29 Haziran 2011, Çarşamba

Şiddete karşı özel yetkili savcı - Pınar Öğünç

Gazetelerde bir kadın cinayeti haberi görmediğiniz gün var mı? Bazen iki, bazen üç, bazen dört cinayet. Bir de ülkenin dört yanından şiddet hikâyeleri var, ki bu okuyabildiklerimiz sadece haber olmayı başarabilenler...

Pınar Öğünç -Radikal -  29 Haziran 2011

Gazetelerde bir kadın cinayeti haberi görmediğiniz gün var mı? Bazen iki, bazen üç, bazen dört cinayet. Bir de ülkenin dört yanından şiddet hikâyeleri var, ki bu okuyabildiklerimiz sadece haber olmayı başarabilenler...

Kadın cinayetlerinin yüzde 1400 arttığı günlerdeyiz ve hafızanızı yoklayıp en azından sonuçlanmış davaların haberlerine bakarak söyleyin: Sizce biz gerçekten kadın cinayetlerini durdurmak istiyor muyuz? Bir insana sadece kadın olduğu için şiddet uygulayan, hatta öldüren erkeğe en ağır cezayı veriyor muyuz? Bu cezalar, avcu kaşınan diğer erkeklere ders olsun, caysınlar istiyor muyuz?

Kime göre tahrik?

Açıkçası benim kafam karışıyor. Yüzü morluklarla gölgelenmiş fotoğrafı, dokunaklı hikâyesi aklımızda bir Ayşe Paşalı örneği var. Ne yazık ki hayatını göz göre göre kaybetmiş bir kadın, katiline verilmiş müebbet hapis cezasıyla kadın cinayetlerinin cezalandırılmasına dair bir umut ışığı olmuştu. Belki de bir köşe başıydı.

Bu fazla iyimser bir çıkarımmış. Çünkü hiç hukukçu falan olmadan sadece neticelenen şiddet ve cinayet davalarına baktığınızda görüyorsunuz ki, mahkeme salonunda işler (hâlâ) hakimin kadına, erkeğe ve hayata nereden baktığına bağlı.

Ayşe Paşalı'nın katilinin yargılandığı da aynı hukuk, 'Tuzu uzat dedim. Uzatmayınca erkeklik onurum incindi, öldürdüm' savunmasında haklı bir 'tahrik' görerek cezayı indiren hakimin kullandığı da aynı hukuk. Münevver Karabulut'un katili hâlâ ceza almadı ama başka bir hakim 'Seni Adana'nın Münevver'i yapacağım' dediği kız arkadaşını 28 yerinden bıçaklayıp öldüren erkek, aynı hukukla müebbet hapis cezası alıyor. Kadının burada da talihe mi ihtiyacı var?

2005'ten beri namus bahanesiyle işlenen cinayetleri töre cinayeti kapsamına sokarak, cezada haksız tahrik indirimi yapmayan Yargıtay'ın bir iki hafta önce yeniden 'aile kararı' arayarak ceza indirmesini hukukçu olmadığımız için mi anlayamıyoruz?

İki gün önce de Habertürk'ten Cemal Doğan'ın haberiyle duyduk ki, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı sadece kadına yönelik şiddet ve cinayetlerle ilgili iki savcıdan müteşekkil bir büro kurmuş. Haberde 'özel yetkili savcı' olarak geçiyor ama anlaşılan işleri sadece bu olduğu için şikayet hallerinde alınacak tedbirlerde daha atik ve konuda daha donanımlı bir birim olacak. Yani anladığımız, kadınlar hukuktan olması gerektiği gibi faydalanacak. Peki ya Ankara dışındakiler?

Kafamın bulanıklığını azaltmak için önce Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'ndan Berna Görgülü'ye sordum. Bir teşbihle durumu özetledi: "Kadın cinayetlerine vurgu yapmaya başladığımızdan beri ben durumumuzu kafası kopuk ineklerin koşturmasına benzetiyorum. Çözüm için niyet var ama, kadınlara güven veren bir süreç yok. Böyle özel bir büronun oluşmasına aslında gerek yok. Ama ben bu çabayı şöyle anlıyorum, burada bir savcı devletin yapmadığını yapmak için hareket geçiyor. Böyle bir adım atılması olumlu ama tek bir birim çözmek için yeterli değil."

Eziyet maddesi kurtarabilir

Kadın hakları aktivisti, avukat Hülya Gülbahar da uzmanlık niteliğindeyse bu özel birimin faydası olacağı fikrinde. Ama tabii tek başına yeterli değil. Onun iki acil önerisi var. Biri 'İsterlerse kadınları ölümden kurtarabilir' dediği savcılara yönelik: "Kadınlar fiziksel, cinsel, duygusal ve ekonomik olarak sistematik şiddete maruz kaldıklarını, ağır tehdit altında olduklarını söylediklerinde, TCK'nin 96. maddesinde düzenlenen 'eziyet' suçuna dair hükümler işletilebilir. Sistem çalışırsa, cezası üç yıldan başladığı için adamlar tehdit ettikleri anda tutuklu yargılanabileceklerini bildiklerinden caydırıcı olabilir."

İkinci önerisi topyekun bir seferberlik. Cumhurbaşkanı'ndan mahalle karakolundaki polise kadar herkese toplumsal cinsiyet eşitliği dersi öneriyor: "Muhafazakârlığı sorgulamamız gerekli önce. Muhafazakârlık kadınlara boşanma hakkı tanıyor mu, tanımıyor mu? Kadınlar çalışıp çalışmayacaklarına, kıyafetlerine kendileri karar verebiliyor mu? En yetkili ağızlardan o kadar ters mesajlar gidiyor ki... Kadın Bakanlığı'nın kaldırılması da bunun bir parçası. Hükümet mekanizmasında kadının adı bile kalmadı."

Şimdi gerçekten kadın cinayetlerini önlüyor muyuz biz?