01 Ekim 2010, Cuma

On On On...!

ERDAL KALKAN erdalkalkan11@gmail.com

Çevre hareketi görece özerk bir inisiyatif olarak sürekli büyüyor. Giderek, küçük bir grup entelektüelin duyarlılığı olmaktan çıkıp, Bergama ve Karadeniz örneklerinde görüldüğü gibi yoksul köylülüğün kitlesel ölçekte katıldığı ve yönlendirdiği bir çevre hareketi olarak, toplumsal hareketin önemli bileşenlerinden biri haline geliyor.

On Ekim'de, 350.org'un çağrısıyla İstanbul Taksim'de, şenlikli bir eylemce gerçekleştirilecekmiş. Bu çağrıya biz de buradan katılalım istedik. Ülkemiz uluslararası siyanürcü altın firmalarının, maden arama şirketlerin talanına sonuna kadar açıldı. Kendi ülkelerinde faaliyetleri yasak olan firmalar, Anadolu'nun neredeyse bütün topraklarına sondaj vuruyorlar.

Karadeniz Sahil Otoyol Projesi, Sinop Nükleer Santrali Projesi, Fırtına Deresi gibi doğallığının sonsuza dek korunması gereken onlarca yerde ömrü 10-15 yılı geçmeyecek hidro-elektrik santrallerinin derelerin başına bela edilmesi gibi onlarca örneğe rastlanıyor.

Kaz Dağları'nda yapılan sondajlar mitolojideki kırk pınarlı İda Dağı'nın buz gibi suyuna siyanür karıştıracak. Bergama'ya giden oldu mu son zamanlarda bilmiyorum, ama binlerce ton toprak yığınının görüntüsü korkunç bir terk edilmiş duygusu bırakıyor. Afşin-Elbistan Termik Santrali'nin yöre halkına kalkınmadan çok kanserden ölüm beğendirdiğini ve bölgede iklimi değiştirdiğini biliyoruz. Bölgenin toprakları bacalardan çıkan küllerle kaplandı bile. Tunçbilek, o iç karartan göğün koyu bir grilikle kaplandığı, bir taraftan da sert bir rüzgârın hışımla estiği fantastik sahnelerden daha korkunç görünüyor. Şehir küçük birkaç öbek evle çevrelenen upuzun bir hayaleti andıran bir fabrika görüntüsünde. Yüksek bir bacadan çıkan dumanların kapladığı sıkışık alanda insan neredeyse nefes alamamaktadır. Dilovası eşitsiz gelişen vahşi kapitalizmin ekmek uğruna insanları nasıl bir çevre ve ekonomik idari sistem felaketi içinde yaşamaya mahkum ettiklerinin en çarpıcı örneği... Bu konuda yapılmış birçok saha çalışması mevcut.

Bu bahsettiğimiz öne çıktığını düşündüğümüz vakalar, kalkınma düsturuyla, yani yeni iş, geçim ve kar paketiyle güçlendirilerek verilmektedir. Tıpkı İzmit Körfezi'ni Gebze'den Altınova-Yalova istikametinde yaran dünyanın ikinci uzun köprüsü gibi.  10 bin kişiye iş, İzmir İstanbul arası 3-3,5 saat. Ne büyük olay!

Köprünün geçtiği yerin isminin Altınova olması veya bölgenin Bursa'ya kadar ülkenin en verimli toprakları olması kısa dönemde maksimum kar isteyenleri ilgilendirmiyor. Kaz Dağları'nın dünyanın ikinci oksijen bölgesi olması, sonsuza kadar SİT alanı olması gereken Fırtına Deresi'nin insanlık için önemi bazen onlar için konu dışı bir mevzu gibi algılanıyor.  Marmara'nın bir çöplüğe dönüştürülmesi keza öyle.

Şimdi bunlar gibi onlarca örneği olan birçok ülke var. Çevre hareketi gittikçe uluslararası  alanda birlikte hareket etme kabiliyeti kazanmaktadır.

Ölülerin altın takmadığını dünyanın diğer dillerinde de duymak ve bunun Bürüksel'de toplanan binlerce işçinin sesine karışması, ülkemizin bazı  bölgelerinin hayalet şehirlere çevrilmesinin önüne geçebilmek için bir adım olabilir.