16 Kasım 2011, Çarşamba

TÜYAP pazarında bir fuar, fuarda kitap

HATİCE EROĞLU AKDOĞAN haticetilamiz@yahoo.com

TÜYAP'ın İstanbul'daki kitap fuarının otuzuncusu açılmış durumda. Beylikdüzü'ndeki fuar merkezinde yıl boyu çeşitli sektörlerin (bilişim, tekstil, mobilya, zücaciye vs.) etkinliği oluyor. Yılda bir de kitap sektörü diyebileceğimiz yayıncıların fuarı gerçekleşiyor. Tabi sektör derken fuarcılık açısından belli bir dalda üretim ve pazara yönelik bir reklâm etkinliğini anlıyoruz. Hal böyle olunca kitap yayıncılığı ve satışının da diğer sektörlere bakış açısıyla aynı paralelde ele alınması ister istemez rahatsız edici olmakta. Kitabın da her ürün gibi bir maliyetinin olduğu, onu düşünsel anlamda üretenin de matbaada basıp, ciltleyen işçinin de emek payının olduğu şüphesiz. Yayıncının yeni yayınlar için harekete geçmesi açısından da kitabı pazarda satışa çıkarması önemli. Ancak İstanbul gibi 15 milyonluk bir kentin kitap fuarının da buram buram piyasacılık, popülarite, israf kokuyor olması ne yazık ki acı verici.

Bir yanda küçük yayıncılara göre dev stantlara yayılıp, yaldır yaldır parlayan afişlerle, maketlerle pop fikir ve pop edebiyat pazarlayan birkaç tekelci yayın kuruluşu; diğer yanda kenarlara, köşe-bucak birkaç metrekarelik alanlara sıkışmış çoğu idealist amaç ve duygularla ayakta kalmaya çalışan fikiryoğun ve emekyoğun bir varlığa sahip yüzlerce yayınevi. Biri diğerinin misli fiyata pazarladığı, yazarının canlı varlığını, imzasını kullanarak sattığı kitaplarla kâr marjını yükseltirken, diğeri daha ilk günden stant kirasını çıkartıp çıkartmayacağının kaygısını taşımaya başlayan emekçi kitapçılar, düşün insanı yazarlar...

Basında yer alan duyuru ve açılış gününde televizyonlarda mıngır mıngır kaynayan insanların görüntüsüyle açılan fuar için her yıl onur konuğu yapılan bir yazarın adının ön planda tutulması bile, fuarın içeriğine kitap toplum ilişkisi açısından ışıltılı bir hava katmaya yetmemektedir. Çünkü tekelci ekonomik ilişkiler kitabı hem kendi çıkarları hem de toplumun çıkarları açısından piyasa nesnesine dönüştürmüşlerdir.  Kitap içeriği de kitabı sunuş tarzı da herhangi bir malın pazarlanması gibi yaldızlı boyalara bulanmış olarak önce gözü kamaştırmakta. Göz kamaştıran ışıltı, etki alanına giren kafaları popüler kültür sarmalında züppece hareket eden tüketiciler haline getirmektedir.

Fuara hâkim yayınevleri hem malı götürmekte hem de eşi görülmemiş bir israfa yol açmaktadır. Fuara giren -ki çoğunluk ilköğretim ve lise öğrencisi- taşıyabildiği kadar katalog, afiş, yayın listesi, ayraç vs. ile bezenmekte. Popüler kültür yapışkanlığa buradan başlamakta. Yarışmalı eğitim sisteminin bir parçası olan dershaneler ve test yayıncıların da öğrenci- müşteri sağlamak için yaptıkları masraf tıpkı akıllara ziyan eğitim etkinliğinin kendisine bir güzel benzemekte! Hık deyip Türkiye'deki eğitimin burnundan düşmüş olan dershane sektörü de tıpkı tekelci kitap sektörü gibi müşteri kapmak için fuarı gözalıcı bir biçimde donatmıştır. Bak çöpe at, oku-unut ürünleri gırla... Popüler kültür pazarının stantlarında canlı kanlı yazarlar eşliğinde avlananlar, düşünerek aydınlanmaktan, sorgulayarak yaşamaktan uzaklaşmış bireyler olarak sol düşünce ve buna ait ürünlerin standı önünde mesafeli, kendine yabancı bireyler olarak tenezzül etmezcesine geçebilmektedir. Yine onca özveriyle fuarda kendine yer edinen sivil, demokratik kitle örgütleri ile gazete-dergi gibi süreli yayın çevreleri tanıtım stantlarında İstanbullu okurlarla aralarında ilişki kurmaya çalışmaktadır.

Daha önceki bir yıla ait TÜYAP kitap fuarına ilişkin bir değerlendirmemde kitabın herhangi bir tüketim nesnesi olmadığına, kitabın toplum açısından işlevine bakarak geniş çaplı bir fuarın İstanbul'da nasıl bir yerde olması gerektiğine vurgu yapmıştık. Yakın zamana kadar kitap fuarını organize edenler Beylikdüzü'ndeki kitap fuarına katılımın daha önceki yerdeki katılımın çok üstünde olduğunu söyleyerek kendilerini teselli ediyorlardı. Ancak yapılan eleştiriler karşısında İstanbul'un merkezinin çok uzağındaki bir kitap fuarından halkın gereği gibi yararlanmadığına, fuara ulaşımın büyük bir zaman ve para kaybına yol açtığına ilişkin görüşlerini basın aracılığıyla duyurmaya başladılar. Beylikdüzü'ndeki fuara katılımın daha önceki fuar merkezinkinden sayı olarak üstün olması durumu kurtarmaya yetmemiştir. 15 milyonluk bir kente 300-400 bin kişilik bir katılım, üstelik bunun büyük çoğunluğu gezi amaçlı götürülen öğrencilerden oluşuyorsa -ki durum böyle- iyi bir katılım değildir.

Kitap gibi düşünmemiz, aydınlanmamız, örgütlenmemiz yeri geldiğinde mücadele etmemize aracılık eden bir nesneyi geniş emekçi kitlelerle yüz yüze getirmek için erişimi kolay yerlerde fuarı kurmayı dün olduğu gibi bugün de savunmalıyız. Beylikdüzü'ndeki fuar öğrenciye, memura, işçiye tüm halka uzak. Paraya ve popüler kültüre çok yakındır. Fuar uzaklaştıkça kitaba erişim zorlaşmıştır. Dileğimiz popüler kültürü kârlı hale getiren, aydın emekçi yazarları değersizleştiren kitap gösterilerinden kurtulmak içindir.