12 Ağustos 2013, Pazartesi

Toplumu aç bırakıp, bankalara muhtaç edenler utansın

MURAT IŞIK murat.isik62@gmail.com

Son aylarda açıklanan ekonomik göstergeler ekonominin kötüye gittiğini ve bir durgunluğun olabileceğini gösteriyor.

Borsa dip yapmış, dövize müdahale edilerek ancak ateşi düşürülüyor.

Barış ve çözüm sürecinin ikinci aşamasına yönelik, henüz adım atılmış değil.

Şimdilik barış umutları canlı tutulsa da, sürecin bu biçimde sürdürülmeyeceği görülüyor.

Öte yandan siyasi iktidarın ülkede yürüttüğü politikalardan bıkmış kitlelerin sokağa inmesi, AKP hükümetinin iyiden, iyiye kimyasını bozmuş durumda.

Fakat Erdoğan toplumsal muhalefeti anlamak yerine, toplumu maniple etmekle, dikkatleri başka tarafa çekmekle meşgul.

Geçenlerde "Gezi direnişinin arkasında lobilerin olduğunu" söyleyerek, istikrarı bozmak için, lobilerin kendilerine tezgâh kurduğunu ima etti.

Doğrusu ne kadar istikrar olduğu meselesi, tartışma konusudur.

İstikrardan eğer gerillanın geri çekilmesi kastediliyorsa...

Silahların susması, barış ve çözüm sürecinin gelişmesi, elbette Türkiye'nin elini güçlendirdiği söylenebilir.

Ancak Türkiye; demokratik reformlar yapamadığı sürece, Türkiye'nin istikrarlı olmasını beklemek ham hayaldir.

Zira Erdoğan'ın, gündem oluşturmakta usta olduğu biliniyor.

Gezi meselesiyle lobi faaliyetlerinin tutmayacağını anlamış olacak ki, hemen çark ederek, sözü bankaların halktan kazandıkları haksız kazanca 'kredi kartlarının' zararlarına getirdi.

Ve kredi kartları için "yılda 600 trilyon lira" vatandaşın cebinden çekildiğini, herkesin 'ayağını yorganına göre uzatması' gerektiğini söyledi.

Emin olun şu konuşmayı duyan sokaktaki vatandaş, finans kapitalin ahlaksızca sömürüsüne, Erdoğan hükümetinin gerçekten karşı olduğunu zanneder.

Oysa gerçek Başbakan'ın söylediği gibi değil.

Ülkede Neo liberal sömürünün baş aktörü, Erdoğan ve kabinesi olduğunu herkes bilir.

Ve sanki finans sektörünün, halkı iliklerine kadar sömürdüğünü, yeni duymuşçasına Erdoğan'ın konuşması abesle iştigaldir.

Çünkü halkı bankalara sömürten, bu iktidarın ta kendisidir ve onun politikalarıdır.

Eh, o zaman kendi yarattığınız bu canavardan niye yakınıyorsunuz, diye sorarlar adama.

Çünkü ülkedeki yoksulluk politikaları, insanları borçlanmaya itmektedir.

İnsanların artık kredi kartsız bir yaşam sürdürmesi, imkânsız hale gelmiştir.

Ülkede son on yıldır, toplumsal ekonomi çökmüş durumdadır.

İşçi, memur, emekli, dul, yetim adeta yaşam mücadelesi veriyor.

Yani her kes, borçla yaşıyor.

Yoksul emekçi kesimler, kart borçlarını kapatamadıkları için; borcu, borçla ödemeye çalışıyorlar.

Oysa Erdoğan ve bürokratları, hala pembe tablolar çiziyor ve IMF ye olan borcun bittiğini halka müjdeliyorlar.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)'in aile araştırmasında, yaklaşık 20 milyon ailenin, yüzde 43'nün geçinmekte zorlandığı açıklanmış.

Yani her geçen gün halk yoksullaşıyor, güvencesizleşiyor.

Halk yoksullaştıkça da, bankalara kredi borçları artıyor.

AKP hükümetleri döneminde, iç borçlanmada, patlamanın yaşanmasının yeğene sebebi budur.

2003 yılında tüketicilerin bankalara olan borcu, yaklaşık 2,5 milyonken, 2012 yılı itibariyle, 13,5 milyona yaklaşmış durumdadır.

Öte yandan 2002 yılında bankalara kişi borçları 6,5 milyar iken, bu gün 280 milyara yaklaşmıştır.

Yani AKP iktidarları döneminde, iç borcun 40 kat arttığı görülüyor.

Bütün istatistikler toplumda, ciddi bir geçim derdinin olduğunu işaret ediyor.

Öne sürülen pembe tablolara rağmen, ülkede aç yatan insan gerçeği tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor.

Oysa toplum sadece demokrasi, eşitlik, adalet, özgürlük ve insanca yaşam talep ediyor.

Bu talep hemen, hemen toplumun yüzde 99'nun talebi durumundadır.

Çünkü işçiyi, memuru, emekçiyi aç bırakan da, her önüne gelene kredi kartlarını verende, insanları tüketim çılgını yapanda, demokrasi ve özgürlükleri kısan da bu iktidardır.

O halde çıkıp finans baronlarından şikâyetçi olmaya, başbakanın hakkı olmadığını düşünüyorum.

Hem finans baronlarının "600 trilyon lira" vatandaşın cebinden çaldığını söyleyip, hem de, Türkiye'yi yabancı finans kurumlarının üssü durumuna getirip, banka açtırmak, ikiyüzlülük değil midir?

Ya Başbakanın halka Kredi kartı almayın uyarısı yaptıktan sonra, Hollanda'lı bir finans şirketinin, Türkiye de Banka açmasına ne demeli? Bu halkı kandırmak anlamına gelmiyor mu?

Şimdi halk, Erdoğan'a finans baronlarıyla bu kadar sıkı, fıkı olan Gezi direnişçileri mi, yoksa AKP iktidarı mı olduğunu sormalıdır.

Sonuçta banka borçları yüzünden, icra müdürlükleri borçlularla dolup taşıyor.

Şüphesiz en fazla borçla yaşayan kesim de, ücretli kesimlerdir.

Memurlar Ağustos ayıyla birlikte, yeni bir toplu sözleşme dönemine girdiler.

Yine açlık ve yoksulluk politikaları dayatılmak isteniyor.

Her yıl olduğu gibi, memurların talepleri yine bütçe dengelerine takılacağı kesin gibi görülüyor.

Bu yılda mücadelenin büyütülmesinden, tiyatro yapmalarına engel olmaktan başka seçenek olmadığı anlaşılıyor.

Herkese kolay gelsin...