20 Ekim 2011, Perşembe

Kurucu Meclis mi? Büyük Millet Meclisi mi?

ÇETİN GÜRER

1 Ekim'deki Büyük Millet Meclisi açılış konuşmasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül pek çok konuya ilişkin görüşlerini dile getirdi: küresel ekonomik kriz, Arap baharı, komşularla olan ilişkiler, Kürt meselesi, demokratikleşme çabaları ve yargının siyasallaşmaması gibi başlıklar Gül'ün konuşmasında değindiği konular arasındaydı. Cumhurbaşkanı Gül, 'demokrasi şöleni ikliminde' başarıyla yapılmış seçimlerin bir yandan halkın özlem ve taleplerini güçlü bir şekilde yansıttığını ve diğer yandan halkın yüksek katılımıyla 'siyasetin tüm renk ve eğilimlerinin' mecliste temsil edildiğini ifade etti. Gül, seçim sonuçlarıyla oluşan yeni meclisin en aciliyetli yapması gereken işin 'çağdaş Türkiye'nin'vizyonunu yansıtacak, çağdaş, demokratik yeni bir anayasa ortaya çıkarmak olduğunu ifade edip, yeni bir demokratik anayasa yapılmasının gerekliğini, bir yandan 1982 anayasasının anti demokratik bir anayasa olmasıyla ve diğer yandan bu anayasanın artık günümüz Türkiye'sinin ihtiyaçlarına cevap verememesiyle gerekçelendirdi.

Konumuz açısından Gül'ün ifadeleri önemli olduğundan buraya doğrudan aktarmak istiyorum: "13 Haziran 2011 sabahı itibariyle, Türkiye'nin en önemli gündem maddesi, yeni bir anayasanın hazırlanmasıdır. İstisnasız tüm kesimler, yeni bir anayasa yapma iradesi ve düşüncesi taşıyor. Çünkü, herkes yürürlükteki anayasanın ihtiyaçlarımıza cevap vermemesinden, Türkiye'nin demokratik olgunluk ve çeşitliliğini kısıtlamaya çalışmasından, Türkiye'nin zenginliklerini yok saymasından rahatsızdır. Bu nedenle temsil gücü ve meşruiyeti yüksek, sorumluluğu ağır bu meclisten, halkımızın beklentileri de aynı ölçüde büyüktür" (A. Gül, 2011)(1).

Hem bu alıntıda hem de konuşmasının yeni bir anayasa ve bu anayasanın yeni oluşan meclis tarafından yapılması gerektiğine ilişkin bölümlerine baktığımızda Abdullah Gül, kısaca özetlemek gerekirse iki şey söylemektedir: Birincisi, 1982 anayasası da dahil ara dönem anayasaları Türkiye'nin demokratik ve çoğulcu kültürüne cevap veremeyen anti demokratik anayasalardır ve bugün yeni demokratik bir anayasanın yapılması artık kaçınılmazdır. İkincisi,1982 anayasası yerine demokratik yeni bir anayasayı yapacak olan organ 'demokrasi şöleni iklimiyle' oluşmuş ve elde ettiği temsil gücü nedeniyle Büyük Millet Meclisidir.

Mantıksal bir sorgulamaya tabi tuttuğumuzda bu iki tespit, aynı anda doğruluğu bulunmayan ifadelerdir. Bunlar, ya tek başına doğru ve/veya yanlış ya da yan yana getirildiğinde her ikisi de yanlış olmak zorunda olan bir çelişki içerir. Tek başına ilk ifadeyi ele alırsak, evet doğrudur: 1982 anayasası da dahil olmak üzere darbe ürünü anayasalar demokratik değildir, çünkü en basitinden bu anayasaları katılım ve konsensüs ilkesine göre halk değil, darbeyle'hukuku askıya almış' olan ve kendine anayasa yapma yetkisi vermiş olan bir 'darbe konseyi' yapmıştır. Bu anlamda bugün Türkiye'nin halkın yaptığı bir anayasaya ihtiyacı muhakkaktır.

İkinci ifadeyi değerlendirdiğimizde, bu ifadenin de tek başına doğru olduğunu söyleyebiliriz. Yani temsili demokrasiye dayalı sistemlerde, demokratik seçimlerle oluşan parlamentolar anayasa ve yasaların öngördüğü çerçevede yeni bir anayasa yapabilme güç ve meşruiyetine sahip olabilirler. Parlamentonun böyle bir görevi yerine getirmesi aynı zamanda değiştirilecek olan anayasanın 'yumuşak' ve 'katılığıyla' da yakından ilişkilidir.

Bu iki ifadenin yan yanalığının yarattığı çelişki, hem 82 anayasasının demokratik olmadığını hem de bu anayasanın belirlediği bir seçim sistemiyle oluşmuş parlamentonun 'demokratik' bir parlamento olduğunu ve de yapılan seçimlerin 'demokratik' olduğunu söylemekte yatmaktadır. 82 anayasasının anti demokratik bir anayasa olduğunu kabul ediyorsak, yeni bir anayasa yapacak olan organın meclis olamayacağını da aynı zamanda söylememiz mantıksal olarak icap eder. Ya da tersinden düşünürsek, 12 Haziran seçimleri sonucu ortaya çıkan parlamento,'demokratik seçim' sonucu oluşmuşsa, bu seçimlere ve meclise ruhunu veren 82 anayasasının da 'demokratik bir anayasa'olduğunu söylemek mantıksal tutarlılık bakımından gereklidir.

Dolayısıyla 82 anayasasının anti demokratik olduğunu kabul ediyorsak, yeni bir anayasayı yapacak organın mevcut parlamento olamayacağını da kabul etmek durumundayızdır. Bu meclise böyle bir tarihi görev vermek, hem yapamayacağı görevler yüklemek anlamına gelir; hem de beklenen ve arzu edilen 'demokrasinin' ortaya çıkmasını bilerek ve isteyerek engellemek demektir. Her şeyden önce 82 anayasası,'değiştirilmez hükümler' nedeniyle mevcut parlamentoya sıfır bir anayasa yapma yetkisi vermemektedir. Dolayısıyla mevcut parlamento yine 82 anayasasının belirlediği sınırlar içerisinde hareket etmek durumunda olacaktır ki bu sınırların hangi demokrasi kriterine karşılık geldiği sorusunu açık bırakıyorum.

Öte yandan, mevcut meclisin halkın iradesini ne kadar temsil ettiği, yansıttığı; mevcut siyasi partiler ve seçim kanununun belirlediği bir çerçevenin bu iddiayı ne kadar geçersiz kıldığı gayet açıktır. Herkesçe bilinen yüzde on seçim barajı; yurt dışı seçmenlerinin zorunlu olarak siyasi partilerden birine oy vermeye mecbur bırakıldığı, havaalanlarına kurulan sandıklarda 'bağımsız aday' seçemediği; sığınma evlerinde ikamet eden kadınların, üniversite öğrencilerinin pek çoğunun, mevsimlik işçilerin, kentsel dönüşüm nedeniyle evsiz kalanların adrese dayalı seçim kütüğü oluşturma sisteminin doğurduğu dışlama nedeniyle oy kullanamamış olmaları hangi iradenin meclise yansıdığı sorusunu meşru kılmaktadır(2). Ve daha bunun gibi başka pek çok sorun, 12 haziran seçimlerinin 'demokrasi şöleni' olarak görülemeyeceğini gösterirken, mevcut meclisin milletin yüzde doksan beşinin iradesini yansıttığını iddia etmek, çok kaba bir istatistik hesabı batağına düşmüş olmanın tezahürüdür.

Yapılacak yeni anayasayı bu anlamda mevcut meclisin değil, kurucu bir irade olarak başka herhangi bir organın hazırlaması gerektiğini talep etmek, demokratik bir anayasanın klasik anlamda devletle yapılan bir sözleşme olmadığını, tersine halkların birlikte yaşamı için 'ortak irade beyanı' olduğunu düşünen ve bu açıdan devleti değil kendi geleceğini kendi iradesiyle birlikte kurmak isteyen 'bizlerin' tarihsel sorumluluğudur.

Dipnotlar:

1) Konuşma metninin tamamı için bkz:http://www.tccb.gov.tr/sayfa/konusma_aciklama_mesajlar/kitap/2011-Cb-Tbmm-Acilis-Konusmasi.pdf

2) Ayrıntılı bilgi için 'Bağımsız Seçim İzleme Platformu Gözlem Raporu', (Haz) Nejat Taştan bakılabilir

 

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI