12 Ağustos 2013, Pazartesi

Hükümede karşı olmak, Ergenekon ve Nobel

AYHAN BİLGEN ayhanbilgen@yahoo.com

Hükümete karşı olmak hatta onu yıkmaya çalışmak, muhalif olmanın gereğidir. Tartışılması gereken hangi yöntemlerle yıkmaya çalışıldığı konusudur. Demokratik muhalefet çalışmalarını darbecilikle suçlamak son dönemin yaygın propaganda alışkanlıklarındandır. Sokak tam bu tartışmanın odağında durmaktadır. Sokağa çıkmak, kitlesel gösteriler düzenlemek ifade özgürlüğünün ve muhalefet hakkının bir parçasıdır. Her sokağa çıkma girişimini, kaos çıkartma ve darbeye zemin oluşturma niyeti ekseninde okumak, hem fazla alınganlığı hem de ileri düzeyde tahammülsüzlüğü beraberinde getirmektedir.

Gezi eylemleri diye tarif edilen sürecin içerisinde olağanüstü müdahale beklentisi ile hareket edenler olabilir ama bu durum, bütün eylemleri darbeye ortam oluşturma bağlamda ele alarak suçlama hakkını kimseye vermez.

Kaygı duyduğunuz bir gelişmenin sorumlularını doğru analiz etmek, doğru adrese tepki göstermeyi de mümkün kılar. Mısır'da yaşanan gelişmelerin faturasını NOBEL'e kesmeye kalkmak bu açıdan dikkat çekici bir tercihtir. NOBEL barış ödülü verilen kişilerin bir ömür boyu demokrasi mücadelesi içinde kalacağının  güvencesini hiçbir jüri üyesi veremez şüphesiz. Yapmış olduğu işlerden dolayı insanlar ödüllendirilebilir. İlerde yapabilecekleri bu değerlendirmenin kapsamında ele alınamaz. Baradey'in Bush yönetiminin dayatmalarına karşı durması yıllar sonra Mısır'da sergileyeceği tutumun teminatı olamazdı herhalde. Yine NOBEL heyetinin, ödül verdiği kişilerin yeryüzünün her noktasında ebediyete kadar  seyahat özgürlüğünü garanti altına alması beklenemez. Bir NOBEL sahibinin Mısır'a girişine izin verilmemiş olmasından dolayı NOBEL heyetini suçlamak anlaşılabilir bir durum değildir.

Tam bu ruh hali içinde Ergenekon davası ile ilgili yapılan değerlendirmelerde de son derece sağlıksız  tepkiler geliştirilmektedir. Bir yandan eski Genel Kurmay Başkanlarından İlker Başbuğ ile ilgili rahatsızlığı yüksek sesle dillendirip, diğer yandan davaya yönelik başka eleştirilere suçlayıcı tepki vermek sorunlu psikolojik tablonun net bir yansımasıdır.

'Gazeteciler darbeci olmaz mı ?' sorusu ile, verilen cezalardaki dengesizliği örtmeye çalışmak ilginç bir yaklaşımdır. Yine geçmişin insanlık dışı uygulamalarına imza atmış kişilerin, bu suçlardan değil ama hükümeti yıkmaya çalışma suçundan yargılanmış olması ile tatmin olmak hayret vericidir. Sanki Ergenekon sanıkları, faili meçhullerden dolayı yargılanmış ve cezalandırılmış gibi söylemler geliştirmek aslında başka bir gerçeği örtme çabasından kaynaklanmaktadır.

Faili meçhullerden dolayı etkin yargılamaların yapılamamış olması ama darbe girişiminden dolayı aynı kişilerin yargılanıp cezalandırılması her şeyi ortaya koymaktadır. Bu ülkede halka yönelik işlenmiş suçlar değil hükümete yönelik işlenmiş suçlar çok daha öncelikli yargılama konusu yapılmaktadır.

Oysa demokrasinin öncelikle korumak zorunda olduğu aktör rejim değil halktır.