05 Haziran 2011, Pazar

Haksız seçimden Kurucu Meclis çıkar mı?

AYHAN BİLGEN ayhanbilgen@yahoo.com

20 yy küresel güçleri arasındaki dengelerin şekillendirdiği birçok ulus devlet gibi Türkiye Cumhuriyeti de önemli haksızlıklar üzerine bina edilmiştir. Devletler piyasasının pazarlık dünyasında gözden çıkarılanlar, kolay feda edilebilir olanlar kategorisinin başında da Kürtler olmuştur. Dört parçaya bölünmüş bir coğrafya ve halkın, yeni dengelerin oluşum sürecine etkin müdahale etmesini yadırgamak ise başka bir haksızlıktır.

Uluslararası hesaplar ile bölge ülkeleri arasındaki dengelerden halklar lehine bir sonuç çıkarabilmenin tek yolu, talepler konusunda kararlılık içeren bir mücadelenin ortaya konulmasıdır.

Bu anlamda yeni anayasa ve onun hazırlık süreci Kürt siyaseti açısından kritik öneme sahiptir. Bu tartışmalara yanlış yerden girildiğinde çıtanın ne kadar aşağı inebileceğini bilerek hareket etmek ise siyasal temsil iddiası olan herkese sorumluluk yüklemektedir.

Bile bile ve küçük hesaplar uğruna seçim barajını indirmeyen bir iktidarın oldu bittisi ile mevcut parlamentonun anayasa yapma yetkisini keyfi biçimde kullanmaya yeltenmesi durumunda geri dönüşü olmayan bir sürecin içerisine yuvarlanabiliriz.

Bir parlamentonun anayasa yapmaya yönelik niyet ve irade içinde olması ile o anayasayı yapma yetkisini tek başına kendinde görmesi birbirine karıştırılmamalıdır. Anayasa yapabilecek temsil ve meşruiyet imkânlarına sahip bir yeni adresin inşası dışında girişimler, sadece oyalama ve geçiştirme projesine dönüşecektir.

Kısa bir süre sonra tıpkı referandum sürecinde olduğu gibi ben anayasa yapıyorum onlar engelliyorlar denklemi kurulduğunda bu sefer iktidar partisi ile CHP aynı safta yer alırsa kimse şaşırmamalıdır. Bu durumda değişikliğe ayak direyen taraf olarak MHP ve BDP kalacaktır.

Bu iki odağı marjinalleştirme ve statükocu konuma itme operasyonunda CHP yeni bir misyon üstlenmeye taliptir. CHP'nin seçim öncesinde sunduğu anayasa raporu bu açıdan kritik öneme sahiptir. İktidar partisinin de bu projeye yakın bir konsept içine girmesi durumunda düşülecek pozisyonu dikkate alarak tutum almak gerekir.

Bu nedenle bağımsız adayların daha dereyi görmeden yeni meclise kurucu meclis rolü yükleyen mesajlar vermeleri, kaybedileceği baştan belli kumar masasına oturmak gibidir. Kurucu irade rolünü oynayabilecek anayasa meclislerinin nasıl oluşabileceği konusu birçok dünya örneği ile ortada iken Türkiye'nin "biz yaptık oldu" mantığına prim vermek son derece tehlikelidir.

Seçim barajının özürlü meclisine böyle bir itibar yüklemek en nihayet Başbakan'ın kafasındaki Türkiye milletvekilliği ile CHP'nin anayasa meclisi projesini kolayca buluşturabilir.

Referandum döneminde peşinen "evet" verme eğilimi kimin işine yaradıysa, yeni oluşacak parlamentoya kurucu meclis sıfatını atfetmek de aynı işlevi görecektir.

Sonra bu kurucu olması umulan meclis, bir savaş meclisine dönüştüğünde dikkatsizce söylenilen sözlerin faturasını telafi etmek imkânsızlaşır.

Değişimin asgari düzeydeki beklentilere bile cevap verebilmesi için, Kürt siyasetçilerin mevcut sisteme meşruiyet kazandırma tuzağına düşmemeleri gerekir. Hele buna hevesli havalara girmeyi, seçim kampanyasının başarı şartı gibi görmek, sonra mahcup  olunacak manevralara kapı aralamaktır.

12 Haziran seçimlerinin ortaya çıkaracağı tablo, çözüm ve tasfiye denkleminde çok önemli girdiler ortaya çıkaracaktır. Sonra arkasında durulamayacak iri iddialarda bulunmak, Kürt siyasetinin de sistem partilerinin gayrı ahlaki politiğine sürüklenmesine zemin oluşturur.

Toplumsal muhalefet dinamiklerinin ve ezilen kesimlerin beklentilerini ucuza servis ederek parlamentoya endekslemek,  yeni bir dönemin tarihi fırsatlarını toprağa gömecektir.