07 Temmuz 2011, Perşembe

Meclis'te tehdit futbolda şike burası Türkiye

LEYLA ALP leyla.alp@gmail.com

Bu ülkede siyasal bir partinin taraftarı olmakla futbol takımın taraftarı olmak at başı gider. Hatta futbol takım taraftarı olmak siyasal partinin taraftarı, destekçisi olmayı sollar. Çünkü özellikle erkek çocuklar daha doğar doğmaz bir futbol takımının taraftarı edilirler.

Özellikle ülkemin etliye sütlüye pek de karışmak istemeyen, "zaten beni de umursayan yok" diye düşünen insanı ki bunların sayısı tahmin edemeyeceğiniz kadar çoktur; bir futbol takımının sıkı bir taraftarı olmayı kendine en önemli görev sayar. Son yıllarda özellikle çarşı grubunun muhalif taraftarlık anlayışını saymazsak bu ülkede futbol, siyasal yaşamdan, yaşananlardan uzak öyle kendi halinde bir başka alandır. Vatandaşı etliye sütlüye dokundurmayıp zamanı geldiğinde oyunu kullanırsın kardeşim halidir. Ve futbol elbette ki farklı inanç ve siyasi görüşten on binlerce insanın bir takımın galibiyeti için tek yürek olabildiği nadir arenalardan biridir.

Bazı taraftarlar alınabilir ama taraftarlar da aslında tribünlerde ikiye üçe hatta beşe ayrılırlar. Çünkü tribünler taraftarların ödeyebileceği paraya göre ayrılmıştır. Kombine bilet fiyatları statüye göre sıralıdır. Ve aslına bakarsanız coşkular bile farklıdır. Garibanın sevinciyle, tuzu kurunun sevinci aynı olmaz.

Hayatta kaybettiği şeyler kazandığı şeylerden çok daha fazla olan yani sürekli gol yiyen ve küme düşmek üzere olan yurdum insanı  "Bir yerde de biz kazanalım yahu..." ruh haliyle en çok takımını destekler. Çünkü futbol dediğimiz spor  ki takımında eşit sayıdaki futbolcusuyla oynanır ve iyi olan kazanır- (dı...).

Ülke bir genel seçimden çıkmış, seçilenlerin bir kısmının seçilmiş olması yüce YSK tarafından onaylanmamış daha doğrusu vekillikler düşülmüş ve ülke neredeyse ateş hattına dönmüşken bizim etliye sütlüye dokunmayan taraftarların önemli bir kısmı, bana ne kardeşim ruh hali içinde (ki bana ne dediği insanların bir kısmı ile atılan golün sevincini sarılarak kutlamışlığı da vardır) oyunu kullanıp köşesine çekildi. Meclis'te yemin töreni bir krize dönüşürken haberleri yazı rehavetiyle göz ucuyla izledi. Sokaklarda insanlar gaz bombaları altında boğulmaya çalışılırken belki bir iki "cık cık" etti. Kızdı belki polise belki protesto edenlere.  O takımın şampiyonluğun kutladı. Dükkânına astığı bayrağı yeniledi. Forma aldı. Gazeteyi okumaya hala spor sayfasından başladı. Yeni transferlere dair yorum yaptı. Bu sene kötü oynadığını düşündüğü takımına küstü belki. "Bir daha kombine almam" diye yemin etti. Olmadı "kanımız aksada..." dedi. Yan komşusunun takımıyla dalga geçmesine iç geçirdi, belki kavga etti. Önümüzdeki maçlara bakcaz" dedi. Yeni sezona dair umutlar besledi. Çünkü, futbolda bir kural vardı. İyi oynayan kazanırdı. Her ne kadar takımının hakkının yendiğini düşünse de bu kural hep aklındaydı.

"İyi oynayan kazanır..."

Ve bir gün bu kargaşada bu karmaşada mecliste tehditler havada uçuşurken, taraftar şike haberleriyle uyandı. Meğer hiçbir yerde olmadığı gibi futbolda da adalet yokmuş. Meğer iyi oynayan değil iyi para veren kazanıyormuş... Ve Susurluktan uzanan yol meğer kulüplerden geçiyormuş. Ve endüstriyel futbol dediğimiz şeyde para konuşur ve para konuşulurmuş.

Takımının renkleriyle kendi rengini anlatan, takımının kazancıyla kendi kazancını bir tutan etliye ve de sütlüye dokunmayan, şimdilerde belki de tatilde olan taraftarım eee şimdi ofsayt mı oldu yani... Ya da bu dokuz kusurlu hareketten çok daha fazlası değil midir? Ve kime kırmızı kart gösterilecek şimdi? Hangi tarafta olunacak? Şimdi hakem sensin, hem de ortada... Futbola politikadan daha fazlası bulaşmış durumda değil mi? Ve ne yazık ki bir taç atışı da kurtaramayacak bu hali. Ne galibiyet sevinci ağız tadıyla kutlanabilir artık ne de "bizim takım da bunlar yok" tesellisi ...

Meclisteki tehditlere ses çıkarılmadığında futboldaki şike de makul sayılacaktır. Çünkü bu anlayış haklı olanın değil güçlü olanın kazanması üzerinedir. Ve görüldüğü üzere her yer bu anlayışla kirlenmiştir. Ve kirlenmek reklamlarda denildiğinin aksine hiç de güzel bir şey değildir...