18 Mayıs 2012, Cuma

Marquez 'büyülü gerçeklik'le veda ediyor

Dünyaca ünlü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez, başyapıtı "Yüzyıllık Yalnızlık"ta şöyle diyor: "Bir gün Nicanor koltuğunun altında dama takımıyla Jose Arcadio Buendia'yı görmeye geldi kestane ağacının altına. 'Var mısın bir dama partisine' dedi. Buendia olumsuz anlamda başını salladı, 'Aynı kurallarda mutabık kalan iki kişi arasındaki mücadelenin ne anlamı olabilir ki' diye sordu."

FATMA KELLECİ

Garcia Marquez için son günlerde bir dolu asılsız haber çıktı. Tüm dünyada onlarca dile çevrilen, beğeni ile okunan romanı “Yüzyıllık Yanlızlık”ta verdiği mücadele dersinin aksine olabildiğince acımasız haberler ile karşılaştı. Önce hayatını kaybettiği ortaya atıldı. Sonra da yalanlandı.

Marquez’in yaşamı ile ilgili yapılan ilk özensizlik değildi bu. 1999 yılında da yakalandığı lenf kanseri nedeni ile “öldü ölecek” yorumları yapıldı. Ünlü yazar, bu söylentileri kendi mücadele anlayışı ile karşıladı. Geçtiğimiz günlerde çıkan haberler üzerine de yakın dostlarına bir veda mektubu gönderdi. Mektup, haber kaynaklarında yer bulmadı ama değişik dillere çevrilerek internet üzerinden dünyanın dört bir tarafında paylaşıldı/paylaşılmaya devam ediyor.

DOSTLARINA, ‘BÜYÜLÜ GERÇEKLİK’ İLE SESLENDİ

Lenf bezi kanseri nedeniyle zor bir dönem geçirdiğine dikkat çeken Gabriel Garcia Marquez, veda mektubunda, yıllar boyu yazılarının içeriğini oluşturan “büyülü gerçeklik”le sesleniyor:

“Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm.

Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim.

Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm.

İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır.

Baskaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim. Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.

Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım.

Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim.

Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim.

Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim.

Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı… Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım. Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır.

Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim.

Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim.

Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim.

Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde…

Artık ölebilir miyim?”

GARCİA MARQUEZ KİMDİR?

Gabriel Garcia Marquez, 1982’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış bir yazar. Onlarca roman ve öyküleri bulunuyor. Kendi deyimi ile “büyülü gerçeklik” tarzını temsil ediyor.

Öykülerinde ve romanlarında tüm gerçekleri inanılmaz bir büyü ile anlatıyor. Mesela, Yüzyıllık Yanlızlık’ta, büyükbabanın ölümünü gökten yağan çiçeklerle tarifliyor. O öldüğünde, gökten o kadar çok sarı çiçek ve o kadar çok sarı çiçek yağmıştı ki mezarlığa giderken çiçekleri küremek zorunda kaldıklarını anlatıyor.

"Çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum" diyerek üreten usta romancının bu güne kadar Türkçe’ye çevrilmiş; Yaprak Fırtınası, Albaya Mektup Yazan Kimse Yok, Hanım Ana'nın Cenaze Töreni, Şer Saati, Yüzyıllık Yalnızlık , Sevgiden Öte Sürekli Ölüm, Mavi Köpeğin Gözleri, Başkan Babamızın Sonbaharı, İyi Kalpli Erendira ile İnsafsız Büyükannesinin İnanılmaz ve Acıklı Öyküsü, Kırmızı Pazartesi, Kolera Günlerinde Aşk, Labirentindeki General, On İki Gezici Öykü,Aşk ve Öbür Cinler,Benim Hüzünlü Orospularım gibi eserlerinin yanı sıra onlarca roman ve öyküsü bulunuyor.

MARQUEZ’İN ÜNLÜ “YAŞAM İÇİN 13 İFADE”Sİ

1. Seni sen olduğun için değil, senin yanında olduğum zaman, ben olduğum için seviyorum

2. Hiç kimse senin gözyaşlarını haketmez, ve onu hakeden seni asla ağlatmayacak olandır.

3. Birinin seni senin istediğin gibi sevmemesi onun seni tüm varlığıyla sevmediği anlamına gelmez

4. Gerçek dost, elini tuttuğunda kalbine de dokunandır

5. Birini özlemenin en kötü yolu, yanyana oturduğun halde onu hiçbir zaman elde edemeyeceğini bilmendir

6. Üzüntülü olduğun zamnlarda bile gülümsemeyi asla bırakma, biri gülümsemene aşık olabilir

7. Bu dünyada bir insan olabilirsin ama birisi için bir dünya olabilirsin

8. Zamanını seninle geçirmekle ilgilenmeyen biriyle zamanını harcama

9. Belki de Allah doğru kişi ile karşılaşmadan  önce yanlış insanlarla karşılaşmamızı istemiştir, böyle olunca minnettar olacağızdır

10. Bir sona geldiğin için ağlama, Onu yaşadığın için gülümse

11. Seni kıracak insanlar her zaman olacaktır, öyleyse güvenmeye ihtiyacın var, sadece dikkatli ol.

12. Daha iyi bir insan ol ve yeni bir insanla karşılaşmadan o kişinin de senin kim olduğunu bildiğini ümit etmeden önce kendinin kim olduğunu bildiğinden emin ol

13. Çok fazla uğraşma, en iyi şeyler ummadığın zamanlarda olur

İSTANBUL-EmekDunyasi.Net