anlattığımız gibi esas olarak, insanı doğada hazır bulduğu yiyeceklerle beslendiği bir geçim ve yaşam biçiminden, yani neredeyse bütünüyle doğa koşullarına tabii olduğu bir durumdan çıkarıp onu, bitki ve hayvanları evcilleştirip besinlerini üreterek doğaya ihtiyaçlarına göre bir ölçüde müdahale edebildiği düzeye yükseltmiştir. Devrim olarak nitelenmesinin nedeni budur.

Şimdi, mezolotikten (devşiricilikten) neolitiğe (tarıma, yerleşik köy yaşamına) geçişi temsil eden arkeolojik yerleşimin özelliklerine ve buluntularına bir göz atalım.

Irak'ta dört ayrı yer ortaya çıkarılmıştır:

1. Şanidar; mezolitik bir yerleşimdir, tarım bilinmemektedir, geçim avcılığa dayanmaktadır.

2. Kerim Şehir; tahıl öğütmede kullanılan eldeğirmenleri, kulübe kalıntıları bulunmuştur. Yarı yerleşik yaşamın ilk izlerine rastlanılmıştır.

3. Muallefat; duvarlı evlerin kalıntıları bulunmuştur.

4. Jarmo; çömleksiz neolitik aşamayı temsil etmektedir. Üzerinde ziftle sıkıştırılmış çakmak taşları bulunan tahta oraklar bulunmuştur. Balta, eldeğirmenleri, havan da vardır. Kömürleşmiş buğday ve arpa taneleriyle, bu bulguların varlığı tarımın yapıldığı konusunda kuşku bırakmamaktadır.

Bulunan hayvan kemiklerinin çoğunun evcil koyun, sığır, domuz, köpek kemikleri olduğu anlaşılmıştır.

Jarmo, 20-25 evden oluşan İ.Ö. 6500 yıllarına tarihlenen ilk köylerden biridir.

Filistin'de

1. Ürdün Irmağı ile kıyıdaki dağlar arasında bulunan Natufiya Vadisi'ndeki bir mağara, İ.Ö. onbinlerde oturulan en eski yerleşme yerlerinden biridir. Buranın toplulukları, yerleşik avcı yaşamı sürdürmüşlerdir. Daha sonra elli kadar yuvarlak kulübeden oluşan bir köyde yaşamışlardır. Kalıntılar arasında içlerine tahıl konan ambar çukurları, oraklar ve havanlar onların tahıl hasadı yaptıklarını göstermekle birlikte, devşiricilik mi yoksa çitçilik mi yaptıklarını kesin olarak göstermeye yetmemektedir.

2. Mureybet; İ.Ö. 8500 yılına tarihlenen burası 200 hanelik bir köy yerleşmesidir.

3. Jericho; sonradan kasabalaşacak olan Jericho köyü, neolitik dönemin en tipik özelliklerinin ve bütün süreçlerinin izlenebildiği yerlerin başında gelir. İ.Ö. 8000 dolaylarında neolitiğe geçilmiştir. Buranın en eski halkı avcı ve toplayıcılık yaparken aynı zamanda bir kaynaktan suladıkları topraklarından küçük sulamayla evcil tahıl türleri yetiştirmişlerdir. Bu katman Jericho I olarak adlandırılmıştır. Her biri iki kuşak ayakta kalmış yapılardan oluşan 25 katman saptanmıştır. Çok sayıda ambar yapıldığı ve dönemin sonuna doğru buranın bir sur ile kule tarafından korunduğu görülür. Bu yerin İ.Ö. 7350'de belki de sürekli tarım sonucunda, toprak, gücünü yitirdiği için terkedildiği, İ.Ö. 7000 yılında yeniden yerleşildiği sanılmaktadır. Jercho II olarak adlandırılan bu katman, 2000 nüfuslu, surla çevrili, ticaretle uğraşan tarıma dayalı bir kasaba durumuna gelecektir.

4. Beidha.

Devşiricilikten tarıma geçiş aşamalarının izlenebildiği bir bölge de Güneydoğu Anadolu'dur.

1963 yılında İstanbul ve Şikago Üniversiteleri ortak çabalarıyla "Güneydoğu Anadolu'da İstanbul ve Şikago Üniversiteleri Ortak Prehistorya Araştırması" ile buradaki kanıtlar elde edilmiştir.

1. Urfa yakınlarındaki Gölbaşı alanı, yiyecek toplayıcılığının son aşamasını temsil etmektedir.

2. Ergani yakınlarındaki Çayönü, İ.Ö. 7000 yılına tarihlenmektedir. Büyük yapıların kalıntıları bulunmuştur. Ayrıca öğütme araçları, insan ve hayvan heykelciklerine rastlanmıştır. Buğday ve evcil koyun kalıntıları da vardır.

3. Ergani- Diyarbakır arası Girikhacıyan.

Mısır'da da benzer yerlere rastlanmıştır. Fayum ve Merimde yerleşmelerinde olduğu gibi balıkçılığın yanı sıra bitki ve hayvan evcilleştirerek tarıma geçilmiş, tarımla birlikte yerleşik yaşam yerleri olan köyler görülmeye başlanmıştır.

Bütün bu bulgular, Yakındoğu'nun dağlık bölgelerinin yamaçlarındaki ırmak vadilerinde, İ.Ö. 8000 ile 5000 dolaylarında avcılık ve toplayıcılıktan, bitkilerin ve hayvanların evcilleştirilmesiyle tarıma geçildiğini; taş çağı araçları kullanan balçık evlerden oluşan küçük köylerde görünüşe göre klanlar biçiminde örgütlenmiş toplumsal gruplar haline yaşayan toplulukların ortaya çıktığını göstermektedir. Bu neolitik topluluklardan bazıları, İ.Ö. 5000-3000 yılları arasında görülen gelişmelerle uygarlığa geçeceklerdir.

Bütün veriler, küçük sulama tarımının yerleşik köy yaşamına yol açtığına işaret etmektedir. Jarmo ve Jercho-I bu tür köylerin ilk örnekleridir. Anadolu'nun ilk neolitik köylerinden Çatalhöyük de ırmak kıyısına kurulmuştur ve burada basit sulamayla tarım yapılmıştır. İlk köylerin çoğunda hem bitki yetiştirildiğini hem de koyun, keçi, sığır, domuz gibi evcilleştirilmiş hayvanların beslendiği görülüyor. İkinci plana düşmekle birlikte yanı sıra avcılık da sürüyor. Böylece bu köylerin her şeyiyle kendine yeterli ekonomik ve toplumsal birimler oluşturduklarını görüyoruz. Kadınlar, çapa tarımıyla, erkekler de evcil hayvanların bakımı ve yabanıl hayvanların bakımıyla uğraşmış olmalılar.

İLK KÖYLERİN KISACA SOSYAL ÖRGÜTLENMESİ

İlk köyler, "klanlar" biçiminde örgütlenmiş ve bu örgütleniş daha sonra "doğal aile" biçimine dönüşmüştür.

İlk köylerde dinsel inanışın tohumlarının atıldığı, tapınma yerleri olan çok sayıda sunakların varlığıyla kanıtlanmış görünüyor.

Köy topluluklar tarihin bir yerinde, yalnızca tarımla uğraşan çiftçiler ve hayvancılıkla uğraşan çoban topluluklar olarak ayrılmışlardır. Çiftçiler, yerleşik yaşam biçimini yaygınlaştırarak pek çok köy kurmuşken çoban topluluklar da bu köylere yakın bölgelerde göçebe yaşam biçimini sürdürmüşlerdir. Çoban ve çiftçi topluluklar arasındaki savaşçı ve barışçı ilişkiler, uygarlığın kurucu dinamikleri olmuşlardır.

Çiftçi ve çoban yaşam biçimleri, avcılık ve toplayıcılığın toplumsal yapısını oluşturan "klan" örgütlenişini kalıtmış olmakla birlikte, klan, çitçi topluluklarda yerini köy toplumuna ve doğal aileye bırakmış, çoban topluluklarda daha büyük toplumsal birimler olan aşiretleri oluşturacak şekilde gelişmiştir.

Önceleri, köy toplumunda kandaş klan örgütlenmesi varlığını sürdürmüş, her köy bir klandan ya da bir kaç klan içeren kabilelerden oluşmuş olmalı. Ancak, tarımsal üretimin yapısında klan toplumunun yapısını parçalayıcı bir yan vardır. Toprakların işlenmesi için bölünmesi zamanla klan yapısını doğal aileler halinde bölmüştür. Neolitiğin başında büyük evler görünürken, sonuna doğru tek tek küçük evlerin varlığı bu evrilmenin göstergeleridir.

Köy yerleşmesiyle birlikte, insanlar arasındaki "yer bağı" ortaklığı "kan bağı"nın (klandaki) yerine geçmiştir. "Köy toplumu" gibi yaşanılan yerle tanımlanan birlik şekillenmiştir. Geçim birimi aileyken, toplumsal yaşam birimi köy olmuştur.

Sürünün güdülmesi, bakımı doğal aileyi aşan bir topluluğun işbirliğini gerektirdiğinden klanlar, klanların birliği olan "aşiret"i ortaya çıkarmış ve kandaş örgütlenişi daha da pekiştirmiştir.

 

KAYNAKÇA

BRAİDWOOD, Robert, 1995, Tarih Öncesi İnsan. (Çev. Bilgin Altınok), İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

CHİLD, Gordon, 1978 Kendini Yaratan İnsan. (Çev. Filiz Karabey Ofluoğlu), İstanbul: Varlık Yayınları.

GÜVENÇ, Bozkurt, 1. İnsan ve Kültür. İstanbul: Remzi Kitabevi.

MAISELS, Charles Keith, 1999, Uygarlığın Doğuşu. (Çev.Alaettin Şenel), Ankara: İmge Kitabevi

ÖZBEK, Metin, 2. Dünden Bugüne İnsan. Ankara: İmge Kitabevi.

ŞENEL, Alaeddin, 1. İlkel Topluluktan Uygar Topluma. Ankara: V Yayınları.

1993, İnsanlık Tarihi. Ankara: İmaj Yayıncılık.