23 Ocak 2013, Çarşamba

Aziz Çelik: Yeni sınıf hareketleri büyük sonuçlara yol açabilir

Kocaeli Üniversitesi öğretim görevlisi Doçent Dr. Aziz Çelik bazen sendikalarla birlikte, bazen sendikalar dışında, hatta sendikalara rağmen gelişen parçalı ama koordineli olmayan sınıf hareketlerinin, geleneksel sendikal yapılanmayı zorlayacak bir birikim yarattığını ve büyük sonuçlara yol açabileceğine dikkat çekti.

Kocaeli Üniversitesi öğretim görevlisi Doçent Dr. Aziz Çelik, 2013'ten 2012'ye bakarak sendikal hareketin durumunu ETHA'ya değerlendirdi. Türkiye'de yüzde 65'lere varan bir ücretleşmenin olduğunu, işçi sınıfının nicel ve nitel olarak geliştiğini belirten Çelik, giderek artan güvencesiz ortamda bazen sendikalarla birlikte, bazen sendikalar dışında, hatta sendikalara rağmen gelişen parçalı ama koordineli olmayan sınıf hareketlerinin, eylemliliklerin geliştiğini ifade etti.
Çelik, bunların bir birikim yarattığını, geleneksel sendikal yapılanmayı zorlayacak bir dinamiği ortaya çıkarabileceğini ve bir potada birleşerek büyük sonuçlara yol açabileceğini belirtti.

'2012'DE İKİ ÖNEMLİ DEĞİŞİKLİK YAPILDI'

2013'ten geriye dönüp 2012 yılına baktığımızda sendikal durum nasıl gözüküyor?

2012'den 2013'e neler kaldı, ona baktığımızda belirgin birkaç gelişmeden sözetmek mümkün. Sendikal hareketi, işçi sınıfını ilgilendiren iki önemli yasal değişiklik yapıldı, iki sendika yasası. Kamu çalışanlarının grev hakkını içermeyen değişiklikler oldu. Aslında sözde toplu sözleşme ya da toplu pazarlık diye nitelendirmek mümkün bu değişiklikleri.
Kamu sendikaları yasasında değişiklik, Anayasa değişikliği sırasında gündeme gelmişti. Kamu çalışanlarına toplu pazarlık hakkı veriliyor dendi. Grev hakkı olmaksızın toplu pazarlık hakkının anlamsız olduğu görüldü. Çünkü bu değişikliğin hemen arkasından bir toplu sözleşme görüşmesi yapıldı, kamu çalışanları sendikaları ile hükümet arasında. Grev hakkını içermeyen bir mekanizma olduğu ve orada da en büyük sendika Memur Sen olduğu için anlamlı bir sonuç olmadan, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu'nda büyük ölçüde hükümetin çizdiği çerçevede sonuçlandı bu süreç.
Diğer önemli gelişme diye niteleyeceğimiz şey, yılın sonlarına doğru yapılan işçi sendikaları ile ilgili yasal düzenlemelerdi. Sendikalar yasası, toplu iş sözleşmesi, grev ve lokavt yasası değiştirildi. Yeni bir yasa söz konusu oldu. Çok uzun süre sendikal hareketin, Türkiye'nin gündeminde bir konuydu bu. Ve 6356 sayılı yeni bir sendikalar yasası çıkarıldı. Özellikle işçi sendikalarını kapsayan bir yasa.

'12 EYLÜL DÜZENLEMELERİ KORUNDU'

Bu değişiklikler ne getiriyor?

Buna baktığımızda, aslında bu yasada, özellikle toplu pazarlık ve grev hakkı konusunda 12 Eylül'de oluşturulan yasal düzenlemenin dışına çıkılmadı. Eskiden var olan toplu sözleşme ve grev hakkına dair düzenlemeler büyük ölçüde korundu. Sadece sendikaların iç işleyişine ilişkin değişiklikler getirildi. Bu yapılırken ciddi ayrımcılıklar yapıldı. Makbul olan ve olmayan sendikaları ayırdılar. Şu anda var olan üç konfederasyona üye sendikalar için bazı ayrıcalıklar getirdiler, özellikle barajlar konusunda. Yeni kurulan ya da konfederasyona üye olmayan sendikaları bunun dışında bıraktılar.
Bu her şeyden önce ayrımcılık ve eşitsizlik ilkesini zedeleyen bir uygulama. Yani Ekonomik ve Sosyal Konsey'e üye olan konfederasyonların sendikaları bir başka hukuka tabi, diğer sendikalar bir başka hukuka tabi hale getirildi. Tabi bu ciddi bir eşitlik ilkesinin ihlali. Bu mevcut sendikal statükoyu koruyan bir düzenleme oldu. Sistem için daha makbul olan sendikaları korudu diğerlerine ayrımcılık yaptı.

YENİ SERMAYE GRUPLARINI GÖZETEN DÜZENLEME

Değişikliğin çok daha önemli noktası sendikal güvencelerin önemli ölçüde azaltılmasıdır. Özellikle küçük ölçekli, 30'dan az işçi çalıştıran işyerileri ve 6 aydan az kıdemli işçiler için sendikal güvenceyi ortadan kaldırdı. Bu bizzat Meclis aşamasında kimi işveren örgütlerinin, özellikle TUSKON ve TOBB gibi örgütlerin devreye girmesiyle oldu. Dolayısıyla bu sendikalar yasası ciddi bir sınıf çatışması alanı da oldu. TOBB ve TUSKON gibi örgütlerin etkin olduğu, yeni sermaye gruplarının, özellikle yeni rejim döneminde öne çıkan sermaye gruplarının baskın olduğu bir düzenleme oldu. Geçmişte TÜSİAD ve TİSK etkili olurdu.
Küçük işletmelerde, taşeron işletmelerde örgütlenme neredeyse kaldırıldı. Sendikal nedenlerle yargıya gitmek, sendikal tazminat istemek ortadan kaldırıldı. Bu da çok ciddi caydırıcı bir etki olacaktır, sendikalı olma bakımından. Değişiklik sadece sendikaların iç hayatları bakımından daha serbest bir ortam sağladı. Bir tür mevcut sendikal statüko için yapılmış bir düzenleme diye okunabilir.

'YENİ BİR ÇALIŞMA REJİMİ İNŞA EDİLİYOR'

Diğer bir şey, yeni bir çalışma rejimi inşa ediliyor. Uzun süreli çalışması yapılan daha kuralsız, daha belirsiz, güvencesiz çalışmayı getiren bir düzenleme. Kuşkusuz daha önce de kuralsız çalışma vardı. İlk kez bu şekilde daha sistemli, çalışma alanlarını etkileyen ve onları tek bir strateji etrafında toplayan bir çalışma örgütleniyor. Hükümet programında da var. 2023 yılına kadar işgücü piyasasının esnekleştirmesini hedefliyorlar. Bunun temel unsurlarını Ulusal İstihdam Stratejisi'nde görüyoruz.
Taşeron işçiliğin yaygınlaşması,geçici işçiliğin yaygınlaştırılması temel hedefler arasında yer alıyor. Topyekün esnekleşmeyi, kuralsız çalışmayı getiren Ulusal İstihdam Stratejisi. Kiralık işçilik yasası, resmi adıyla 'Özel İstihdam Büroları' aracılığıyla geçici iş ilişkisi düzenlenmesi, kıdem tazminatı fonu ve asgari ücretin bölgeselleştirilmesi gibi unsurları olan bir çerçeve metin. 2013'te, Ulusal İstihdam Stratejisi'ndeki hedefler büyük ölçüde somut olarak gündeme gelecek.

'TÜRKİYE'DE ARTAN BİR ÜCRETLEŞME VAR'

Bu tablo karşısında sendikal hareketin durumu nedir?

En önemlisi şu: Türkiye'de giderek artan bir ücretleşme var. Yüzde 65'e varan bir ücretleşme, işçileşme var. İşçi sınıfının sosyolojik tabanı yüzde 65'e varmış. Bu ciddi bir büyüme. 16 milyonluk ücretli çalışan var. Bunlar büyük ölçüde güvencesiz, kuralsız çalışmaya tabidir. 4 milyona yakını kayıt dışı.

İşçi sınıfı nicel olarak genişliyor. Sendikalaşmanın temeli hem nicel ve hem de nitel olarak genişliyor. Nicel olarak genişliyor, çünkü işçi sayısı artıyor. Nitel olarak genişliyor, çünkü çalışma koşulları daha fazla sendikaya ihtiyaç gerektiriyor.
Buna karşın sendikalaşmada ciddi bir gerileme var. Sendikal örgütlülüğe dair çeşitli hesaplamalar var. Resmi araştırmaların bir önemi yok. Alternatif araştırmalar, sendikalı işçiyi yüzde 6'nın altında gösteriyor. Daha vahimi 16 milyonluk bir kitlenin 680-700 bin gibi bir kesimi toplu sözleşmeden yararlanıyor. Yani 700 bin kişilik bir kitle. Bunun yarısı kamu. Özel sektörde doğrudan çıplak bir sınıf ilişkisi ve sınıf mücadelesi içerisinde toplu sözleşme kapsamında yer alan 350 bin kişi. Böyle olunca sendikaların etkisi çok azalmış durumda.

İkinci faktör, sendikaların çok parçalı durumda olması. Üç konfederasyona bölünmüş vaziyette. Özellikle AKP döneminde sendikal hareket üzerinde ciddi bir vesayet var. AKP'nin özellikle Hak-İş ve büyük ölçüde Türk-İş üzerinde bir siyasal vesayeti var. Sendikal hareket nicel olarak parçalı. Ayrıca devletle, hükümetle, işverenlerle bir tür karşılıklı çıkara dayalı senbiyotik ilişkiler var. Devlet bunları koruyor, bunlar da devletle uğraşmıyorlar. Sendikal hareketin şu anki haliyle karşı karşıya bulunan tehlikeyi yüklenecek ve ona karşı mücadeleyi yürütecek bir kapasitesi yok. Niyet de tartışmalı.

'GÖRÜNENDEN ÇOK TEKİL DİRENİŞLER VAR'

İşçi direnişleri sendika ilişkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Başka önemli bir gelişme olduğunu düşünüyorum. Bazen sendikaların içine de değen, bazen sendikaların içinde yer aldığı, ama önemli kesimi sendikaların dışında gelişen çok sayıda tekil ve yaygın direnişler var. Bir kısmı alacak konusunda, bir kısmı işten çıkarma nedeniyle, bir kısmı işçi ölümlerine karşı protesto, bir kısmı sendikalaşma nedeniyle oluyor.
Bunun görünenden daha yaygın olduğunu düşünüyorum. Bazen bunlar çok kitleselleşebiliyorlar. Gaziantep'te, Çorum'da olduğu gibi. Kendiliğinden, politik etkilerle, sınıfın savunma refleksiyle gelişen bir mücadele zemini. Bunlar büyüyen bir kar topu şeklinde değil. Sendikal mekanizmalar da bu dinamiği kucaklayacak bir durumda değiller.
Bu dinamiğin temel sorunu, 1989-90 bahar eylemlerinde gördüğümüz bir koordinasyon, bir dinamik ve topyekün toplumsal muhalefeti yükselten bir boyutunun olmaması. Ama bunun önemli, gelişecek ve sendikaları da harekete geçirecek bir dinamik olacağını düşünüyorum.

'KAMU ÇALIŞANLARI SENDİKALI'

Kamu çalışanları alanında çok ciddi bir sendikalaşma oranı var. Kamu sendikalarının örgütlenmesi KESK'in bileşenlerinin mücadelesiyle ortaya çıktı. Ama hükümetin desteklediği bir konfederasyon birden bire bir atak yaptı. Hükümet, kontrollü bir sendikacılığı teşfik etti. Kendi denetimi altında bir sendikacılığı oluşturdu. Memur Sen'i kurdu, Memur Sen de hükümeti rahatsız etmeyecek bir sendikacılık yapıyor. Bu böyle gitmez. Belli bir süre sonra çalışanlar sendikadan bir şeyler talep edebilir. Bu yüksek sendikalaşma düzeyi yeni şeylerin talep edilmesine yol açabilir.
KESK hakettiği güce sahip değil. Ama yine de kritik bir rol oynayacağını düşünüyorum. KESK'in Mayıs ayında toplu sözleşmeyi protesto ettiği, daha sonra Kamu Sen'in destek verdiği, hatta Memur Sen'in kimi üyelerinin katıldığı grev etkili oldu. Bu önemli bir girişimdi. Yasada olsa da olmasa da toplu kullanıldığında grevin yapılabileceğini gösterdi.

'YEREL DİNAMİKLERDE DURGUNLUK VAR'

'89 bahar hareketini yerel dinamikler örgütledi. Bu dönemde yerel dinamiklerde nasıl bir gelişme gözlemleniyor?

Yerel dinamiklerde çok büyük bir durgunluk var. Şubeler platformu gibi dinamikleri ortalıkta görmüyoruz. '89 bahar eylemleri döneminde tabanda büyük bir inisiyatif gelişti. Bahar eylemlerini bu inisiyatif örgütledi. O dönem ortaya çıkan dinamiklerin bir bölümü genel merkezlere gittiklerinde mevcut sendikal aygıtla büyük ölçüde benzeştiler.
Merkezler çok aşırı yetkiye sahip ve yerel dinamikleri çeşitli mekanizmalarla kıskaca alıyor, etkisiz hale getirebiliyorlar. Genel merkezle çelişen açıklamalar ya da etkinlikler içinde bulunan şubeleri etkisizleştiriyorlar. Sendikal demokrasinin olmaması nedeniyle şubeler çok fazla risk almayıp yerel inisiyatif geliştirmede düşük profil gösteriyorlar. Bu nedenle yereller de sendika merkezleriyle karşı karşıya gelmeyi çok göze alamıyorlar.
Türk-İş içerisinde bir sendikal grup oluşturuldu. Bu önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Türk-İş içerisinde sendikal rahatsızlığa bir ipucu. Ama bu da henüz bekleneni veren bir dinamik değil.

SENDİKALARDA YENİ 'SINIFÇI' NÜVELER

Sendikal örgütlenmede ne beklenebilir, değişimi yaratacak neler yapabilirler?

Kimi sendikaların içinde gelişen çeşitli dinamikler var. Mesela eskiden büyük kamu sendikaları vardı; Tekgıda gibi, Teksif gibi, hatta Tez Kop İş ya da maden sendikaları. Bunlar aslında klasik kamu sendikacılığı yapan sendikalardı. Lobi çalışması, baskı grupları gibi işleyen, bir tür devletle, işverenle uyum içerisinde sorun çözmeye çalışan ana akım sendikalar. 
Kamu sektörü özelleştirmeyle, tasfiye benzeri nedenlerle iyice küçüldüğü için bu sendikalar özel sektöre yöneldiler. Saydığım sendikalara baktığımızda, bunlar son yıllarda çok sayıda özel sektörde örgütleniyorlar ve buralarda çıplak bir sınıf çatışmasının içerisine düşüyorlar. Bunların bir kısmını başarıyorlar, bir kısmını başaramıyorlar, ama son yıllarda çok sayıda özel sektör örgütlenmesinde bulunuyorlar.

Burada şöyle bir dinamik gelişiyor: özel sektörde örgütlenmeye çalıştığınızda geçmişiniz ne olursa olsun ister istemez başka bir sınıfsal gerçekle karşılaşıyorsunuz ve daha "sınıfçı" nüvelerin oluştuğunu görüyorsunuz. Böyle bir dinamik var.
Petrol-İş, geçtiğimiz günlerde birkaç yıl uğraştıktan sonra 2000 kişilik bir örgütlenmeyi Düzce'de başardı. Bunun devam edeceğini düşünüyorum. Özellikle yeni sendikalar yasasıyla birlikte, 4-5 yıl içerisinde bazı sendikalar ciddi bir baraj sorunuyla karşı karşıya gelecek. Bu da örgütlenmeyi tetikliyor. Benzer şeyleri Tümtis'te, Nakliyat İş'te, Dev Sağlık İş örgütlenmelerinde görüyoruz. Sendikal harekette örgütlenme ve büyüme girişimlerinin devam edeceğini düşünüyorum. Geleneksel sendikal yapılanmayı zorlayacak bir dinamik.

'SINIF EYLEMLİLİKLERİ GİDEREK ARTACAK'

Sınıf hareketi bakımından düşünürsek?

Bazen sendikalarla birlikte, bazen sendikalar dışında, hatta sendikalara rağmen gelişen parçalı ama kordineli olmayan sınıf hareketleri, eylemlilikler var. Ben bunun da giderek artacağını düşünüyorum. Çünkü giderek artan güvencesiz bir ortam oluşuyor. Doğal olarak buna tepki oluşuyor ve bu tepki çeşitli biçimlerde ortaya çıkıyor. Bu yeni biçim, esnek çalışma biçimlerinin bir sınıf tepkisi yaratacağını düşünüyorum.
Sorun bunların bir pota içerisinde ne kadar zamanda eritilip güçlü bir sınıf hareketinin ortaya çıkacağı sorunudur. Bu biraz zaman alacak gibi gözüküyor. Ama bunun da, bir insan hayatı açısından uzun gözükse de toplumsal hareket açısından uzun bir zaman olmayacağını düşünüyorum.
Dolayısıyla burda birkaç yıllık bir perspektifle baktığımız zaman çok büyük alt üst oluşlar beklemek zor. Ama bunlar küçük küçük gelişmeler olarak birikip büyük sonuçlara yol açabilir. Zaman zaman küçük başarılar da elde edilebiliyor. Bunların bir birikim yarattığını düşünüyorum. TEKEL eyleminde de zafer çıkmadı, ama TEKEL eylemi bir duygu yarattı; mücadele azmi, mücadele duygusu. Bunların toplamda bir etki yükselteceğini düşünüyorum.

EmekDünyası.Net/ETHA-Hasan Coşar