05 Şubat 2012, Pazar

"12 Eylül'ün Mağduru Değil Galibiyiz"

12 Eylül'de tutuklanıp işkenceyle tanışan bir grup, antidemokratik uygulamalara karşı direndiklerini belirterek itirazlarını dillendirdi. Grup, 'Mağdur değil, mağruruz' diyor.

Eylül'ün yargılanmasıyla birlikte o karanlık günlerin dehlizlerinde saklı kalan fotoğraf kareleri de ortaya çıkmaya başladı. Kimi fotoğraflar dizi kostümcülerinin zihinlerinde renklenip yumuşayarak evlerimize gelirken, kimileri de günü anlatmaya çalışan çığlıklar gibi akıl duvarlarına vurdu cansız bedenlerini. Ama insan aklı kurgulanan gibi çalışmıyor kimi zaman. Verilenle yetinmeyip, gösterilenin arkasına da bakıyor, sorguluyor bazen. İşte o zamanlardan birinde, tam da 'tarafsızlık' ve 'eşit mesafe' adı altında herkesin kayırıldığı, kimsenin kötü olmadığı 'hoşgörü ve diyalog' çocukları olarak büyütülürken evlerimizde geleceğimiz, birileri itiraz etti. Mağduriyetin 'moda'sına aldırmadan onurlarının peşine düştüler.

Bütün bu yazdıklarımız, 'Evet, canımız yandı ama direndik' diyerek akıl tutulmasına karşı çıkan bir grup devrimcinin itirazına yapılan tamamen duygusal bir girizgahtı. Asıl haber bundan sonrasında.

12 Eylül'de ya da öncesi ve sonrasında gözaltına alınarak işkence gören bir grup, kendilerinin mağdur değil mağrur olduklarını çünkü işkenceye karşı direndiklerini duyuran bir açıklama yaptı. Alışılmışın dışındaki bu tavır dikkatimizi çekince biz de hem o açıklamadan bir bölümü ve bazı imzacılarının görüşlerine yer açtık. İşte o açıklama ve imzacıların görüşleri:

12 EYLÜL'ÜN MAĞDURU DEĞİL, GALİBİYİZ!

'...Evet, 12 Eylül ülkenin geleceğini karartmayı başardı. Ama insanlık onurunu yok etmeyi başaramadı.           12 Eylül'ün zalimane, vahşi, adaletsiz, alçakça muamelelerinden doğrudan veya dolaylı biçimde etkilenenlerin bir kesimi -belki çoğunluğu- mağdur hissedebilir kendisini. Bu mağduriyetin sorumlularının, insanlık ve tarih önünde hesap vermesi gereken 12 Eylül faşist şebekesi ve şebekenin halefleri olduğu da hiçbir zaman unutulmamalı. Ancak o dönemi 12 Eylül'ün zindanlarında geçirmiş, insanlık onurunu nice bedeller pahasına korumuş devrimci tutsaklar olarak bizler, tüm devrimci tutsaklar adına bu mücadelenin galibiyiz, asla mağdur hissetmiyoruz kendimizi.

6 yıl boyunca 12 Eylül tutsaklarına sistematik işkence uygulandı; askeri eğitim, İstiklal Marşı, asker karşısında hazır ola geçme, komutanım deme, yemek duası, tek tip elbise giymeye zorlama gibi akla gelebilecek her türlü yaptırım dayatıldı. Ancak yüzlerce devrimci bu yaptırımların hiçbirine uymadı. Teslim olmadı!

12 EYLÜL ZİNDANLARINDA VE SOKAKLARINDA BİR DİRENİŞ DESTANI YAZILMIŞTIR

12 Eylül 1980'den Mart 1986'ya kadar, 6 yıl boyunca gün gün, saat saat, dakika dakika canlı tutulan direniş ruhuyla, Türkiye çapında sürdürülen kimliksizleştirme, kişiliksizleştirme operasyonu püskürtüldü, yenilgiye uğratıldı.

Mahkemelerde, koğuşlarda, havalandırmalarda yükselen 'İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!' sloganı o günlerden armağandır bu günlerin direnenlerine, insan hakları savunucularına. Kimimiz idam sehpalarında, işkence tezgahlarında, açlık grevlerinde öldü, kimimiz hastalıktan. Bedenini yaktı bazılarımız insanlık onurunu korumak için. Tahliye ertesinde infaz edilenlerimiz oldu. 'Kayıp'larımız var, anneleri 'Cumartesi' nöbetinde. Bir parçamız ise yurdundan uzakta, sürgünde hala...

Şu gerçeği bir kez daha hatırlatmak ve duyurmak isteriz ki:

12 Eylül zindanlarında ve sokaklarında bir direniş destanı yazılmıştır. Bilmeyenler bilsin, tarihe tekrar not düşülsün...'

"ÜÇ YIL UĞRAŞTILAR DİRENİŞİ KIRAMADILAR"

Cumali Varer: Nisan 1980'de tutuklandım. Önce Alemdağ Askeri Cezaevinde bekletildik. 12 Eylül darbesini içeride karşıladım. Bu arada Metris Cezaevi'ni inşa etmişler. Ben de ilk gün nakledilerek, Metris'in açılışını yapanlardanım. İlk günden direnişi başlattık. Üç yıl boyunca Metris'teki direnişi kıramayınca parçalayıp teslim alabilmek için, Sağmalcılar 2 adında yine İstanbul'da bir askeri kışlada, hücre sistemli yeni bir cezaevi açtılar. Direnişi kırabilmeyi hesaplayarak yaklaşık 100 kişiyi tek kişilik hücrelere koyarak, tek tek ilgilenmeye başladılar bizimle.

Düşündükleri gibi olmadı. Ne burayı ne de Metris'i düşürdüler. Son üç yılım Sağmalcılar 2'de geçti.     1986 baharında darbeciler yenilgiyi kabul edip, tek tip elbise dayatmasından, hazır ola geçme, komutanım deme ve İstiklal Marşı okuma gibi bütün yaptırımlardan vazgeçtiklerini açıkladılar. Sivil elbiselerimizi giyip, ilk havalandırmaya, ziyaretçi ve avukat görüşmelerine çıkmaya başladık. Yaptırımların hiç birine boyun eğmeden bu 'hakları' almanın ne büyük zafer olduğunu biz biliyoruz. Zaferden iki üç ay sonra da tahliye oldum. Peki, biz bu açıklamayı neden kaleme aldık?

12 Eylül darbesi ekonomik ve politik yanı bir yana, esas olarak bir teslimiyet projesidir. Birkaç aydır, tv dizilerinde ve gazetelerde boy boy 12 Eylül'e teslim olmuş, marş marş yürüyen insan portreleri anlatılıyor. Bu 12 Eylül darbecilerinin amaçlarının promosyonu gibi duruyordu. 12 Eylülcülere hizmet ediyordu. Ve bizi 'mağdur' gibi lanse ediyordu. Bu beni ve bütün onurlu, vicdanlı insanları rahatsız ediyordu. Oysa biz mağdur değil 12 Eylül'ün muhatabıyız. Direnişimizle de 12 Eylül'ün kişiliksizleştirme operasyonunun galibiyiz.

DİRENENLERİN SAYESİNDE YAŞIYORUZ

Ekrem Sami Kızıltan:12 Eylül öncesi başlayan operasyonlar sonrasında aranmaya başladım. Yaklaşık 7 ay kaçak yaşadım. 10 Kasım gecesi Sağmalcılar'da kaldığım eve yapılan oparasyonla yakalanarak gözaltına alındım.  Aynı gece o zaman Gayrettepe'de bulunan Siyası Şube'ye götürüldüm. Kimlik tespiti sırasında başlayan kaba dayak sonrasında sistematik işkenceye geçildi. 28 gün periyodik aralıklarla elektrik, tazyikli su ve kum torbası gibi işkencelere maruz kaldım. 27. günde sol iki kaburgamı çatlattılar. Yakalandığımın ikinci gününde verilen elektrik nedeniyle sol kalça ve aşık kemiğim parçalandı. Öyle ki içindeki ilik bile aktı. O nedenle başlayan rahatsızlığım hala devam ediyor. Gözlerimi Haydarpaşa Askeri Hastanesi'nin morgunda açtım. Ellerim arkadan kelepçeli ve çıplaktım. Sanırım öldüğümü düşünüp oraya götürdüler.  Uyandığımı görünce yeniden Gayrettepe'ye Siyasi Şube'ye götürüldüm. İşkence devam etti ve üçüncü gün yeniden öldüğüm sanılarak morga atıldım. Gözaltımın 29. gününde Selimiye'ye sevk edildim. İşkence burada da sürdü. Askerlerin kaba dayağı nedeniyle alt çenemdeki  8 dişim kırıldı. Şimdi protez kullanıyorum. Gözaltı sonrasında Türkiye'de tedavi olanağı bulamadığım için kaçak yollarla Fransa'ya gittim. Türkiye'ye 1999'da gelebildim.

12 Eylül'le hesabımız hiçbir zaman bitmedi. Kenan Evren ve faşist cuntasına karşı hayatın her alanında direnişler örgütlendi. Yaşadıklarımız sadece işkence değildi. Direniş de o günlerin bir başka önemli noktasıydı. Zaman aşımına sokulmak istenen faşist cuntanın askerleriyle birlikte o dönemin işkenceci polislerinin de yargılanması gerek. Devrimciler ezildiler ama yenilmediler çünkü direndiler. Mağdur değil, mağruruz. Bugün yaşıyorsak, gözaltında kaybolan, işkencede öldürülen binlerce yoldaşımızın direnişi sayesindedir.

MEDYA DEĞİNMESE DE CİDDİ BİR DİRENİŞ VARDI

Saliha Nazlı Kaya:1981'de 24 yaşımda tutuklandım, idam cezasıyla yargılandım, 24 yıl ceza aldım; 1987'ye kadar Metris'te kaldım, 1990'da 34 yaşında Çanakkale E Tipi Cezaevi'nden tahliye oldum...

Söz konusu metni imzaladım çünkü;  12 Eylül ve cezaevlerinden söz edilirken genelde öne çıkarılan (doğal olarak) faşizmin insanlık dışı uygulamaları, işkence, zulüm, eziyet oluyor. Marş söyleyerek askeri eğitim yapan, saçları sıfır numara kesilmiş, tek tip elbiseli tutsakların görüntüleri yer alıyor medyada. Oysa pek değinilmese de o dönem devrimci tutsakların örgütlediği ciddi bir direniş vardı cezaevlerinde (özellikle İstanbul'da, özellikle de Metris'te). Askeri eğitim, İstiklal Marşı, yemek duası, tek tip elbise gibi yaptırımların hiçbirine uyulmadı.

12 Eylül'e karşı durulması gereken zamanda karşı duruldu, kısmi de olsa, küçük bir parça da olsa 12 Eylül'ün kimliksizleştirme, kişiliksizleştirme politikası yenilgiye uğratıldı.

Doğrularıyla yanlışlarıyla önemli bir deneyimdir. Bilinmesi, irdelenmesi, devrimcilerin ortak mirası olarak gelecek kuşaklara taşınması gerek diye düşünüyorum.

"12 Eylül'ün Mağduru Değil Galibiyiz" metnine imza atan imzacılar şöyle:

Adil Karabulak, Ahmet Erdiner, Ahmet Yazıharman, Ali İbrahim Önsoy, Ali Kazaklı, Ali Kemal İpek, Alişan Şahin, Asuman Bakoğlu, Ayhan Güven, Ayhan Güven Koçulu, Atilla Akgönül, Battal Uygun, Bayram Kazaklı, Celal Şelte, Cemil Orkunoğlu, Cihan Asan, Cumali Varer, Davut Dede, Emirhan Oğuz, Ender Fıçıcı, Erdal Ünal, Fevzi Göktan, Fevzi Işık, Feyzullah Kök, Füsun Biber, Gürsel Şamiloğlu, Hasan Balcı, Işık Ergüden, İsmet Garan, Kani Kaçmaz, Kemal Korkmaz, Memik Horuz, Muammer Yeşilkayalı, Murat Gürkaya, Muzaffer Başer, Muzaffer Karakoç, Necdet Ayma, Nilüfer Küçüktay, Özcan Uslu, Özgen Kalkan, Özlem Eren Türkmen, Sadık Varer, Saliha Nazlı Kaya, Sami Kızıltan, Sedat Özgürdamar, Sevda Yıldız, Seza Mis Horuz, Süalp Çekmeci, Süheyla Kaya, Süleyman Biber, Süleyman Sezer, Süleyman Şahin, Tarık Yücel, Tunçer Sarptunalı, Turan Ulu, Turgay Nazari, Turhan Gümüş, Tüten Ateş, Ümide Aysu, Ümit Efe, Veli Metin Ulu, Yavuz Akkaş, Yusuf Ziya Şulekoğlu, Zekeriya Çelik..

 

Kaynak:Akşam