24 Eylül 2010, Cuma

Paylaşım kavgasının yeni adresi; Kuzey Kutbu

ALİ ŞİMŞEK arsim2008@gmail.com

Yıllardır kapitalist üretimin çevre felaketlerine neden olduğu tartışılıyor. Klorlu karbonlar, azot oksitler ve karbondioksit gazlarının ozon tabakasının delinmesine yol açtığı, üretimlerinin sınırlandırılması gerektiği biliniyor ve uzun süredir bilim insanları tarafından çağrılar yapılıyor.

Bu gazların en büyük üreticisi olan ABD emperyalizmi üretimi sınırlamayı hedefleyen antlaşmaları ret ediyor. Ozon tabakasının incelmesi-delinmesi sonucu kutuplarda ısınmanın küresel boyutta yıkıcı sonuçlara yol açacağı tespitleri yapılırken mevcut veriler ışığında Kuzey Kutbu'ndaki buzulların küresel ısınma nedeniyle 30 yıl sonra tamamen yok olacağı tahmin ediliyor.

Öte yandan, tüm insanlığı ve canlı doğayı ilgilendiren bu tehlikeli gidişat üzerine yapılan araştırmaların ve çağrıların emperyalistleri hiç de ilgilendirmediği görülüyor. Önceki gün Emek Dünyası'nda şu haber yayınlandı;

Kuzey Kutbu yeniden paylaşılıyor

"Rusya, dünyanın petrol ve doğalgaz rezervlerinin yaklaşık dörtte birine sahip olan Kuzey Kutbu'nun deniz yatağı üzerinde daha geniş bir alanı kontrole hazırlandıklarını açıkladı. Kanada ve Danimarka da Birleşmiş Milletlere başvuru yapacak(...)üç yıl önce Rusya'dan Kuzey Kutbu'na giden bir ekip bölgeyi sahiplendiklerini simgeleyen bir titanyum bayrağı okyanus yatağına dikti."

Konuyla ilgili benzeri haberler son 5-6 yıldır değişik basın organlarında çıkmıştır; öncelikle belirtelim ki Rusya'nın deniz dibine bayrak dikmesi, ABD, Kanada, Norveç ile diğer ülkelerin itirazları sadece şovdan ibaret bir güç gösterisi değildir. Dahası emperyalistler kendi elleriyle yol açtıkları felaketin sonucunda paylaşılmamış bakir alanların doğacağını görüyorlar; kutuplarda buzların erimesiyle açığa çıkacak alanlarda bulunan petrol, doğalgaz ve değerli maden yataklarını ele geçirmek için şimdiden aralarında bir kavga yürütüyorlar.

Aslında ABD, Kanada, Danimarka, Norveç ve Rusya gibi ülkeler çoktandır Kuzey Kutbu denilen bölgeyi paylaşmak amacıyla bir pazarlık içindeler. Çünkü geçerli uluslararası hukuka göre, bölgede kıyısı olan her ülke, 200 millik "münhasır ekonomik bölge"de petrol arama, çıkarma ve işletme gibi haklara sahip olmasına karşın buzulların erimesiyle ortaya çıkacak muazzam genişlikteki alan için bu düzenlemeler yetersiz kalmaktadır.

ABD hükümeti kaynaklarına göre, 14 milyon kilometrekarelik Kuzey Buz Denizi sahasında yaklaşık 100 milyar varillik petrol ve 500 trilyon metreküp doğalgaz bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu rakamlar tahmini petrol rezervlerinin yüzde 20-25'ine, doğalgaz rezervlerinin ise yüzde30' una tekabül etmektedir. Bu devasa büyüklükteki kaynaklar üzerinden yürütülen paylaşım kavgası 90'lı yıllardan bu yana değişik biçimlerde sürmekte; kavga Rusya ile Norveç arasında diplomatik ihtilaf şeklinde ortaya çıkarken, sonrasında bölge yakınlarında ABD, Kanada ve Rusya'nın yaptığı askeri tatbikatlarla güç gösterisi biçiminde sürmüştür. Nitekim Rusya 2008 yılında Kuzey Kutbu Strateji belgesini imzalamış, Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev de kutupların 2020 yılında Rusya'nın en önemli stratejik kaynak üssü haline gelmesi gerektiğini belirtmiştir.

Günümüzde başta petrol ve doğalgaz olmak üzere enerji kaynakları, emperyalist güçler arası temel çatışma konusu olduğuna göre, Kuzey Buz Denizinde bulunduğu tahmin edilen muazzam yer altı zenginliklerinin paylaşımı da kolay olmayacaktır. Bizzat buzulların erimesine sebep olan emperyalistler, uluslararası hukuku tanımayıp aslan payına sahip olmak için şimdiye kadar pek çok örnekte olduğu gibi güç kullanmaktan, savaş çıkarmaktan da geri durmayacaklardır.

Geçen günlerde Ünlü İngiliz bilim insanı Stephen Hawking, Dünyada yaşamın 2800'de sona ereceğini ileri sürüyordu. Doğanın kendini bitireceğini iddia eden ünlü fizikçi; "Bilim ilerleme kaydetmeli ve yaşanacak yeni bir gezegen bulunmalı" çağrısı yapıyordu. Pek çok bilim insanın tedbir alınmazsa daha yakın bir gelecekte gezegenin yaşanamaz duruma geleceğine ilişkin feryatlarını duymayan emperyalistlerin Hawking'i duyması hiç de mümkün görünmüyor.

Küresel ısınmayla doğacak felaketi umursamayan, bunu ulaşılacak yeni yer altı zenginlikleri için fırsat gören bir sistem kendisiyle birlikte insanlığı ve canlı doğayı da hızla yok olmaya doğru sürüklemektedir. Emperyalist kapitalizme karşı mücadelenin, insanlık için bir varlık yokluk meselesi olduğu Kuzey Kutbu üzerine yapılan hesaplar ışığında bir kez daha doğrulanmaktadır.

Bağlantılı Haberler