19 Ağustos 2010, Perşembe

UPS'ye karşı 154 ülkede eylem!

TÜMTİS Genel Başkanı Kenan Öztürk 100 günü aşkın süredir devam eden UPS Kargo direnişine ve gündemdeki gelişmelere dair görüşlerini Emek Dünyası'na anlattı.

KAZIM ŞAHİN kazimsahin@emekdunyasi.net

Uluslararası taşımacılık devi UPS Kargo'da çalışma koşullarının iyileştirilmesi, ücretlerin düzenlenmesi ve sendikal hakları için Türkiye Motorlu Taşıt İşçileri Sendikası(TÜMTİS)'nda örgütlendikleri nedeniyle işten atılan 156 UPS işçisinin direnişi 100 günü aşkın süredir devam ediyor. Uluslararası alanda da destek gören direniş geçtiğimiz hafta Uluslararası Taşıma İşçileri Federasyonu(ITF)'nun 42. Genel Kurulu'nda gündeme alındı ve 154 ülkede aynı anda 1 Eylül günü eylem yapma kararı alındı. TÜMTİS Genel Başkanı Kenan Öztürk UPS Kargo direnişine, sendikal hareketin durumuna, ülkedeki ve dünyadaki gelişmelere ilişkin sorularımızı yanıtladı.

UPS'deki örgütlenme çalışmasında son durum nedir? Bundan sonra nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Yaklaşık 2 seneye dayanan bir çalışma sürecimiz var ve dolayısıyla UPS'deki çalışma özelikle uluslararası konfederasyonumuz ITF'nin bir projesiydi. Uluslararası şirketlerde örgütlenme ve bu ve örgütlenmenin ikinci ayağı da UPS'ydi. Tabi işveren bu örgütlenme çalışmasını öğrendikten sonra kıyım başlattı. Şu ana kadar 156 arkadaşımız işten çıkartılmış durumda ve 3 yerde direniş devam ediyor: İstanbul; Kurtköy ve Mahmutbey Aktarma Merkezleri ile İzmir'de. Tabi direniş gitgide boyutlanıyor, özellikle İstanbul'da bulunan kardeş sendikalarımız şubeler düzeyinde, genel merkez düzeyinde bugüne kadar dayanışma etkinlikleri ve dayanışma ziyaretleri yapıyorlar. Tabi ki yeterli düzeyde, beklediğimiz düzeyde değil. Bir kere Türkiye'deki örgütlü, özellikle özel sektörde örgütlü sendikalar şunu iyi biliyor: Artık uluslararası dev şirketler Türkiye'deki iç piyasayı ele geçiriyor. Bu taşıma sektöründe de böyle. Taşıma sektörü tekelleşen uluslararası şirketlerin, ülkenin bütününde egemen hale gelerek küçük ve orta ölçekli işletmeleri tasfiye etikleri bir süreç işliyor. UPS'deki örgütlenme öncelikle ITF'nin bir projesi olarak başladı.  Dolayısıyla Türkiye'de ITF üyesi olarak biz varız taşıma sektöründe. Bu çerçevede başlayan direniş bugün 3 noktada büyüyerek devam ediyor. Halen işverenin bütün baskılarına sindirme kampanyalarına, işten atma tehditlerine rağmen sendikadan istifa yaşanmadı. Hatta çeşitli bölgelerde UPS işçileri sendikamıza üye olmaya devam ediyor.

Konfederasyon ve sendikalardan destek aldınız mı? UPS direnişine yaklaşımları nasıl?

Sendikal hareket açısından ise daha öncede belirttiğim gibi; dayanışma yeterli düzeyde ve bugünkü durumu karşılayacak durumda değil. Aslında UPS'de çalışan işçi sayısı 5 bin. Bu bir anlamda uluslararası şirketlerde çalışmanın anahtarı. UPS'deki bu mücadelenin başarıyla sonuçlanması sadece UPS işçilerinin ve TÜMTİS'in kazanımı olmayacak, Türkiye işçi sınıfının kazanımı olacaktır. Aynı zamanda birçok uluslararası şirkette örgütlenmenin kazanımı olacaktır. Türkiye'de taşımacılık sektöründe bu tip uluslararası şirketler ve kargolarda yaklaşık otuz bin örgütsüz işçi var. Bu şirketlerden birçok işçi bizimle bağ kuruyor. Özelikle UPS'deki mücadelenin seyrine bakıyorlar. Buradaki bir başarı, taşımacılık sektöründeki otuz bin örgütsüz işçinin de örgütlenmesinin yolunu açacaktır. Dolayısıyla sendika olarak biz tüm gücümüzü seferber ediyoruz. Ekonomik olarak sıkıntılarımız, olanaksızlıklarımız olmasına rağmen her ay direnişteki işçilere 5oo TL yardımda bulunuyoruz. Ekonomik destekte bulunuyoruz, yemeklerini karşılıyoruz, servislerini karşılıyoruz. Direniş her gün biraz daha kamuoyunun ve işçilerin gündemine giriyor. Tabi çeşitli işkollarında da direnişler devam ediyor. Metal sektöründe, tekstil sektöründe sendikalaşmadan dolayı çok sayıda işçi çıkarılmış durumda ve direnişler devam ediyor. ,

TÜRK-İŞ HENÜZ CEVAP VERMEDİ

Amaçlarımızdan biri de tabi ki konfederasyon ayrımı yapmadan bu direnişleri birleştirme ve ortak tutum alma noktasında bir çalışma sürdürmeyi sağlamak. Bugünden sonra da bu çabamız daha da artacak. Konfederasyonlar düzeyinde bugüne kadar bir kere Türk-İş 25 bin TL ekonomik yardımda bulundu. Bunun dışında çok fazla bir destek olmadı. Dün Türk-İş Genel Başkanı'yla görüştük. Son durumu izah ettik. Özelikle uluslararası konfederasyonumuzun aldığı eylem kararını ilettik. Türk-İş'in biraz daha duyarlı olması gerektiğini, 1 Eylül ve 15 Eylül'deki eylemlere destek vermesi gerektiği yönünde taleplerimizi ilettik. 1 Eylül'ün Türkiye'de Türk-İş'in de katıldığı UPS işçileri ile dayanışma günü ilan edilmesi gerektiğine dair de bir talebimiz oldu. Yazılı olarak da ilettik, şuana kadar daha bir yanıt gelmedi. UPS'deki direnişin Türkiye cephesinde durumu kısaca böyle.

ITF Kongresi'ne katıldınız. Orada UPS'ye dair kararlar alındı. Uluslararası destekte durum nedir?

Bugüne kadar ITF'nin bu işçi kıyımına karşı UPS işverenlerine karşı Türkiye Ulaştırma Bakanlığı'na, Başbakanlık'a protesto faksları oldu, mesajları oldu. ITF'nin 3 Ağustos'ta 42. Genel Kurulu yapıldı. Ben bu genel kurula delege olarak katıldım. Dokuz gün boyunca hemen hemen her gün UPS'deki mücadeleyi ve işçi kıyımını gündeme getirdik. Çeşitli duyarlı sendikalar da gündeme getirdi. Özelikle bu kampanyanın ITF kampanyası olduğu ve başarıyla sonuçlanmasının zorunluluğu olduğu vurgulandı. Türkiye'deki işçileri yalnız bırakmamak konusunda bir mutabakata varıldı. Son olarak Türkiye'de sadece protesto fakslarıyla mesafe alınamadığını ve işverenin saldırılarını artırarak devam ettirdiğini, bu nedenle fiili dayanışma eylemlerine gerek olduğunu, bu yönlü bir desteğe ihtiyacımız olduğunu belirttik. ITF Genel Kurulu'nda 154 ülkede 1 Eylül'de dayanışma eylemleri başlatma kararı alındı. Eğer 1 Eylül'den sonra işten çıkarılan işçileri işe başlatılmayıp, işçilerin sendikal örgütlenme haklarına saygı duyulmaması ve saldırıların devam etmesi halinde yine 154 ülkede 15 Eylül'de daha büyük daha kitlesel eylem başlatma kararı alındı. Sorunun 15 Eylül'den sonra da çözümlenmemesi halinde 15 günde bir eylemlerin tekrar edilmesi ve bütün dünya kamuoyunda taşıma sektörü dışındaki işkollarına, federasyonlarına da taşınarak UPS patronunun, düşman yüzünün teşhir edilmesi de karara bağlandı. Bir an öce sorunun çözülmesi için her türlü maddi ve manevi desteğin sunulması her türlü fiili etkinliğin yapılması ITF'de karar altına alındı.

Uluslararası desteğin nasıl katkısı oldu ve önemi nedir?

Bugüne kadar ITF yöneticileri, sekreteri bir kaç defa ziyarete geldiler, protesto faksları mesajları oldu. Ama artık bununla sınırlı kalmayacak. Fiili destek eylemlerine dönüşecek. ITF'nin UPS işvereninin işçi düşmanı yüzünün teşhiri noktasında ciddi katkıları oldu. Bugün gelinen aşama artık değişmiştir, iş fiiliyata dönüşmüştür. Bu saldırının TÜMTİS'e yönelik saldırı olmadığı ve UPS patronunun saldırılarıyla uluslararası sendikal hareketi de karşısına alacağını ifade etmiştik ve iş fiiliyata dönüşmüştür.154 ülkede eylem kararı alınmasını, 1 ve 15 Eylül'de çok önemsiyoruz. Tabi ki Türkiye'deki sendikal hareketin bunu örnek alması gerektiğini düşünüyoruz.

Desteğin ve dayanışmanın nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Türkiye'deki sendikal hareket bugün sınıfına yönelik saldırılar, hak gaspları,  anti-demokratik yasalar, örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller ve devam eden birçok direniş noktasında durumu anlayabilmiş ve gereken desteği gösterir durumda değil. Bu noktada bizim çabamız devam edecek. Konfederasyonlar düzeyinde de böyle. Başta kendi konfederasyonumuz olmak üzere 4 konfederasyonda durumu anlamış değil. Direnişler lokal düzeyde devam ediyor. Hangi sendikaya yönelik saldırı varsa o sendika çaba gösteriyor. Şubeler düzeyinde dayanışma var. Ama bugünkü durumu iyi anlamak gerekiyor. Özelikle kamudaki özeleştirme furyası devam ediyor. Artık iller, bölgeler özeleştiriliyor, şekerde özelleştirme devam ediyor. AKP hükümeti açıklıyor; 'Özelleştirmeye devam edeceğiz ve hızlandıracağız' diyor.. Şimdi dolayısıyla sendikalara baktığımızda; ana omurga kamuda özeleştirme, buna karşı bugüne kadar zaten yeterli düzeyde mücadele verilemedi. Şubeler düzeyinde yerel düzeylerde çeşitli mücadeleler verildi. Ancak bir bütün olarak özeleştirmelerin ve sonuçlarının ne olduğu; örgütsüzlük, kölece çalışmak, kazanılmış hakların elinden alınması, örgütlülüğün tasfiyesi, işçi hareketin birçok bedel ödeyerek kazandığı hakların tasfiyesi anlamına geldiği sendikal hareket tarafından anlaşılmış durumda. Ancak bunu püskürtecek gerekli tutum alınmamıştır ve alınmamaya devam ediliyor. Kamu sektörü özeleştiriliyor, özel sektördeki örgütlenme önündeki engeller, bugünkü anti-demokratik yasalar, örgütlenme önündeki engeller sürüyor. Dolayısıyla sendikal hareketin bu durumu 'varlık yokluk' meselesi olarak ortaya koyması, çıtayı buna göre yükseltmesi, buna göre mücadele seyri izlemesi gerektiğini düşünüyorum.

"DAHA GÜÇLÜ BİR MÜCADELE GEREKLİ"

Konfederasyon ayrımı yapmadan, çeşitli sendikaları dışında tutarak söylenebilir ki, bugüne kadar bu durumu anlamış ve yeterli düzeyde mücadeleyi örgütlemiş sendika var demek çok zor. Tabi ki bizim kardeş sendikaları, konfederasyonları harekete geçirme çabamız devam edecek. Biz, bıkmadan usanmadan bunu anlatmaya devam ediyoruz. Türk-İş Başkanlar Kurulu'nda da bunları anlatıyoruz ve gelinen aşamada tek konfederasyonla bu saldırıları püskürtmenin mümkün olmadığını, tüm konfederasyonların birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguluyoruz. TEKEL sürecinin başında olduğu gibi ortak irade beyanı umut yaratmıştı. Ama bu devam ettirilemedi. Bir sürü tutarsızlık, iş durdurma eylemindeki konfederasyonların farklı farklı tutumu değerlendirilmeli. Aslında sendikal hareket bunu yeniden önüne koymak zorundadır. Çünkü saldırılar artarak devam edecek. En doğal sendikalaşma hakkı karşısında bile işçiler kıyımla karşılaşıyor ve lokal düzeyde mücadeleler başarıya ulaşmıyor. Çok az başarı var. Dolayısıyla sendikal hareketin bu durumu ve AKP hükümetinin yeni dönemdeki saldırılarının boyutunu anlaması, buna karşı daha güçlü bir mücadeleyi örgütlemesi gerekiyor. Yoksa kamu sektörü başta olmak üzere sendikal örgütlülük erimeye devam edecek.

UPS işçileriyle dayanışmanın yeterli mi? Sendikal dayanışma nasıl olmalı?

UPS direnişiyle ilgili söylediğim şu: UPS işçileri kararlı, her türlü baskıya karşı, işten çıkarmalara rağmen istifa yok. Hâlâ mücadele devam ediyor, hâlâ yeni üyeler oluyor. İşyerleri önünde bir sürü sıkıntıya ve zorluğa rağmen direniş çadırları kuruldu ve üç bölgede direniş devam ediyor. Tekrar söylüyorum Türkiye'deki otuz bin örgütsüz işçinin kazanımıdır UPS'nin kazanması. Bunu başarmak zorundayız ve Türkiye'deki sendikal mücadeleye de bu başarı büyük bir moral olacaktır. Motivasyon ve çıkış olacaktır. Ülkemizdeki kardeş sendikaları dayanışmaya çağırıyoruz, ama dayanışma sadece direnişi ziyaret olarak ele alınmamalıdır. Dayanışma için sadece 3-4 şube yöneticisinin ya da bir iki genel merkez yöneticisin, başkanının ziyaret etmesiyle kimse üstüne düşeni yapmış, görevini yerine getirmiş olmuyor. Çünkü saldırının boyutunu iyi anlamak gerekiyor. Örneğin, 1 Eylül'de saat 11'de Çapa Tıp Fakültesi'nin önünde toplanıp UPS merkezine yürüyüş düzenleyeceğiz. İstanbul'da bulunan tüm sendikaları, sendika şubelerini konfederasyon ayrım yapmadan dayanışmaya çağırıyoruz. Her sendika kendi yönetim kurullarını bile getirse binlerce kişi olacak ve güçlü bir çıkış yapmış olacağız. Ama ne yazık ki şu ana kadar sendika şubelerinden bir kaç yöneticinin ziyareti dışında bir şey olmadı.

1 EYLÜL'DE 154 ÜLKEDE EYLEM

Dayanışma ile UPS işverenine 'Ben sadece UPS işçilerini, TÜMTİS'i değil, işçi hareketini, tüm sendikal hareketi karşıma aldım' mesajı verilemiyor. Sendikal hareket TEKEL'de olduğu gibi iş yavaşlatmalarla, iş durdurmalarla ve çeşitli bölgelerde protesto eylemleriyle bu işçi kıyımına sessiz kalmamalı, 'UPS işçileriyle mücadele edeceğiz' demeli. Bu direnişin başarıya ulaşması için, bu konuda çeşitli düzeylerde görüşmelerimiz devam ediyor. Özellikle 1 Eylül ve 15 Eylül'de 154 ülkede aynı zamanda yapılacak eylemlerin ülkemizde örgütlenmesi için çağrı yapıyoruz, dayanışmaya çağırıyoruz. Bu hayati düzeyde önemli. Yani düşünün Almanya, Belçika, Hollanda'dan sendika başkanları ziyarete geldi. Ama halen ülkemizde direnişi ziyaret etmeyen sendika başkanları konfederasyon başkanları var. Biz bunu da söyledik Türk-İş Başkanı'na. Yani bu dayanışmanın yükseltilmesi lazım, bu direniş sadece UPS işçilerinin mücadelesi, sadece TÜMTİS'in sorunu değil. Çünkü birçok işkolunda saldırılar devam ediyor. Dolayısıyla bunu püskürtmek zorundayız, artık kamu sendikacılığı kalmıyor özel sektörde de örgütlenmemizin yolu fiili mücadeleden geçiyor. Bunun sonuca gitmesinin başka yolu yok.

Dayanışma açısından örnek olması için söylüyorum; ITF'nin Genel Kurulu'nda Arjantin'deki kamu sendikası UPS'deki işçi kıyımını protesto için tüm gün iş durdurma, iş yerleri önünde lastik yakma kararı aldı. ITF Genel Kurulu'nda ilan etti; ABD'deki Teamstar dâhil 1 saat iş durdurma, gün boyu iş yavaşlatma üç bölgede yürüyüş düzenleme, yine Hollanda'da sendikalar UPS'nin genel merkezinin önüne bir kamyon kum dökme ve kitlesel eylem yapma kararı aldı. Yine birçok sendika bulundukları ülkede iş yavaşlatma kitlesel destek yapma kararı aldı. Yani dünyanın birçok yerinde sendikalar çeşitli eylemler yapma kararı aldılar. Örneğin Norveç'teki sendikalar, UPS'deki direniş devam ettiği sürece, direniş kaç ay devam ederse etsin, 5 sendika olarak ayda 7 bin dolar yardımda bulunma kararı aldı. ITF Genel Kurulu'nda da açıkladılar.

Sendikalaşma çalışması sürdürdüğünüz bir dönemde bir yandan da referandum tartışması sürüyor. Referanduma yaklaşımınız nedir?

Referandumla ilgili içinde bulunduğumuz durum sendikal hareketin durumu gözetildiğinde; Türkiye'de halen anti-demokratik yasalar devam ediyor ve AKP'nin getirdiği paketin yakından uzaktan demokratikleşmeyle alakası yoktur. Bugünkü anayasada sendikalı olmak anayasal haktır ama işverenlerinde her türlü anayasayı çiğneme hakkı var. Fakat işçiler anayasal haklarını kullandığı için hem işveren anayasaya aykırı davranıyor, anayasada işi çıkarmak yasaktır, ama işverenler işçileri işten çıkarıyor. Yasayı çiğnemede hiçbir sıkıntı duymuyor. İşçiler anayasal haklarını kullandıkları zaman polisin copuyla, göz altılarla karşılaşıyor. Yani Türkiye'deki durum bu. Yine Kürt sorunu konusunda geldiğimiz nokta ortada. 'Demokratik açılım' denen şeyin içinin ne kadar boş olduğu, bununla Kürt hareketinin tasfiyesinin amaçlandığı çok açık biçimde açığa çıkmıştır.

"'HAYIR' DAHA GERİCİ BİR CEPHEDE"

AKP anayasa değişikliği ile klikler arasındaki iktidar mücadelesinde mevzi kazanmaya, kendi durumunu güçlendirmeye çalışıyor. Bu klikler arasındaki mücadelede 'CHP, MHP daha mı ileri duruyor?' dendiğinde AKP'nin yaptığı anayasanın demokratikleşmeyle alakası yok. "Hayır" daha gerici bir cephede duruyor. Mevcut statükodan yana, bunu tartışmak bile istemiyor. Yerine bir alternatif koyabilmiş durumda değil. Dolayısıyla burjuva basınında pohpohlamasıyla iki klik ortaya çıkmış durumda.  12 Eylül'de bu ülkede asıl bedel ödeyen bu ülkenin yoksularıdır, emekçileridir, devrimcileridir. Ama başbakan amaçlarını gerçekleştirebilmek için duygu sömürüsü yapıyor, '12 Eylülle hesaplaşacağız' diyor ama Adalet Bakanı '12 Eylül zaman aşımına uğramıştır, yargılama yapmamız söz konusu değildir' diyor. Samimiyetsizliği bu yeterince açığa çıkarıyor. Düzen partileri açısından bakınca buna karşı çıkan muhalefet partileri açısından bir alternatif daha demokratik bir anayasa ortaya koymuş durumda değil. Bizim sendikamız açısından iki eğilim söz konusu; "Hayır" ve "Boykot" eğilimi. Türk-İş'e bağlı 12 sendikanın genel merkezleri çok da katılmama rağmen, ama bugüne kadar hukukumuzun sürdüğü, sosyal güvenlik yasasından başlamak üzere, birçok eylemde ortak hareket etiğimiz, tutum aldığımız sendikalar ve genel merkezlerin kararıyla "Hayır" demesiyle, biz de beraber "Hayır" kararı aldık ve basına duyuruldu. Gerekçelerimiz; Türkiye'de daha demokratik bir anayasa, 12 Eylül Anayasası'nın tamamen değiştirilmesi ve Türkiye'deki halkların ihtiyaçlarına uygun bir anayasanın hazırlanması oldu. Biz sendika olarak üyelerimizi serbest bıraktık "Hayır" ve "Boykot" noktasında. Özelikle bizim sendikamızda iki eğilim hâkim; "Hayır" ve "Boykot" farklı eğilimler var ve bağlayıcı bir karar almadık.

Uzun zamandır devam eden çatışmaların ardından PKK yeniden ateşkes süreci ilan etti. Sizce ateşkesin kalıcı olabilmesi için sendikalara düşen görev nedir?

Türkiye'de devam eden bu çatışmalı süreç konusunda sendikal hareket de ve ne yazık ki biz de, çeşitli dönemlerde mesajlar veriyoruz. Genel üye toplantılarımızda çok açık olarak fikrimizi beyan ediyoruz, ama sendikal hareket bu konuyu kendisinin dışında görüyor. Oysaki sorun Türkiye'deki emekçileri, yoksulları, işçi sınıfını çok yakından ilgilendiriyor. Bu sorun yıllardan beri tankla tüfekle çözülmeye çalışılıyor. Fakat bugüne kadar çözülemedi ve bugün ortaya çıkan durum, bütün bu köy boşlatmalara, anti-demokratik uygulamalara, vahşete rağmen, aslında Kürtler bu konudaki haklı meşru mücadelelerini sürdürüyorlar. AKP bu konuda da samimi davranmıyor. Türkiye'deki sendikal hareketin daha açıktan tutum alması gerekiyor. Çünkü bu savaştan en çok etkilenen kaybeden yoksulardır, emekçilerdir. Türkiye'deki kamuoyuna çeşitli basın yayın organlarında köşe yazılarında bu konu işlenmeye başlandı. Savaşta bugüne kadar hiçbir patronun generalin çocuğu etkilenmemiştir. Yaşamını yitirenler yoksul çocuklarıdır. Hiçbir TÜSİAD'cının, MÜSİAD'cının çocuğu ölmemiştir. Her anlamda ekonomik olarak birçok anti-demokratik yasa savaş bahane edilerek uygulanmaktadır. Şovenizm kışkırtılarak işçiler birbirine düşman edilmeye çalışılıyor. Biz kendi örgütlendiğimiz işyerlerinde bunu kırmak için çok çaba sarf ediyoruz. Ama patronlar bunu hep kışkırtma olarak değerlendiriyor. İşçiyi bölmek için kullanıyor. Örnek vermek istiyorum: Mersin'de limanda biz örgütlenme çalışması için mücadele ederken, işveren 15-20 gün Kürt emekçilerine, işçilerine "Genel Başkanınız Ergenekon davasından cezaevinde" diyor. Yine Türk emekçilere "Genel Başkanınız PKK davasından yargılandı" biliyormu sunuz? Hangi sendikaya bulaştığınızı biliyor musunuz?" diyor. Yani işverenler her türlü yöntemi, özelikle çatışma sürecini de kullanarak işçileri bölmek, şovenizmi kışkırtmak için kullanıyor.

"EMEK ÖRGÜTLERİ DAHA AKTİF TUTUM ALMALI"

Bugüne kadar da bu savaş için harcanan milyarlarca dolar, emekçilerden, çalışanlardan, yoksullardan alınan vergilerden karşılandı. Bu sorunun demokratik haklar tanınarak, Kürt halkının kimliğine saygı gösterilerek çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Ateşkes sürecini olumlu buluyoruz, savaşın yeniden başlamaması ve demokratik hakların tanınarak bu sürecin çözümü noktasında sendikal hareketin kendini de katarak, daha aktif bir tutum izlemesi gerektiğini düşünüyoruz. Bizim de bu noktada çeşitli girişimlerimiz ve çabalarımız var. Çeşitli sendikalarla bu konuyla ilgili aktif tutumuz olacak. AKP hükümeti iki yüzlü tavrından vazgeçmeli ve bu ateşkes sürecini iyi değerlendirmeli ve talepler konusunda adım atmalıdır. Fakat AKP kendiliğinden adım atmayacaktır, emekçilerin mücadelesini yükselteceği toplumsal mücadeleyle ancak bir takım adımlar atacaktır. Yani üstümüze önemli sorumluluklar düşüyor. Dolayısıyla sendikal hareketin bugünkü durumundan çıkıp, daha aktif tutum alması gerekiyor. Bu sorunun demokratik barışçıl şekilde, hakların kardeşliği noktasında çözümü için emek örgütlerinin daha aktif tutum alması gerekiyor. Biz sendika olarak bundan sonra daha aktif tutum alma ve diğer sendikalarla ortak aktif tutum alma noktasında üzerimize düşeni yapacağız.

(emekdunyasi.net)

İstanbul -