17 Nisan 2012, Salı

Haftanın Röportajı:

Arzu Çerkezoğlu: Sağlık alanında taşeron çalıştırma sistemi hilelidir

Taşeron sisteminin kaldırılması için "Güvenceli İş İnsanca Yaşam Çadırları" kuran ve 22 Nisan'da Ankara'da büyük bir eyleme hazırlanan Dev Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu Emek Dünyası’na konuştu.

İSMAİL YILDIRIM

Son dönemlerde çadır eylemleriyle gündeme gelen Devrimci Sağlık İşçileri Sendikası’nın genel başkanı Arzu Çerkezoğlu 1 Mayıs sürecini, Ulusal İstihdam Stratejisi’ni ve Toplu İş İlişkileri Kanunu yasa tasarısını Emek Dünyası'na değerlendirdi.

Sağlık alanından taşeron işçi çalıştırmanın bir hileden ibaret olduğunu belirten Çerkezoğlu, buna dur diyeceklerini ve 22 Nisan’da esas muhataplarla karşı karşıya geleceklerini belirtti. Çerkezoğlu, Ulusal İstihdam Stratejisi’nin güvencesiz çalışmayı garanti altına aldığını söylerken, 1 Mayıs’ta AKP’nin neoliberal politikalarına karşı alanlarda olacaklarını duyurdu.

Yürüttüğünüz “İnsanca iş ve güvenceli çalışma çadırları” kampanyasından bahseder misiniz?

Biz yıllardır sağlık alanında taşeronlaştırmaya karşı "insan ihale ile çalıştırılmaz, sağlıkta taşeron olmaz" diye sendikal mücadele ve örgütlenme çalışması yürütüyoruz.  Bir yandan fiili ve meşru temelde taşeron işçilerinin örgütlenmeye çabalar ve kazanımlar elde etmeye çalışırken, diğer yandan da bu süreci hukuksal kazanımlara taşıdık. Çünkü biz ilk günden itibaren hep şunu söyledik: sağlık hizmeti bir ekip hizmetidir.  Sağlık hizmetinin bölünerek, taşeron şirketlere verilmesi sağlık hizmetinin doğasına aykırıdır. Sağlık alanında çalışan işçilerin bu biçimiyle çalıştırılmalarının anayasaya aykırı olduğunu söyledik. Bu nedenle örgütlü olduğumuz her yerde, bölge çalıştırma müdürlüklerine ve sağlık bakanlığına, sağlık çalışanı olduğumuzun tespit edilmesi için çeşitli başvurular yaptık.

‘SAĞLIK ALANINDA TAŞERON ÇALIŞMA SİSTEMİ HİLELİDİR’

Bugün 20’nin üzerinde hastanede mahkemelerin aldığı kararlarla taşeron çalıştırma sisteminin hileli olduğu tespit edildi. Ama buna rağmen yaklaşık iki buçuk yıldır, yasa dışı bir biçimde ihaleler yapılmaya devam ediyor ve insanlar hala taşeron belası altında çalıştırılıyor. Zaten bu konuda siyasi iktidarın ciddi bir şekilde hukuksuzluğu ve bunda ısrarı var. Biz bu dönemde tek tek hastaneler bazında yürüttüğümüz mücadeleyi etkinleştirmek ve siyasal iktidarın bu hukuk tanımaz tavrından vazgeçmesini sağlamak açsından, belirdiğimiz 8 bölgede (İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Kocaeli, Antalya ve Samsun) çadırlarımızı açtık. Buralarda bildirilerimiz dağıtıyoruz, imzalar topluyoruz ve kamuoyunu bilgilendiriyoruz. Çadırlarda “İnsanca iş ve güvenceli çalışma çadırları” dedik. Temel sloganımız çok basit ve net aslında. Diyoruz ki, "Biz Taşeron işçisi değiliz, sağlık işçisiyiz. Bu konudaki yargı kararları uygulansın". Bu yönde taleplerimiz var. Bu süreci bütün Türkiye’de örgütlü olduğumuz her yerde yürütüyoruz.

Taşerona karşı merkezi bir miting yapma ihtiyacı nasıl ortaya çıktı?

‘ESAS MUHATTAPLARLA KARŞI KARŞIYA GELMEK İSTİYORUZ’

Esas olarak tek tek hastanelerde yürüttüğümüz mücadelede gördük ki, bu mücadelenin kazanıma ulaşması ve taşeron sisteminin başta sağlık alanı olmak üzere yasaklanması ve ortadan kaldırılması mücadelesinin temel muhatabı aslında siyasal iktidar.  O nedenle 22 Nisan’da merkezi bir eylem yapıp, esas muhatapla karşı karşı gelmek istiyoruz. Yani biz 22 nisanda Ankara’ya giderken, bütün topladığımız imzaları götüreceğiz ve çadırlarımızı merkezileştireceğiz. 22 Nisan’dan önce de Sağlık Bakanlığı önünde bu çadırlar kurulmaya devam edecek. Ta ki taşeron çalıştırma sağlık alanında son bulana kadar. Biz taşeron sistemin son bulması için başbakanı veya bakanı karşımıza muhatap olarak oturtana kadar bu mücadeleyi yürüteceğiz.

Ama asıl olarak biliyoruz ki, taşeron çalıştırma bir sermaye stratejisidir ve sadece sağlık alanında değil tüm alanlarda, bütün Dünya’da ve Türkiye’de  taşeron işçiler var. Dolayısıyla biz 22 Nisan’da yapacağımız bu mitingle sadece taşeron sağlık işçilerini değil. Taşeron belasıyla çalışan tüm işçileri, direnişlerdeki işçileri, iş kolu farkı gözetmeksizin, güvencesizliğe karşı mücadele edenleri, sağlık hakkına sahip çıkan herkesi 22 Nisan’da Ankara’ya davet ediyoruz.

1 Mayıs’a giderken neler yapıyorsunuz?

‘1 MAYIS’TA AKP’NİN NEOLİBERAL POLİTALARINA KARŞI TEPKİ BÜYECEK’

Mayıs bizim için çok önemli, bir yıllık kazanımlarımızın sermayenin karşısına koyduğumuz bir gün olarak çok önemsiyoruz.  22 Nisan’da yapacağımız eylem ve çadır eylemleri 1 Mayıs'a daha güçlü bir şekilde çıkmamızı sağlayacak.  Bu yılki 1 Mayıs’ın, son birkaç 1 Mayıs’ta olduğu gibi, AKP’nin neoliberal politikalarını karşı tepkinin daha kitlesel bir biçimde açığa çıkacağı bir gün olacağı bugünden görülüyor.

Ulusal İstihdam Stratejisi’ni nasıl değerlendiriyorsunuz?

‘ULUSAL İSTİHDAM STRATEJİSİ GÜVENCESİZ ÇALIŞMAYI GARANTİ ALTINA ALIYOR’

Şimdi Ulusal İstihdam Stratejisi (UİS) uzun vadeli de bir şey, 2023’e kadar bir program olarak ifade ediliyor.  Aslında UİS’nin toplamına baktığımızda, sermayenin bir stratejisi olan güvencesiz çalıştırmayı kalıcı hale getiren ve bunun asıl çalışma biçimi haline gelmesi amacıyla sermayenin önündeki tüm engelleri ortadan kaldıran bir dizi düzenleme getiriyor.  Mesela bunlardan biri taşeron çalıştırmayı düzenleyen İş Kanunu'nun 2 maddesinde değişikler yaparak, azda olsa taşeron sistemi için geçerli olan kuralları ortadan kaldırmayı ve tamamen dizginsiz bir çalışma şekli ortaya çıkarmayı hedefliyor.

‘VAR OLAN DÜŞÜK ASGARİ ÜCRETİ BİLE AŞAĞIYA ÇEKECEKLER’

Bölgesel asgari ücret UİS’lerin önemli parametrelerinden bir tanesi. Açlık sınırın altındaki bir asgari ücretle milyonlarca insanın yaşamaya mahkum edildiği bir ülkede olmamıza rağmen, bunun bile daha aşağı çekildiği, işte Diyarbakır’da belki 550 liraya, İstanbul’da 750 liraya çalışılan bir düzenek kurmak istiyorlar. Dolayısıyla UİS adı altındaki bu projeye karşı bütünlüklü mücadele yürütülmeli. Çünkü sermaye tüm dizginlerinden kurtulup, emek sömürüsünü daha da yoğun bir şekilde programına koymuş görünüyor.  AKP’de bunu can siperane bir biçimde hayata geçirmek için elinde geleni yapıyor.

Toplu İş İlişkileri Kanunu yasa tasarısı önümüzdeki günlerde meclis genel kuruluna gelecek, siz bu tasarıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok fazla yasa çıkıyor son dönemde, bu bir tesadüf değil. Neoliberal sistem bir taraftan her alanda hayata geçirilirken, bir yandan da rejimin yeniden yapılandığı, bunların yasalarla güvence altına alındığı bir dönemden geçiyoruz.  Yani yargıdan orduya, medyadan hayatın tüm alanlarına kadar tümümün yeniden düzenlediği bir süreç. Sendikalar açısından da aynı süreç yaşanıyor. Kamu sendikaları için yapılan değişikliler de bunun bir parçası. Şimdide işçi sendikalarını ve toplu sözleme yasanında adında sendikanın bile geçmediği Toplu İş İlişkileri Kanunu yasa tasarısı adı adlında bir düzenleme ile karşı karşıyayız.

‘12 EYLÜL’ÜN YASAKÇI YASALARI DEĞİŞMİYOR’

Aslında bu düzenlemede çeşitli şeyler olumluluk gibi sunulsa da, mesela barajın düşmesi gibi, biz bunların iş kolu birleşmeleriyle daha da yükseldiğini biliyoruz. Burada kritik olan şu, özellikle işçilerin örgütlenmesi yönünde ki toplu sözleşmeyi hayata geçirmesi ve grev hakları önündeki engeller daha da çoğaldı. Aslında 12 Eylül’ün yasakçı yasaları deniyor 2821 ve 2822’ye ama yeni gelen yasaya baktığımızda bu konuda hiçbir iyileştirmenin olmadığını görüyoruz. Tersine aslında yeni düzenlemeyle eskinden daha geri bir yasa olarak görüyoruz.  Tasarı toplu sözleşme ve yetki ile ilgili hiçbir iyileştirme içermiyor. Grev yasağı daha da geliştirilirken, gerek örgütlenme açısından, gerek yetki prosedürleri ve toplu sözleşme hakkı açısından, gerekse grev açısından hiçbir ileri adım yok.  O nedenle bu yasaya karşı mücadelenin önemli olduğunu düşünüyoruz.

‘YASANIN BU HALİYLE MECLİSTEN GEÇMEMESİ İÇİN ÇALIŞMALAR YÜRÜTECEĞİZ’

Konfederasyonumuzun Toplu İş İlişkileri Kanunu yasa tasarısına karşı eylem kararı var. Bu konuda bir program önümüzdeki başkanlar kurulunda da konuşulacaktır. Bu yasanın bu haliyle meclisten geçmemesi için gerekli çalışmaları yapmak durumundayız.

Peki, sendikanız iş kolu barajından etkileniyor mu?

‘KAĞIT ÜZERİNDE BİR TAKIM OYUNLARLA, TAŞERON İŞÇİLERİN ÖRGÜTLENMESİ ENGELENEBİLİR’

Bir kere Dev Sağlık-İş 2009 yılından beri istatistiklerin yayınlamamasından sıkıntı çekiyor. Çünkü bizim 2009’da en son yayınlanan istatistiklerde üye sayımız 4 bin 900 civarındayken, şu an 10 binden fazla. 2009 yılından beri istatistiklerin yayınlanmaması, yetkisiz sendika tartışmalarını bizim açımızdan can sıkıcı hala getiriyor. Yüzde üçlük veya birlik bir baraj Dev Sağlık-İş açısından engel değil. Barajları çok rahat aşabiliriz. Ama burada endişelendiğimiz başka bir şey var. Taşeron işçilerinin hakları zaten görülmüyor. Hatta varlığı bile yok sayılıyor. Dolayısıyla kağıt üzerinde bir takım oyunlarla taşeron işçilerinin sendikalaşması da engellenebilir.

EmekDünyası.Net

İstanbul -