04 Şubat 2011, Cuma

Halklar başkanlarına karşı "eşkıyalık" yapıyor

Sokağa çıkmayı eşkıyalık olarak tanımlayan Başbakan Erdoğan, nihayet ABD yönetiminin Mısır'daki gelişmelerle ilgili net tavır koymasının ardından destek açıklamasını yaptı.

AYHAN BİLGEN ayhanbilgen@yahoo.com

Sokağa çıkmayı eşkıyalık olarak tanımlayan Başbakan Erdoğan, nihayet ABD yönetiminin Mısır'daki gelişmelerle ilgili net tavır koymasının ardından destek açıklamasını yaptı.

Hangi gösteri, kim tarafından ve kime karşı yapılan gösteri meşru ya da gayri meşrudur, tartışması önemlidir.

Kesin olan bir durum var ki, Ortadoğu'da halklar çoğunluğu başkan merkezli olan despotik yönetimlerine baş kaldırıyorlar. Resmi ideolojisi, yönetim modeli birbirinden kısmen farklı olsa da çoğunda güçlü bir tek adam anlayışı egemen. Yasama organı göstermelik, yargı birimleri yönetimle uyumlu hareket ediyor.

Kurumların şekli varlığına rağmen, bu yönetim biçimine demokrasi denmemesinin en önemli sebebi muhalefete tahammülsüzlüktür.  Mısır'da bugüne kadar da seçimler yapılıyor ancak en yaygın muhalefet odağı olan İhvan Hareketi sandığı genellikle boykot ediyordu. Cezaevleri muhalif tutsaklarla dolup taşan Mısır'ın ne kadar bize benzeyen taraflarının olup olmadığı tartışmasını şimdilik bir kenara bırakalım.

Türkiye'de emek hareketinin, öğrenci gruplarının ve Kürt siyasetinin sokağa çıkması karşısında da güvenlik güçlerinin gösterdiği "anlayışlı tutum" hiç kimsenin gözünden kaçmamaktadır.

PINAR SELEK DAVASI  VE RIDVAN KAYA

Devam eden bir yargılama sürecinde, mahkemelerin tutumunun eleştiri konusu yapılmasının son örneğini Özgürder Genel Başkanı Rıdvan Kaya davasında izlemekteyiz. Bu nedenle Pınar Selek davasında mahkemenin ne kadar adaletle davrandığı yönünde taktir duygularımızı beyan etmekten başka yol gözükmemektedir.

Mısır çarşısında patlayanın ne olduğu, patlama sırasında Pınar Selek'in nerede olduğu çok önemli değildir aslında. Önemli olan Türkiye'de adalete olan inancımızdan bir şey kaybetmeyeceğimiz bir fotoğrafın ortaya çıkmasıdır.

Şimdiye kadar ceza yasalarını hazırlayan siyasetçileri ve onları uygulayan yargıçları  mahcup edecek bir tabloya şahit olmadığımız (!) için bundan sonra neticelenecek davalarda da hiçbir tereddüt taşımamalıyız.

GÖZLERİ VAR KEMİKLERİ GÖRMEZLER

Kürtlerin varlığını kabul ettiği için çok ciddi ölçekte değiştiği iddia edilen Türkiye rejimi şimdi de Kürtlerin ölülerini görmezlikten gelmeyi tercih ediyor. Yakınlarına bir cenaze törenini ve mezar taşını çok görenler kemiklerin kime ait olduğu üzerinden tartışmayı yürütmeyi tercih ediyorlar.

Evet kemikler sivillere aitse yapılan suç bile değil "ayıp" olarak değerlendiriliyor, yok eğer PKK mensuplarına aitse her türlü muameleyi hak ettikleri anlayışından hareket ediliyor.

Tabi neredeki toplu mezarda hangi kemikler kime aittir sorusunu ikna edici biçimde cevaplayabilmek için de bağımsız, tarafsız, etkin araştırma mekanizmalarının kurulması, işletilmesi gerekiyor.

Ancak ne yazık ki parlamentoda çoğunluğu oluşturan partilerin milletvekillerinin gözleri var kemikleri görmüyorlar, kulakları var anaların feryadını duymuyorlar, kalpleri var yaşanmaya devam eden acıları hissetmiyorlar...