10 Mayıs 2012, Perşembe

Mert Fırat: "Biseksüel olsam açıklardım"

Son haftaların malum tiyatro tartışması, Başbakan'ın tavrı, Yılmaz Erdoğan'la başlayacağı yeni film, İlksen Başarır'la yazdığı yeni senaryo...Samet Özçelik'in yurttaş gazeteciliği çalışması olarak Mert Fırat'la yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz.

SAMET ÖZÇELİK

Kadınlar neden bu adama bayılıyor diye sormak abesle iştigal. Yakından gördüm. Ağzı, burnu, dudağı o biçim. Buluştuğumuzda saçlarına jöle sürmemiş ama fön olduğu belliydi. Özenmiş gelmiş. Görünce sevindim. Bu özen bana değil tabii ama ben yine de üstüme alındım.

Yüzü nurlu gibi geldi bana. Bir sempatiklik var mimiklerinde. İyi niyeti her halinden belli. Sevdim. Keşke arkadaşım olsa dedim.

Moda'da Oyun Atölyesi'nde buluştuk. Kapıdan girerken o kelimeyle  ilgili şeyi yine düşündüm; atölye mi, atelye mi? Haluk Bilginer yazdıysa atölyedir doğrusu dedim ve içeri girip bir kahve söyledim. Mert tam saatinde geldi. Farkındaysanız Mert diyorum. O samimiyeti karşısındakine veren biri. Ben de böyle fırsatları kaçırmayan biriyim. Ama konu ben değilim. Tokalaştıktan sonra, dört masa yanımızda, oturmuş kiraz yiyen Haluk Bilginer'in yanına gitti, selam verdi, geldi. Karşıma oturdu, önce tütününü sardı, sonra ben Rec'e bastım, başladık sohbete.

Uzun ama akıcı bir söyleşi oldu.  Ben yazarken biraz sıkılsam da siz okurken eğleneceksiniz. Zira Mert Fırat şimdiye kadar konuşmadığı şeyleri konuştu. Mesela ilk defa seksle ilgili sorulara cevap verdi. (Daha önce birine daha konuşmuş ama yayınlanmamış mı ne olmuş...)

Seksi başlığa almamın tek sebebi işi köpürtmek.

Seks söyleşiyi parlatsa da daha önemli şeylerden, yeni işlerinden, ev halinden bahsetti. Son haftaların malum tiyatro tartışması, Başbakan'ın tavrı, Yılmaz Erdoğan'la başlayacağı yeni film, İlksen Başarır'la yazdığı yeni senaryo, annesi ve kız kardeşi, akşamları evde ne yaptığı, hatta son gördüğü rüya bile bu röportajda...

Röportajın bombasını ise o değil ben patlattım. Dizi izlemediğini söylediği sırada Black Mirror'ı izlemesini tavsiye edeceğim derken, "Mirror" diyemeyişim ve ağzımdan "Merööğr"ümsü bir şey çıkması beni bir hayli sinir edip utandırsa da, sağ olsun kendisi duymazlıktan geldi ve sohbet sekteye uğramadı.

Söz konusu Mert Fırat. Bu yüzden önce kadınlar. Sonra erkekler. Afiyetle okuyun.

Takip ediyorsundur, Başbakan bin yıllık o malum tartışmayı ateşledi. Sanat sanat için mi, sanat toplum için mi? Siz ne diyorsunuz?

Bu 18'inci yüzyılın tartışması. Bu tartışma çok geride kalmış. Tabii ki sanat toplum içindir. Ya da sanatçının tercihidir. Kimi sanatçı sanatı kendi için yapar, kimisi toplum için yapar. Zaten her halukarda istese de istemese de kendi için yapıyordur. Kendi tatminidir o, kendi paylaşımıdır. Ama kesinlikle toplum içindir en başta. Benim için öyle.

Şehir ve devlet tiyatrolarının durumuna ne diyorsun? Sen'e döndüm ben bir anda affedersiniz, ayıp etmiyorumdur umarım.

Yok yok tabii, hiç önemli değil, estağfurullah

"İKTİDARIN KENDİ İŞİNE GELDİĞİ GİBİ YAKLAŞIYOR OLMASI NORMAL"

Tiyatroların durumu diyorduk...

Devlet tiyatrosunun her zaman kendi içinde mükemmel işleyen bir sistemi yok. Ama kendi içinde birbirini besleyen bir durumu da var. Oyuncuların birbirine bir şeyler öğrettiği, usta çırak ilişkisinin olduğu... Şehir tiyatroları da öyle... Şöyle düşünmek lazım, bir hastane diyor ki sen kansersen ben ilgilenemem çünkü çok masraflı. Devlet nasıl bunu diyemezse sanat için de böyle bir şey diyemez. Bir de şey var, oradaki sistemin doğruluğu yanlışlığı tartışılır. Tabii ki devlet tiyatrosunun artıları olduğu gibi eksileri de vardır. Maaş aldığı halde sahneye çıkmayan oyuncu ya da hiçbir zaman kar edemeyen durumu... Ama bilmiyorum sanatta kar aranır mı? Bu bir ihtiyaç. Hastanede kar aranır mı? Bu tip sorular geliyor aklıma. Bir anlamda bu tartışmanın yararlı olduğunu da düşünüyorum. Çünkü herkes şapkasını önüne koyup bir dakika ya biz neredeyiz, biz niye şimdiye kadar örgütlenmedik, biz niye şimdiye kadar özerklik istemedik gibi şeyler düşünüp bu dosyayı açmayınca, birisi çıkıyor ve o dosyayı açıyor. Tabii ki iktidarın, buna işine geldiği gibi yaklaşıyor olması normal. Zaten başka türlüsü beklenemez ki. Bunu bugün Tayyip Erdoğan yaptı, yarın başkası da yapabilir. Başbakan'ın yaklaşımına ve üslubuna tamamen karşı çıkıyorum ama işleyişle ilgili ciddi sıkıntılar var. Keşke bu duruma oyuncular önceden el atsaydı. Keşke o dosyayı kendi eliyle insanlar açabilseydi. Bir yöntem oluşacak ama iktidarın o samimiyette olması lazım. Gerçekten bunu mu istiyor yoksa muhalefet olmamasını mı istiyor. Tabii ki ikincisi. Muhalefet oluşmamasını istiyor. Ama özelleşse de özerkleşse de o muhalefet oluşacak. Ben bunun olumlu sonuçlar doğuracağına da inanıyorum bir yandan. Ama bu iktidarı destekliyorum anlamına gelmez. Bunu bir fırsat olarak görebiliriz.

Eylemlere katıldın mı?

Katılmadım, çünkü Oyun Atölyesi'nde sürekli oyun oynuyoruz, eylemler de hafta içi beşten sonra oldu.

"YENİ FİLMİM, BU YÜZYILIN YÜZLEŞMESİ..."

Yeni filmin detayları belli oldu mu? Yılmaz Erdoğan'la çalışacaksın.

3 Temmuz'da başlamayı düşünüyoruz. Temmuz ayı içinde başlayıp 9-10 hafta devam edecek bir proje. Adı "Kelebeğin Rüyası". İki şairin hikayesi. Garip akımından da etkilenmiş 1940'larda geçen bir hikaye. Kıvanç Tatlıtuğ, Belçim Erdoğan, Farah Zeynep Abdullah var. Bir kısmı İstanbul'da, bir kısmı Zonguldak'ta çekilecek. Beni heyecanlandırıyor.

İlksen Başarır ile "Sizden Küçük Bir Ricamız Var" isminde bir senaryo yazıyorsunuz.  Bu ne durumda?

Bitmek üzere. Son revizyonlarını yapıyoruz. İçinde bulunduğumuz dönemi, evrensel bir şekilde ele alıyor. Filmin içindeki sadece Türkiye meselesi değil, film hikayeye evrensel bir algıyla bakıyor. Hikaye de 21'inci yüzyıl insanını anlatıyor. Bunu da komik bir şekilde anlatıyor. İnsanlık olarak nereye gidiyoruz, insan neye dönüşüyor, personalarımız neye dönüşüyor, teknoloji ve internetle başka kişilikler oluşuyor, bu kimlikler bize neler yapıyor, biz mi kimlikleri yönetiyoruz, yoksa kimlikler mi bizi yönetiyor, sistemden yakınıyoruz ama sistemi biz mi inşa ediyoruz, insan kendi küçük korku dükkanını nasıl yaratıyor? Tamam, teknoloji çağı ama acaba insanlıktan neler kaybediyoruz? Sanal gerçeklik asıl gerçekliği nasıl belirlemeye başladı? Gibi şeyleri düşündüm ve bu film çıktı ortaya. Tabii sadece bu anlattığım kadar değil, diğer yandan bu anlattıklarımın hepsi de yok. Bu röportajda konuştuğumuz kadarı da değil aslında film. Film bunun 10'da 1'i. Ama bu 10'da 1'lik oran öyle bir etki yapıyor ki bu dosyaların hepsini açıyor. Bu yüzyılın yüzleşme filmi olacak.

Bu yaz mı çekeceksiniz?

Evet bu yaz çekmeyi planlıyoruz ama vizyon tarihi belli değil.

"TESTOSTERON SEVİYEM ŞİMDİLİK BENİM KONTROLÜMDE"

Sizinle yapılan bütün röportajları okudum. En magazincisi bile sana "entelektüel" sorular sormaya çalışmış. Neden böyle yaklaşıyorlar? Size "ucuz" sorular sorulamaz mı? Mesela seks hakkında konuşamaz mıyız?

Bir kere yaptım aslında. Bir kadın seks konuşalım diye geldi. Erkekler ve seks hayatı gibi bir şeydi galiba. Fakat yeterince cesur değildi galiba.

O kadar araştırdım ama hiç denk gelmedim. Yayınlanmadı mı acaba?

Ben de hiç görmedim. Çok açık konuşmuş olabilirim. (Gülüyor)

Peki testosteron seviyen nasıl? Oyuna da gönderme yapmış olalım...

Kontrol edilebilir bir yerde. Şimdilik benim kontrolümde. (Gülüyor) Umarım ilerleyen yaşlarda kontrol elimden kaçmaz.

"Erkek olmak baştan problemli bir şey. Sürekli içgüdülerinle ve hormonlarınla mücadele ediyorsun" demişsin. Mücadele nasıl gidiyor şu sıralar?

Mücadele şu an makul seviyede. Yer yer yükseldiği anlar oluyor tabii. Bazen öfkeyle bazen başka şeylerle. Bazen de sevgiyle. (Gülüyor)

Belli bir seviyede tutmaya çalışıyorsun ama..

Bilim diyor ki, testosteron sahibisin, hormonların sana bir şey yapıyor ve buna karşı da bir reaksiyon oluşturuyor. Aslında gerçek duygun bu değil, bedenin sana bir oyun oynuyor. Büyük bir ihtimalle de belden aşağıya olan kısmı. (Gülüyor) Dolayısıyla sakin ol. Kavga ederken de öyle değil mi? Arabadan levyeyi alıp adamın üstüne yürümen gerekmiyor, sakin ol. Bununla yaşayabilmek galiba mesele. Yer yer benim de elimden kaçtığı oluyor, yer yer keşke kaçsaydı dediğim ama kaçmadığı oluyor. (Gülüyor)

Biseksüel olsam açıklardım demişsiniz. Açıklar mıydın gerçekten?

Gerçekten açıklardım. Ne olacak ki? Her biseksüel, her gey açıklayabilir mi bilmiyorum, zor bir şey çünkü. Ama ben açıklardım. Ensestle ilgili bir film yapıyoruz da, onu mu açıklamayacağız. Daha zor değil. Onu açıklayıp devam etmek başka bir mücadele. Hayata karşı başka bir duruş. Benim de çok saygı duyduğum bir şey. Neden açıklanamasın ki.

Gelecek tepkiler? İşini arkadaşlarını kaybetme korkusu? Toplumsal baskı?

Kaybedeceğin arkadaşları düşünmemek lazım, onlar gerçek arkadaş değildir zaten. İş görüşmesine gittiğinde de 'merhaba ben geyim' demeyeceğin için... O senin mesleğin değil, o senin yatak arkadaşını seçme şeklin ya da hayattaki tercihin. İş yerinde anlaşıldığında da durumlar değişiyorsa orası sana göre bir yer değildir zaten.

Bir kadın oyuncu magazincilere malzeme vermek için birlikte olmayı teklif etmiş. Kim bu kadın?

İsmini söylersem çok ayıp olur. Şu an aşağı yukarı istediği kariyerde. Bir daha kariyerini toplayamaz.

"BABA OLDUĞUMU ÖĞRENDİĞİM AN..."

En son çok mutlu olduğun 3 anını söyler misiniz?

Oyunculuk sınavını kazandığım an. Baba olduğumu öğrendiğim an...

Ne!

Yok daha olmadım. (Gülüyor) Olsam çok mutlu olurdum yani.

Şu sıra var mı öyle bir ihtimal?

Yok. Şimdilik yok. Önümüzdeki maçlara bakacağız.

İlişkin var mı?

Her an olabilir. Uzak durmuyorum bir ilişkiye.

Korkuların var mı?

Var. Yalnız kalmaktan korkuyorum. Yalnızlıktan da herkes korkuyor, çok popüler bir cevap oldu. Başarısızlıktan korkmuyorum mesela. Her başarısızlık bir şey öğretiyor çünkü. Bu arada en çok mutlu olduğun anlardan biri de Oyun Atölyesi'ne girdiğim an.

Nefret ettiğin özelliklerin? Kendinizi eleştirdiğiniz bir konu var mı?

Hayır demekte zorlanıyorum. Hayır demeyi yeni öğreniyorum.

Bu röportajı hayır diyemediğin için kabul etmedin umarım.

Yok yok hayır. Bak hayır dedim. (Gülüyor) Bu arada sigara içiyor olmamı da sevmiyorum. İnatçılığım. Çok inatçı olabiliyorum bazen. Bazen yaptığım bir işi fazla ciddiye almamı da sevmiyorum.

"EKŞİ SÖZLÜK'ÜN YÜZDE 1 HİSSESİ VAR ELİMDE"

Gece hayatın var mı?

Yok. Senede 5-6 defa belki çıkıyorum. Babam ses sanatçısıydı, gazinolarda çıkıyordu. Çok küçük yaşta gece hayatının içinde bulundum. 17 yaşımdan 22 yaşıma kadar garsonluk, barmenlik, aşçılık yaptım. Hep gece hayatının içinde olan işlerdi. Okulla birlikte gece hayatına olan ilgim nedense azaldı. Büyük bir haz almıyorum. Konser seviyorum ama gece hayatına girmez sanırım. Bir de gece hayatının içinde içki kaçınılmaz bir şey oluyor. O kadar içen birisi de değilim. Keyif aracı, zaman zaman olabilecek bir şey. Herhâlde ondan.

Akşamları evde ne yaparsın?

Okuyorum genelde. Çalışıyorum. Genelde elimde bir senaryo oluyor. Dizi oluyor, oyun, sinema oluyor. Bolca film seyrediyorum. Oyunlara gidiyorum. Takip ettiğim birkaç internet sitesi var, onlara bakıyorum. Sahilde oturuyorum bazen. Arkadaşlarımla görüşüyorum. Evlerde oturup sohbet muhabbet ediyoruz, oyun oynuyoruz. Americano diye bir oyun var, konkenci gibi oynuyoruz bazen, parasına falan değil de... Öyle geçiyor.

Televizyon izliyor musun?

Akşamları açıyorum ama hadi oturayım da televizyon seyredeyim gibi bir durum yok. Okan Bayulgen'i çok seviyorum. Gerçi onun programları artık kamu spotu gibi olduğu için (Gülüyor) onu takip etmek çok keyifli oluyor. Takip ettiğim dizi yok. Dizi pek izleyemiyorum.

Black Mirror'ı tavsiye ederim.

Black Mirror'ı izledim. Üç bölümü de seyrettim. Bizim film de biraz öyle. Black Mirror etkisi var.

Peki sıkılıyor musun hiç?

Yok. Sıkılmıyorum.

Evdesin, yapacak hiçbir şey yok mesela?

O zaman da dışarı çıkıyorum. Beşiktaş'ta oturuyorum. Çarşıya çıkıyorum. Çarşı benim için en güzel yerlerden biri. Gece 3'te de güzel, akşam 5'te de güzel. Gittiğim bir çay bahçesi var, orada takılıyorum. Bazen arabayı alıp sahile gidiyorum.

Hiçbir şey yapmak istemediğin anlar oluyor mu?

Oluyor. Hiçbir şey yapıyorum (Gülüyor)

Yalnız mı yaşıyorsun?

Annem ve kız kardeşimle yaşıyorum ama yalnız gibi, altlı üstlü oturuyoruz.

Senin tercihin mi?

Hem benim tercihim, hem de annem bir rahatsızlık geçirmişti. Ankara'da oturuyorlardı. Tedavi süreci geçirdi. Son 3-4 yıldır daha iyi. O tedaviden sonra hem değişiklik olsun, hem de yeni hayat, yeni tur, yeni şans dedik ve İstanbul'a yerleştiler kız kardeşimle birlikte.

Çok geçmiş olsun, rahatsızlığı neydi?

Kanserdi. Meme kanseriydi. Pek artık ciddi bir şey değil. Çok şükür atlattı.

"İNSANIN KENDİSİNE YABANCILAŞMASI GEREKİYOR"

Ekşi Sözlük'te 15 sayfa yorum girilmiş. Bir tane de olumsuz bir şey yazmaz mı? Yazmıyor.

Yüzde 1 hissesi var elimde, olumsuz girilenleri hemen siliyorum. (Gülüyor) niye kötü bir şey yazmıyorlar bilmiyorum, belki bundan sonra yazarlar.

En son gördüğün rüyanı hatırlıyor musun?

Evet.

Anlatılabilir bir şey mi?

Çok saçma ama ya... Bir gölün içinde poşete sarılmış, yüzmeye çalışan kuğular görmüştüm. Poşet de değil, Amerikan bezi gibi... Kuğu sürüsündeki her bir kuğu Amerikan beziyle çevrelenmiş gibi bir şey gördüm. Biz de bir teknenin içindeyiz. Ben, Kemal Aydoğan, ekipten birkaç kişi. Abi n'olmuş böyle, niye böyle burası falan, adamlar ne biçim stüdyo yapmışlar falan diyoruz. Orası plato muymuş, değil miymiş... Biz tekneyle oyun oynamaya gidiyormuşuz. Çok ağır ilerleyen bir tekne. Böyle bir korku filmi efekti ama gündüz. Garipti.

Hayır olsun. Garipmiş.

Eyvallah, sağolasın

Bazen durup n'apıyorum ben ya, dediğin oluyor mu?

Oluyor. İyi ki de oluyor. Bazen insanın her zaman yaptığı şeye, kendine, duruma, şehre, hayata, sevgilisine, başta kendisine yabancılaşması gerekiyor bence. Bazen. Her gün değil tabii.

Nasıl cevaplıyorsun o soruyu?

Kendi kendine bir terapi süreci gibi, bir kendini ikna süreci başlıyor. Ne yapıyorum ben ya, tiyatro yapıyorum, şunu yapıyorum, bunu yapıyorum... Galiba insanın kendine hep sorduğu şey, 'insan ne içindir' sorusu. Ben ne yapıyorum sorusuyla aynı şey. O kadar kısa bir ömrümüz var ki.

Ölümün ardı var mı?

Bence var. Ne şekilde olduğunu bilmiyorum. Ama var.

Cennet - Cehennem?

Olsa iyi olur tabii. (Gülüyor) Olsa fena olmaz. Bir sonrası olduğu umudunu taşıyorum içimde. Adına cennet de, cehennem de, araf de, paralel evren de, ne dersen de. Sürecin devamı için böyle bir şeyin olma umudunu taşımak güzel bir şey.

10 yıl sonra ne olacak desem ne dersin?

Kestirilemeyecek bir şey olacak ama ne olursa olsun Türkiye için 10 yıl sonrasının olumlu olacağını düşünüyorum. Olumlu düşünmemin sebebi şu anki iktidar değil. İnsanların meselelere yaklaşımları.

Sence şu an Türkiye'nin gündeminde ne var?

Ne yok ki... Başkanlık sistemi şu sıra gündemde, en son duyduğum o.

Yarın sabah nerede uyanmak isterdin?

Antakya'da. Babamın memleketi. Özledim Antakya'yı. Bir şeyler yerdim falan.

Musluk tamir edebiliyor musun?

Evet. Conta değiştirmişliğim çok var ama artık contalı musluklar yok. Nerede o eski musluklar (Gülüyor) Lavabonun altındaki boruyu açmanın iğrençliği, her Türkiyeli zavallı gencin başına geldiği gibi benim de çeşitli seferlerde başıma gelmiştir.

Magazine malzeme ver desem ne söylersin?

Hiç veremem ki, benden çıkmaz, vallahi gelmedi aklıma (Gülüyor)

Film ve kitap tavsiyesi?

En yakın zamanda izlediğim Yeraltı ve Vücut filmleri. Kitap da Ayten Kaya Görgün'ün Arıza Babaların Çatlak Kızları kitabı.