22 Ekim 2014, Çarşamba

Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın İMC TV Emek Dünyası'nda gündemi değerlendirdi

"Bir sendika her şeyden önce savaşa karşıdır"

iMC TV Emek Dünyası Programı'nın 16 Ekim Perşembe günkü bölümünün konuğu Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın oldu. Gökhan Biçici'nin sorularını yanıtlayan Öztaşkın, pek çok başlıkta gelişmeleri değerlendirdi.

Mustafa Öztaşkın, Kobane direnişi sürecinde yaşanan ve onlarca vatandaşın ölümüyle sonuçlanan olaylara da değindi. Programın Müge Akbasan tarafından deşifre edilmiş halini aşağıda okuyabilir, programı da emek dünyası'nın youtube kanalında izleyebilirsiniz.

Gökhan Biçici: Merhaba bir Emek Dünyası programıyla daha karşınızdayız. Petrol İş sendikası Türkiye'deki işçi hareketinin ve genel olarak sendikal hareketin öne çıkan aktörlerinden birisi durumunda. Petrol İş bugüne kadar özelleştirmeye karşı verilen mücadelelerden, emek hareketinin ortak mücadele platformunun yaratılması için gösterdiği çabalara, Türkiye'de bir ilk olarak hayata geçirdiği 'Sendikalı Ol' kampanyasından, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik bir eksende çözülmesi için yaptığı çalışmalara kadar pek çok ilke imza attı. Bugün de yine hem sendikal örgütlenme çalışmaları hem de Kobanê eksenli gelişmeler karşısında aldığı tutumla adından söz ettirdi. Bunları ve daha fazlasını bugün programımıza konuk olan Petrol İş sendikası Genel Başkanı Sayın Mustafa Öztaşkın'la konuşacağız. Elbette farklı iş kollarında yapılan eylemler ve ne yazık ki gündemden hiç düşmeyen iş cinayetleriyle ilgili başka haberlerimiz de olacak. Evet, Emek Dünyası başlıyor.

Önce bir eylem haberiyle başlayalım; İstanbul Unikonut projelerinde çalışan binden fazla taşeron işçisi, haklarını alamadıkları için eylem yaptılar. Emlak Konut Genel Müdürlüğü önünde eylem yapan işçiler, seslerini duyurmaya çalıştı.

Haber: "Yaklaşık üç yıldır bunların inşaatlarını yapıyoruz. Ispartakule Altınşehir; Beylikdüzü'nde Matbaacılar İş ve paramızı alamıyoruz. Son altı aydır biz maaş alamıyoruz."

İstanbul'da Unikonut projelerinde çalışan binden fazla taşeron işçi, yaklaşık bir yıldır maaşlarını alamıyor. Haklarını isteyen işçiler, İstanbul Emlak Konut Genel Müdürlüğü önünde eylemdelerdi. "Bir yıldır bizim alacakları vermiyorlar. Burada yaklaşık yirmi tane firma var, bu firmaların hepsinin alacağı var 35 milyon civarında." Attıkları sloganlarla ve taşıdıkları dövizlerle, seslerini yetkililere duyurmaya çalıştırlar. "Bir sürü firma mağdur olmuş, çalışanlar mağdur olmuş. Firmalar iflas etmiş; hepsinin ticari hayatı bitmiş, çekleri yazılmış. İçerdeler, hiç dışarı bile çıkmıyorlar. Yani bizim taleplerimizi bile dikkate almıyorlar."

İşçiler haklarını alana kadar eyleme devam edeceklerini söyledi.

G.B: Evet, işsizlikle ilgili rakamlarda açıklandı. İşsizlik yönünü yeniden çift haneye çevirdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan işsizlik oranı, temmuz ayında yüzde 9,8 oldu. İşsizlik oranı kadınlarda yüzde 12, erkeklerde ise yüzde 8.8 olurken, işsiz sayısı aynı dönemde 2 milyon 654 binden 2 milyon 867 bin kişiye çıktı. Tarım dışı işsizlik oranı ise yüzde 12 olurken, genç işsizlik oranı yüzde 18.2 olarak gerçekleşti. Aynı döneminde istihdam edilenlerin sayısı yüzde 46.3, sektör olarak ise yüzde 22.4 oldu....

İşsizlik rakamlarını vererek konuğuma dönmek istiyorum. Petrol İş sendikası Genel Başkanı Sayın Mustafa Öztaşkın şuan stüdyomuzda bizimle birlikte. Konuşacak pek çok şeyimiz var. Hem Türkiye ve dünyanın gündemi çok yoğun hem de Petrol-İş sendikası hiçbirisinden geri kalmamaya çalışan, çaba sarf eden bir sendika olarak pek çok gelişmeyi takip etmeye, müdahale etmeye çalışıyor. Hızla işsizlik rakamlarından başlayalım. Öncelikle, size bu rakamlar inandırıcı geliyor mu?

Mustafa Öztaşkın: Tabi ki bu rakamlar doğru değil.

G.B: Bu haliyle bile dünya ölçeğine göre yüksek aslında.

MUSTAFA ÖZTAŞKIN: "AÇIKLANAN İŞSİZLİK SAYILARI GERÇEĞİ YANSITMIYOR"

M.Ö: Yüksek ama yine de doğru değil. Geniş işsizlik diye artık bir tanım var. Bilim insanları da bunu tanım olarak kabul ediyorlar ve aslında işsizlik rakamlarının, geniş işsizlik rakamları üzerinden değerlendirilmesinin daha doğru olduğunu söylüyorlar. Bu rakamlarında yüzde 20 civarında ve işsiz sayısının da 5 milyon üzerinde olduğu ifade ediliyor. Bu gerçek işsizlik oranları ve gerçek işsiz sayısını yansıtan daha objektif rakamlardır.

G.B: Genç işsizlik yüzde 18.2, bu rakamlara göre bile böyle ki bunun çok daha üzerinde olduğunu biliyoruz.

M.Ö: Geniş işsizlik çalışmalarında, genç işsizlerin oranı yüzde 25'in üzerinde. Yüzde 30'a doğru hızla yükseliyor.

G.B: Niye bundan başladık çünkü bu ülkede işsizlik bu kadar yoğunsa, o ülkede sendikacılık yapmak o ölçüde zor. Siz Türkiye'de belli başlı bilinen, işçi hareketiyle ilgili herhangi bir gelişme olduğunda görüşü sorulan, yaptığı çıkışlar pek çok durumda öncü rol oynayan bir sendikanın genel başkanısınız. Yine bugünlerde pek çok direniş haberiyle adından söz ettiriyor Petrol İş, onlardan bir başlayalım.

ÖZTAŞKIN: "TÜRKİYE'DE RESMİ RAKAMLARA GÖRE İŞSİZ SAYISI SENDİKALI İŞÇİ SAYISI ARASINDA DEVASA FARK VAR"

M.Ö: Şimdi burada bir cümle daha ilave edeyim, biliyorsunuz Türkiye'deki toplam sendikalı işçi sayısı; Bakanlığın verileri üzerinden dahi gitmiş olsak, 1 milyon 100 bin civarında. Yine açıklanan resmi işsizlik rakamlarına baktığımız zaman 2 milyon 654 bin ama gerçek işsizlik rakamında 5 milyon olduğunu söylemiştik. Yani sendikalı işçi sayısıyla, işsiz sayısı arasındaki oransal farkı, devasa farkı burada görüyoruz.

G.B: Pek çok ülkede işsiz sayısından daha çoktur sendikalı işçi sayısı. Türkiye'de bu çok gerisinde. Bu elbette işinizi çok zorlaştırıyor; buna rağmen çaba sarf ediyorsunuz, mücadele ediyorsunuz, örgütleniyorsunuz; çeşitli baskılarla karşıya kalıyorsunuz.

ÖZTAŞKIN: "E-DEVLET SİSTEMİNE GEÇİŞTEN SONRA TÜRKİYE'DE SENDİKALI ÜYE ORANLARINDA YÜZDE 15 ARTIŞ OLDU"

M.Ö: Sendikaların en önemli görevi örgütlenmelidir. Çünkü örgütlenme, sendikaların varlık nedenidir. Örgütlenme olmazsa, üyeniz olmazsa; siz ne toplu sözleşme faaliyeti yürütebilirsiniz ne eğitim faaliyeti ne de bir başka faaliyet yürütebilirsiniz. Dolayısıyla sendikamızın da, tabi ki her zaman için öncelikli çalışmaları içerisinde örgütlenmeler yer almaktadır. Özellikle e-devlet sistemine geçildikten sonra, yani e-üyelik sistemine geçildikten sonra Türkiye'de genel olarak sendikalı üye oranlarında yüzde 15'lik bir artış oldu. Yani, 1 Kasım 2013'ten bu yana sendikaya üye olanlara baktığımız zaman yüzde 15'lik bir artış var. Dolayısıyla, e-üyelik sistemi bütün sendikalara daha fazla çalışma...

G.B: Hatırlarsanız biz onu da tartışmıştık sizinle bu programda. "Faydası olacak mı, olmayacak mı" daha henüz tartışma konusuydu. Karşı çıkanlarda vardı. Ama siz de 'Kaygılarımız var ama bunun faydalı olacağını düşünüyoruz' demiştiniz, haklı çıktınız.

"SENDİKA OLARAK BU SÜREÇTE 4 BİN CİVARINDA YENİ ÜYE KAZANDIK VE 30 BİN AİDATLI ÜYEYE ULAŞTIK"

M.Ö: Destekliyoruz ve bugün bunun sonuçlarını görüyoruz. Bir yıl içerisinde 4 bin civarında net üye kazandık sendika olarak, ki üye sayımızın o tarihlerde 25, 26 bin civarında olduğunu düşünürsek bunun önemli bir oran olduğunu görürüz. Şuanda da sendikamızın üye sayısı Bakanlık kayıtlarında 33 bine, aidat aldığımız üye sayımız da 30 bini aşmış durumda ve son zamanlarda öne çıkan örgütlenmelerimiz özellikle DEVA İlaç oldu.

G.B: Ki DEVA aslında yeni bir yer sayılmaz. Sendikanızın tarihi açısından da anlamlı bir yerdir...

ÖZTAŞKIN: "DEVA'DA YENİ ÖRGÜTLENME ÇALIŞMASINDA İŞYERİNDE ÇOĞUNLUK SAĞLADIĞIMIZA DAİR BAKANLIKTAN OLUMLU TESPİT YAPILDI"

M.Ö: Tabi 20, 25 yıldır örgütlü olduğumuz bir iş yeriydi ama 2010'dan itibaren bir 'sendikasızlaştırma' ile karşı karşıya kaldık. Orada çalışan arkadaşlarımız hiçbir zaman pes etmediler, sendikayla irtibatlarını kesmediler. Sürekli içeride, az sayıda da olsa üyemiz vardı. Onların da mücadelesiyle yeniden örgütlenme çalışmaları başlatıldı. 20'nin üzerinde arkadaşımız ne yazık ki işten atıldı ama bugün geldiğimiz noktada sevindirici bir haberi de kamuoyuyla paylaşabiliriz; DEVA İlaç'ta biz çoğunluğu sağladığımıza dair yazımızı, geçtiğimiz hafta Bakanlığa yazdık. Bakanlıktan da olumlu yönde tespit yapıldı ve yazının resmen elimize gelmesi bekleniyor. Dolayısıyla, DEVA'da bütün bu uğraşlar, mücadeleler, direnişler; oradaki çadırda aylarca duran arkadaşlarımız, bizi kamuoyu nezdinde destekleyen, başta sizler olmak üzere dostlarımız, emek dostlarının katkısıyla burada biz yüzde 40 işletme tipi sözleşmelerde biliyorsunuz çalışanların yüzde 40'ını üye yapmanız yeterlidir. Burada zaten sorun ilaç sektöründe, üretim sektörüyle ilacı pazarlayanların aynı işyeri, aynı ünvan ve aynı işkolunda gösterilmesinden kaynaklı bir durumdu. Biz üretimde çalışanların neredeyse yüzde 100'ünü üye yapmamıza rağmen ilaç pazarlamacılarının sayısının yüksekliğinden dolayı yetkiyi alamıyorduk. O noktada da, Bakanlık uyarılarımızı bir miktar dikkate aldı; o tür çalışanların işkollarının aslında büro işkoluna girdiğine dair bir takım Bakanlık nezdinde de düzenlemeleri gelişmeler oldu.

"DEVA'DA ÜRETİMDE ÇALIŞANLARIN NEREDEYSE TAMAMI ÜYEMİZ OLMASINA RAĞMEN, PAZARLAMACILAR SAYIYI YÜKSELTTİĞİ İÇİN YETKİ ALAMIYORDUK, BAKANLIK UYARILARIMIZ DİKKATE ALDI"

G.B: Böyle bir düzenleme yapıldı mı? Bu ilginç bir gelişme çünkü pek çok sektörde benzer sıkıntılar yaşanıyor.

M.Ö: Var, var. Bizim yaptığımız temaslarda, Bakanlık, bundan sonra bunlara dikkat edeceğine dair, gerekli önlemleri alacaklarına, düzenlemeler yapacaklarına dair bir takım taahhütlerde bulundular. Bu iyi bir gelişme. DEVA'da çoğunluğu sağladık, tabi sağlamakla yetmiyor; işveren itiraz edebilir, mahkemeye taşıyabilir. Bir süre daha orada mücadele devam edecektir ama artık geri dönüşü olmayan bir yola girilmiştir; işverenin geciktirme girişimleri olsa bile orada mutlaka yetkiyi alacağız ve toplu iş sözleşmesini orada imzalayacağız.

G.B: DEVA'da önemli bir kazanım şimdiden var. Fabrika örgütlenme anlamında sadece DEVA değil gündeminizde. İstanbul dışında öne çıkan bir örnek Kütahya'dan.

M.Ö: Tabi, tabi Türkiye'nin bir çok noktasında örgütlenmelerimiz sürüyor. Kütahya'da Kros diye Volkswagen'in tedarikçi firmalarından bir tanesi, ki Volkswagen, küresel sözleşmenin altına da imza koymuştur bizim küresel global sendikal örgütümüzle. Ki o sözleşmenin içeriğinde, tedarikçilerin de o sözleşme kapsamında olduğuna dair maddeler vardır. Orada bir örgütlenme faaliyetimiz var; iyi gidiyor. Küresel sendikamız da devreye girdi; Volkswagen ile yapılan küresel çerçeve sözleşmesi kendilerine hatırlatıldı.

G.B: İndustriALL'ın konuyla ilgili iki-üç gün önce gönderdiği bir mektup var. Karşılık buldu mu, ilk tepkiler ne yönde oldu?

M.Ö: Karşılık buldu. İşçi üzerindeki baskılar biraz azalmış durumda.

G.B: Ne tür baskılar var?

M.Ö: Tabi ki işten çıkarma, ne tür baskı olacak. 'Sendikaya üye olmayacaksınız, sendikaya üye olanı işten çıkarırım' bundan daha büyük bir baskı tabi ki yok.

G.B: Demin işsizlik rakamlarını birlikte elden geçirdik, çok etkili bir tehdit.

M.Ö: Tabi ki maalesef korku ve tehdit olarak karşımızda duruyor.

G.B: Onun dışında, tek tek fabrikalardaki örgütlenme...

"URFA'DA DA SUBOR GAP DİYE BİR PLASTİK BORU FABRİKASINDA ÖRGÜTLENDİK, TESPİT ALDIK."

M.Ö: Tabi, onlara çok girmeyelim ama mesela Urfa, işte Suruç çok gündemde olduğu için Urfa'da Subor GAP diye bir plastik boru üreten bir iş yerinde örgütlendik. Orada da tespiti aldık. şimdilik işveren herhangi bir itirazda bulunmadı henüz süresi dolmadı ama sanırım orada kısa bir süre sonra toplu iş sözleşmesine oturacağız. Gördüğünüz gibi Çerkezköy'den Kütahya'ya, Kütahya'dan Urfa'ya hatta Ordu, Ünye'de de örgütlenmiştik ama arkadaşlarımızın tamamını işten çıkardılar. Fakat prosedür devam ediyor, bugünlerde orada da grev kararı aldık. Eğer greve çıkabilecek üye bulursak, Ordu Ünye'de de, Karadeniz'de de bir grevimiz olabilir.

G.B: Yani yüzde 15 üye artışı aslında bunların toplamında, pek çok yerdeki örgütlenme çalışmasıyla ortaya çıkıyor. Suruç dediniz, ona birazdan, başka bir gündem üzerinden de geleceğiz. Genelde Suruç dediğimiz zaman aklımıza Kobanê direnişi, Rojava, Suriye'deki gelişmeler ve IŞİD saldırıları geliyor. Genelde işçi hareketinin, emek hareketinin gündemleri açısından en azından o başlık altında çok öne çıkmazdı. Bu ilginç bir şey; onu konuşacağız şimdi. Yeni ve ortak bir açıklama yaptınız; hükümetin, bor madenlerinin özelleştirilmesine yönelik bir hazırlık içerisinde olduğu söylenir ve siz başından beri hatta sadece bor değil, Petkim'den Aliağa'ya kadar özelleştirilmesi, aslında tamamlanmışta olsa pek çok işletmenin bunu oldukça zorlaştıran bir mücadele vermiştiniz. Şimdi bu özelleştirilme gündemi hala Petrol-İş sendikasının gündeminde. Bor madenlerinde ne oluyor? Hükümetin somut bir girişimi var mı yoksa bir yoklama mı?

ÖZELLEŞTİRME BOR'A DAYANDI

M.Ö: Şimdi borun, bildiğiniz gibi dünya rezervlerinin tam yüzde 74'ünü Türkiye elinde bulunduruyor. Dolayısıyla bu anlamda, özellikle yabancı şirketlerin, küresel şirketlerin Türkiye'nin borlarını ele geçirebilme üzerinde bitmek tükenmek bilmeyen talepleri var; izledikleri stratejiler var. Enteresan bir şey var Gökhan Bey, bor rezervlerinin yüzde 74'ünü ülke olarak bulunduruyoruz ama dünya bor rezervinin çoğunluğunu biz henüz elimizde bulunduramıyoruz. Bizden ham boru alıp, bunu işleyip çeşitli kimyasal ürünlere dönüştüren şirketler, dünya pazarını ele geçirmiş durumundalar. Çok karlı bir ürün, yüzde 1000 oranında katma değer yaratabilecek ürünler var bor mineralleri, kimyasalları içerisinde. Bu kadar da katma değeri yüksek bir ürün.

G.B: Tabi, uçak yakıtından askeri sanayiye, bilişime kadar....

M.Ö: Her türlü sanayide kullanılabilecek, hatta 21. Yüzyılın enerjisi olarak, yakıtı olarak da görülen bir ürün. Dolayısıyla bununla ilgili tabi ki hep özelleştirme talepleri zaman zaman gündeme geliyor. Çeşitli biçimlerde, arayışlarda geliyor; bazen bu, maden kanununa aykırı olmasına rağmen hizmet alımız biçiminde geliyor, taşeronlaşma biçiminde geliyor. Bunlarla ilgili tabi ki davalar açtık, iptaller yaptırdık. Oralarda tıkanma olunca şimdi başka bir biçimde borun özelleştirilmesinin önünü açacak bir adım atılmak isteniyor. Bandırma'da asit fabrikası var. Asit de bor kimyasallarının üretiminde önemli bir hammadde olarak kullanılıyor. Şimdi, bu asit fabrikasının 2015 yılında özelleştirileceği açıklandı. Tabi ki asit fabrikasıyla başlayacak olan bir özelleştirme, arkasından bor madenlerinin ve bor kimyasallarının da özelleştirilmesini içerecek bir şekilde devam ettirilecektir.

G.B: Dış halkadan başlayıp, merkeze doğru özelleştirme hamlesi denebilir o zaman...

"ASİDİN HAMMADDESİ PİRİT MADENLERİNİ 17-24 ARALIK TAPELERİNDE İSMİ GEÇEN BİR ŞİRKET ALDI. ELİMİZE BELGELER GEÇTİKÇE KAMUOYUNA AÇIKLAYACAĞIZ"

M.Ö: Tabi onun arka planında başka şeyler de var. Tabi ki elimize belgeler geçtikçe onları kamuoyuna açıklayacağız. Asidin de hammaddesi var, pirittir hammaddesi. Şimdi bu pirit madenleri özelleştirildi ve yandaş şirket olarak tanımlanan, 17 Aralık ve 24 Aralık tapelerinde ismi geçen bir şirket onları satın aldı.

G.B: 'Yabancı'ya gitmesin' diye bir söylem vardı, çok da "Yabancı"ya gitmemiş aslında..

M.Ö: Şu soru hemen aklımıza geliyor; 'Acaba bu şirkete mi asit fabrikası pazarlanmak isteniyor? Hammaddesiyle birlikte fabrika tümüyle onun eline mi geçecek?' Bunları tabi ki kamuoyuyla paylaşacağız. Şuanda Bandırma'da arkadaşlarımız önce bir bilgilendirme, imza kampanyaları ve şehir merkezinde bir stant açtılar. Böyle etkinlikler var. Diğer taraftan biz; Maden Mühendisleri Odası Jeoloji Mühendisleri Odası, yani borda örgütlü olan işçi ve memur, kamu çalışanlarının örgütleri ve TMMOB'un ilgili Maden Mühendisleri Odası olarak bir platform oluşturduk, zaten bunu geçmişte oluşturmuştuk. Onlarla birlikte de bir açıklama yaptık.

G.B: Güncellendi de aslında bir yandan o platform.

"ARALIK AYI İÇERİSİNDE BOR SEMPOZYUMU DÜZENLEYECEĞİZ"

M.Ö: Dolayısıyla bir taraftan biz işyerinde böyle bir mücadele verirken fabrikada, yörede, bölgede; diğer taraftan da Türkiye genelinde böyle bir platforma ortak bir mücadele yapacağız ve Aralık ayı içerisinde de bor sempozyumu bu anlamda da Ankara'da düzenlenecek platformumuz tarafından.

G.B: Tarih kesin mi?

M.Ö: 19 Aralık gibi düşünüldü ama bu gelişmeler; bu özelleştirme kararı açıklanmadan evvel sempozyum kararı alınmıştı. Şimdi tarihi biraz öne çekilmesi konusunda görüşmelerimiz var. Dolayısıyla bu konuda ciddi bir çalışma yapacağız.

G.B: Bor'un özelleştirilmemesi için pek çok cephede bir mücadeleye hazırlanıyorsunuz...

"SADECE BOR'UN DEĞİL TPAO VE BOTAŞ'IN ÖZELLEŞTİRİLMESİ DE GÜNDEMDE, ÖZELLEŞTİRMEYE KARŞI MÜCADELEMİZİ EŞ ZAMANLI YÜRÜTECEĞİZ"

M.Ö: Evet, bunun dışında tabi biliyorsunuz özelleştirmelerle ilgili, bizim sektörümüzü ilgilendirdiği için bir cümleye değinmekte yarar var, üyelerimiz de yanlış anlarlar 'Sayın Başkan Bor'u söylerken, bizi söylemedi gibi'; o özelleştirme programı içerisinde Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın halka arz edilerek özelleştirilmesi, yine BOTAŞ'ın üçe bölünerek, bir bölümünün acilen özelleştirilmesi de program da açıklandı. Tabi ki biz mücadelemizi hem TPO'da hem de BOTAŞ'ta hem de BOR'da birlikte eş zamanlı yürüteceğiz.

G.B: Maliye Bakanı Mehmet Şimşek bir açıklama yapmıştı. Oldukça kapsamlı bir özelleştirme listesi açıkladı.

M.Ö: Evet, bayramın üçüncü günü bir açıklama yaptı. O listedeki açıklamadan dolayı zaten...

G.B: Pek çok farklı sektördeki işletmeler; eğlence sektöründen sosyal tesislere kadar geniş alanda bu pek çok farklı sendikayı da doğrudan ve dolaylı ilgilendiriyordu...

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK ŞEKER FABRİKALARINDAN ELEKTRİK DAĞITIMINA KADAR KAPSAMLI BİR ÖZELLEŞTİRME LİSTESİ AÇIKLADI.

M.Ö: Evet, mesela en çok şeker işkolunu ilgilendiriyor çünkü orada direkt şekerin 15 fabrikasının, 2015 yılı içerisinde özelleştirileceği açıklandı. Elde kalan elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirileceği açıklandı. Bir çok irili ufaklı kamu şirketlerinin özelleştirileceği açıklandı.

"ÖZELLEŞTİRMEYE KARŞI ORTAK MÜCADELEYİ TÜRK-İŞ BAŞKANLAR KURULU'NUN GÜNDEMİNE GETİRDİK"

G.B: Peki bu yeni dalgadan diyelim; özelleştirme dalgası girişiminden etkilenecek, doğrudan etkilenecek sendikalarla bir görüşmeniz, bir ortak mücadele çabası içerisinde olacak mısınız? Çünkü pek çok sendikayı doğrudan ilgilendiriyor.

M.Ö: Vallahi Gökhan Bey, Pazartesi günü Türk İş Başkanlar Kurulu vardı, orada da gündeme getirdik. Türk İş Yönetim Kurulu da bu konuda ortak mücadele yapmamız gerekir fikrini benimsedi. Umarım konfederasyonun böyle bir girişim, organizasyonu olur.

G.B: Üstelik Türk İş'in az çok ciddi sayılabilecek son eylemi Yatağan madenleri ve enerji santrallerinin özelleştirilmesi sorunu eksenli iş bırakma olmuştu...

M.Ö: Tabi ki, zaten özelleştirilmelere karşı mücadelelerde temel eksiklik; sendikal hareketin kolektif bir birliktelik sağlayamaması. Mücadeleyi ortaklaştıramaması. İşkolundan, işyerinden, bölgeden çıkarıp genel bir özelleştirmeye karşı, genel bir mücadeleye dönüştürememesinden kaynaklı çok büyük bir eksiklik var.

G.B: Bugüne kadar bu sayede bastırdılar, etkili olabildiler.

M.Ö: Umarım Türk-İş Başkanlar Kurulu'nda konuşulduğu şekilde pratikte de özelleştirmeye karşı ortak bir tutum alınarak bir mücadele stratejisi uygulanır. Tabi ki bunları biz görüşüyoruz.

G.B: Başkanlar Kurulu yaptık dediniz Pazartesi günü. Bir kaç sorum daha olacak onunla ilgili ama önce bir haberimiz var onu da verelim. Yine iş cinayetleriyle ilgili, yeni gerçekleşmiş bir iş cinayetiyle ilgili.

HABER: ISPARTA EĞİRDİR'DE KAMYONET DEVRİLDİ, 4 İŞÇİ ÖLDÜ

İşçi ölümlerine ne yazık ki bir yenisi eklendi. Isparta'nın Eğirdir ilçesinde, maden işçilerini taşıyan kamyonetin devrilmesi sonucu dört kişi öldü, yedi kişi yaralandı. Bir diğer iş kazası haberi de Adana'dan geldi.

Haber: Burası Isparta'nın Eğirdir İlçesi. İşçileri yemekhaneye kamyonetle taşıdılar. Maden işçilerini taşıyan kamyonetin sürücüsü aşırı hız yaptı; direksiyon hakimiyetini kaybedince şarampole yuvarlandı. Üstü açık kamyonetle işçi taşımak, dört işçinin canına mal oldu. Öğle yemeğine çıkan işçilerden Dursun Ozan, Mehmet Özalp, Ziya Yılmaz ve Musa Olgun olay yerinde hayatını kaybetti. Yaralanan yedi işçi için sağlık ekipleri harekete geçti; yaralı işçileri hastaneye kaldırdı. Polis ve savcılık şimdi kazayla ilgili soruşturma başlattı. İfadesi alınmayan ve kazaya neden olan sürücünün hastaneden taburcu olması bekleniyor.

Bir başka iş kazası haberi ise Adana'dan geldi. Yüreğir İlçesi, Kazım Başer Mahallesi'nde yapımı süren Adalet Sarayı inşaatında çalışan işçi 33 yaşındaki Alaattin Gökçen, iskeleden düşerek, ağır yaralandı. İki metreden düşen ve ağır yaralanan Gökçen, hastanede tedavi altına alındı. Gökçen'in sağlık durumu ciddiyetini koruyor.

"SON AÇIKLANACAK VERİLERLE 2015'TE İŞ CİNAYETLERİNDE TÜRKİYE DÜNYA'DA BİRİNCİLİĞE YÜKSELECEK"

G.B: Yine bir iş cinayeti, her gün ayrı iş cinayeti. Ben bıktım her programda en az bir, iki iş cinayeti haberi vermekten ama bir türlü önlenemiyor, ne düşünüyorsunuz?

M.Ö: Bu yıl meydana gelen iş cinayetleriyle birlikte özellikle Soma, torunlar inşaat ve her gün ortalama üç işçinin, dört işçinin ölmesiyle birlikte biz bu konuda dünya birinciliğine yükselmiş durumdayız.

G.B: Üçüncü olduğu iddia ediliyordu, Rusya ve Meksika'dan sonra sanırım.

M.Ö: Evet, 2014 verileri açıklandığında 2015'in ortalarına doğru bunu çok net bir şekilde göreceğiz. Zaten Avrupa birinciliğini yıllardır hiçbir ülkeye kaptırmadık.

G.B: En istikrarlı olduğu konu Türkiye'nin. Yine bu da sendikalar açısından başka bir temel gündem ama ne yazık ki benzer sorunlardan kaynaklı herhalde, insan hayatı söz konusu olmasına rağmen bir türlü bir şey yapılamadı.

M.Ö: Soma'yla birlikte bu konu çok konuşuldu, tartışıldı ve çok ciddi bir kamuoyu da oluştu. O kamuoyunun duyarlılığı hala devam ediyor fakat bu konuda somut önlemler alınmasına yönelik adımlar atılmadı. Torba yasa tasarısında böyle bir beklenti vardı, gerçekleşmedi.

G.B: Hatta belki daha sorunlu, çözümsüz hale getirilecek hamleler yapılıyor.

M.Ö: Evet, şimdi ikinci bir torba yasa gündeme getirilmiş durumda. Kamuoyunda bu ikinci planda kaldığı için çok öne çıkmadı. Bunun içinde yeni düzenlemeler yapacağız deniyor özellikle denetimlerle ilgili ve sorumlu kurumlarla ilgili. Çalışma Bakanlığı'ndan alıp, hangi kamu kuruluşuna hangi bakanlığa bağlıysa o bakanlığın sorumlu hale getirildiği denetim mekanizmalarında sıklaştırıldığı ve etkin hale getirildiği bir yasa teklifinden bahsediliyor.

G.B: Ama bir yandan da güvencesizleştirmenin önünü açan düzenlemeler de var.

"İŞ CİNAYETLERİNİ ÖNLEYECEKSEK ÖNCE TAŞERONLAŞMAYI KALDIRACAĞIZ"

M.Ö: Doğru ama burada yine meselenin özü sadece yetkili kurum kimdir, denetimin nasıl olacağı değildir, tabi ki bunlar çok önemlidir, kaldı ki denetimin nasıl olacağına ilişkin bizlerin, sendikaların ve diğer odaların vesaire görüşleri doğrultusunda bunun oluşması lazım. İşverenlerden tamamen bağımsız denetim ekiplerinin oluşturulması lazım ama bununla birlikte Soma'daki facianın, felaketin özü özelleştirme politikalarının sonucu değil miydi? O kiralama dediğimiz şey bir tür özelleştirme değil miydi? Taşeronlaşma değil miydi? Eğer biz iş cinayetlerini önleyeceksek, önce taşeronlaşmayı kaldıracağız çünkü ölümlere baktığımız zaman yaklaşık yüzde 80'ini taşeron işçilerin oluşturduğunu görüyoruz. Mesela üç gün önce TÜPRAŞ'ta bir iş kazası meydana geldi. TÜPRAŞ motorine yönelik yeni bir rafineri kuruyor, o rafinerinin inşaatını yapan TEKFEN'in taşeronunda kaza meydana geldi.

G.B: Hayatını kaybeden üyeniz oldukça da gençti.

M.Ö: 26 yaşında bir işçi arkadaşımız. İş kazalarının çok büyük bir bölümü taşeronlarda gerçekleşti. O zaman taşeronluğu ortadan kaldıracak, tasfiye edecek veya özelleştirmeleri ortadan kaldıracak bir politika izleyeceksiniz ki o zaman iş kazalarını önleyebilesiniz veya azaltabilesiniz.

G.B: Taşeronlaşma temel sorun diyorsunuz. Ölümlerden bahsediyoruz, iş cinayetlerinden kaynaklı ölümlerden.... Ancak Türkiye söz konusu olduğunda sadece iş cinayetleri kaynaklı ölümlerden bahsedemiyoruz...Son günlerde, haftalarda Kobanê direnişi eksenli gelişmeler yaşandı, siz de sendika olarak bununla ilgili bir açıklama yaptınız. Sadece Türkiye'de kırkın üzerinde vatandaş hayatını kaybetti ve hala gelişmeleri biraz daha sakinlemiş olmakla birlikte bütün yakıcılığıyla devam ediyor. Sendika olarak bütün bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

"BİR SENDİKA HERŞEYDEN ÖNCE SAVAŞA KARŞIDIR..."

M.Ö: Tabi ki sendikalar sadece işçilerin çalışma koşullarının iyileştirilmesi veya yaşam koşullarının iyileştirilmesi mücadelesi veremez. Ülkenin, toplumun sorunlarıyla da doğrudan ilgilenir ki o sorunlar aynı zamanda sizin alacağınız hakları da belirler. Dolayısıyla Petrol-İş Sendikası bu konularda son derece duyarlı bir sendikadır. Ayrıca da yıllardır ülkemizde yaşanan Kürt sorununun, demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesini de savunmaktadır. Tabi bir sendika her şeyden önce savaşa karşıdır; şiddetin her türlüsüne karşıdır, teröre karşıdır. Sendika bir mücadele örgütü olduğu için de şiddet içermen, barışçıl mücadeleleri ve eylemleri her zaman destekler. Tabi ki biz ülkemizde meydana gelen bu şiddet olaylarını doğru bulmuyoruz. İnsanlarımızın ölmesini doğru bulmuyoruz; bunun toplumsal barışımızı çok ciddi bir şekilde tehdit ettiğini söylüyoruz. Ama bununda tabi nedenleri var, bu program içerisinde, bu kısa sürede bunları uzun uzun konuşamayız. Ortadoğu şu anda kanayan bir yara, tabi ki Amerika'nın Irak'ı işgaliyle başlamıştı. Sizde hatırlarsanız biz Irak'ın işgalini 'Bir Özelleştirme Harekatı: Irak' sloganıyla kamuoyuna vermiştik.

G.B: Çok da etkili ve başarılı bir kampanyaydı.

"ÇATIŞMALARIN MERKEZİNDE PETROL VE DOĞALGAZ REZERVLERİ VAR, IRAK VE SURİYE'NİN KUZEYİNDEKİ PETROLÜN AKDENİZ'E AKTARILABİLMESİ STRATEJİSİ VAR..."

M.Ö: Evet, tam da böyle oldu çünkü hemen bir iki cümle konuşacak olursak; dünyadaki bilinen petrol rezervlerinin yüzde 48'i Gökhan Bey, yine bilinen doğalgaz rezervlerinin ise yüzde 43'ü Ortadoğu'da bulunuyor ve Irak en yüksek rezervi olan dünyada beşinci ülke. Üretim bakımından da, bu işgalden dolayı üretimde tabi ki zayıflama oldu, sekizinci durumda. İşte burada bütün olup biten enerji kaynaklarını, başta ABD olmak üzere diğer emperyalist güçlerin ele geçirme politikalarının sonucudur. Hatta meselenin biraz daha ekonomik politiğine baktığımız zaman Kuzey Irak, Kuzey Suriye üzerinden ki buralar zengin petrol rezervlerinin olduğu bölgelerdir biliyorsunuz, bu petrolün Akdeniz'e aktarılma stratejisi de burada vardır. Dolayısıyla sınırlarımızda meydana gelen bu şeyleri çok önemli gelişmeler olarak görüyoruz.

"KOBANE'DE İNSANLAR KATLİAMLARIYLA TEPKİ ÇEKEN IŞİD'E KARŞI SAVAŞIYORLAR"

Kobanê olayı da önemlidir. Orada insanlar IŞİD'e karşı, bütün dünyanın, insanlığın tepkisini çeken vahşice uygulamalarıyla, katliamlarıyla tepkisini çeken bu örgüte karşı insanlar orada savaşıyorlar. Bu insanların bir çok akrabası Türkiye'de. Zaten o sınır, herkes bilir ki kum üzerine çizilmiştir ve onun çizilmesinin nedeni yer altı petrol kaynaklarıdır. O sınır, öyle gerçekçi bir sınır değildir. Kum üzerine çizildiği içinde oradaki köyler ve kasabalar ikiye bölünmüştür; yarısı Türkiye tarafında kalmıştır, yarısı Irak veya Suriye tarafında kalmıştır. Tabi ki onlara bizim sahip çıkmamız, insani yardımlarda bulunmamız bir sendika olarak en doğal yapmamız gereken bir tavırdır.

G.B: Üyeleriniz de var. Batman, eylemlerin en çok olduğu noktadan bir tanesiydi; aktif olarak direnişe katıldı.

M.Ö: Tabi, 5 bine yakın üyemiz var o bölgede.

G.B: Pek çok akrabası şu veya bu şekilde orada savaşıyor, mağdur. Pekçok sendikaya göre direkt etkilenen bir sendikasınız aslında...

M.Ö: Sendikamızın yaklaşık altıda biri o bölgededir şuanda. Doğrudan üyelerimizin akrabaları da orada vardır, hatta bir merkez yöneticimizin bile akrabası vardır o bölgede, olaylardan etkilenmiştir.

G.B: Sendika olarak bu çerçevede bir hazırlığınız var mı? Üyeleriniz üzerinden belki çünkü dayanışma kampanyaları, yardım kampanyaları gibi pek çok faaliyet var.

M.Ö: Şöyle, başta Batman şubemiz olmak üzere bölgedeki şubelerimiz sürekli oradalar. Bizde Başkanlar Kurulumuz ile bir değerlendirme yaptık; önümüzdeki hafta benimle birlikte merkez yöneticilerimiz ve bazı şube başkanlarımızla birlikte bölgeye gideceğiz ve insani yardım noktasında ne yapılabilir durumu bir görüp, daha sonra sendika olarak yapabileceğimiz bir şey varsa insani yardım anlamında bunu yapacağız.

G.B: peki, bizde onu takip edeceğiz. Teşekkür ederiz Sayın Mustafa Öztaşkın, programımıza katıldınız. Belki bir kaç saat daha konuşuruz, yine konuşacak çok şeyimiz olur ama programımızın süresi ne yazık ki sınırlı. Hatta biraz aştık, rejinin de sabrını zorlayarak. Teşekkür ediyoruz; geldiniz, katıldınız ve değerli görüşlerinizi bizlerle, izleyicilerle paylaştınız.

M.Ö: Ben teşekkür ederim.

G.B: Evet, Petrol İş Sendikası Genel Başkanı Sayın Mustafa Öztaşkın stüdyo konuğumuzdu. Kendisiyle işçi hareketinin sorunlarından, bölgenin Kobanê direnişi eksenli sorunlarına kadar pek çok meseleyi değerlendirdik, konuştuk. Elbette daha çok konuşacak mesele var. Bunları da artık sonraki programlarda farklı vesilelerle konuşmaya devam edeceğiz. Sayın Mustafa Öztaşkın'ın son sözleriyle bugün ki programımızı da kapatıyoruz. Önümüzdeki hafta bir sonraki Emek Dünyası programında buluşmak üzere, hoşça kalın.

İSTANBUL/Müge Akbasan - Gökhan Biçici

Fotoğraf kaynakları: Gerçek Gazetesi, sendika.org ve İMC TV Emek Dünyası Programı