19 Aralık 2011, Pazartesi

2050 yılına yönelik elzem bir plan!

HATİCE EROĞLU AKDOĞAN haticetilamiz@yahoo.com

Bilindiği gibi içinde bulunduğumuz günlerde devletin 2012 yılı bütçesi hazırlanıyor. Bakan Fatma Şahin de bütçelemenin kendi bakanlığı ile ilgili düzenlemelerinde, başta Başbakan olmak üzere bazı bakanların kamuoyuna deklere ettikleri "üç çocuk" anlayışını kadınlardan sorumlu bakan olarak savunmaya geçti. Üstelik Fatma Şahin,  inandırıcı olmak için  -mühendis kimliğinden dolayı olsa gerek- bilimsel yoldan kolay ikna için bütçe komisyonundaki vekillerin karşısına, Türkiye ve AB ülkelerinin nüfus artış grafiğini gösteren bir tabloyla çıkmıştı. 'Niye bu çaba?' denirse, yukarıdan da anlaşılacağı gibi her evli çiftin en az üç çocuk sahibi olmasının gerekliliği üzerinde duruyordu.

Tabi insan ister istemez olayın altında bir çocuk sevgisi mi yatıyor diye merak ediyor. Başbakan da bu konudaki görüşünü ilk dillendirdiğinde sorunun asıl muhataplarından biri olan kadınlardan, kadınları temsil eden örgütlerden gerekli yanıtı almıştı. Öncelikle böylesi bir anlayış, kadını, İslami yaşam tarzına uygun olarak eve kapatmanın,  toplumsal yaşamdan geriye çekmenin bir ürünüydü. Kadın, Müslümanlığını en iyi toplumun erkeklerinden arındırılmış alanlardan ayrı kalarak yaşayabilirdi.

Kadın eğitim ve iş alanına yönelmesin, patriyarkal düzenin emriyle saçları dahil bedenini paketleyip erkeğin gerisinden, kendisine açılan yoldan ağır aksak yürüsün! İslami-feodal ideolojinin kadınımızı görmek istediği yer burası! Bunda epeyce yol aldı da sayılırlar. İslami çevreler Kemalist baskılanmanın ortadan kalkması sonucu Türkiye'deki kadınların %70'inin dinin buyruklarına göre 'çok şükür kapandığını', 'Allahın bunu diğer kadınlara da nasip etmesini' ifade edip duruyorlar. Aktif iş gücüne sahip kadınların istihdam içindeki yeri %23. Yani kadınlarımız evde oturuyor. Dizilerin alımlı renk ve içerikleriyle mest olup, hazır evde iken çok çocuk doğurmanın objektif şartları içinde yaşıyorlar.

Ah bir de şu kadını içine alan toplumsal gericiliğin ekonomik, psikolojik, fiziksel şiddetine karşı, ayağı ev dışında kalmış kadınların "erkek şiddetine son" diye bas bas bağırmaları olmasa, bakanımızın işi herhalde çok kolay olacaktı.  Mesela 'Erkektir döver de...' 'Kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmeyeceksin', 'Kocandır bu gün döver yarın barışırsınız', 'Müslüman kadın çocuğunu evinde kendi yetiştirmeli. Orucu, namazı öğretmeli.' dedikleri gibi kendilerine meşruluk kazandıracaklardı. Evde oturup da sohbet(!) toplantılarının çatısı altına alınan evdeki kadınlar böylesine bir yaygın eğitim modeliyle pişiriliyorlar. Kaldı ki evde oturana üç çocuk ne ki? Fazlasına hiç engel yok! Yokluğun, yoksulluğun üzeri uhrevi duygularla kapatıldıktan sonra...

Madalyonun bir yüzünün biz böyle olduğunu düşünüyoruz ama diğer bir yüzü de şu: Sermayenin her zaman bol miktarda dinamik bir iş gücüne ihtiyaç duyduğudur. Öyle ya sermayenin dini imanı yoktur. Söz konusu sermaye ve mülk olunca din-iman sadece bir örtü ve bir makyajdır. Bunun en iyi örneğini emperyalist işgale kucak açan, Müslüman halkın kanını işbirlikçilerle birlikte paraya, yatırıma çeviren Müslüman devlet adamlarında gördük ve görmeye devam ediyoruz.

İktidardaki İslami sermayenin bir taşla iki kuş vurması gerçeğiyle karşı karşıyayız. Kadının kapanması evinde oturması Müslümanlığın kadına biçtiği rol açısından iyi bir şey. Hazır ortam müsaitken en az üç çocuğu da yapması, yeni yüzlü paracanlı İslam için modern bir yaşantı da sayılır. Olsun! İslam-mislam da olsa adam burjuva olunca bol miktarda işgücüne ihtiyaç var. Zaten bilimsel öngörülü mühendis bakanımız 2050 yılını hesap ediyor. Bu gidişle ve o zamana kadar nüfusumuzun yaşlanacağının emarelerini bulmuş. Tamam, "yaşlı nüfus başımızın tacı" diyor. Ama "kaliteli genç nüfusu planlamak tüm partilerin görevi" de diyor. 'İmdat! İmdat! bu ne ikiyüzlülük' diyesiniz geliyor değil mi? Kadından sorumlu Bakan sermayeye iş gücü peşinde; eğitimli, sağlıklı, dinamik ve bütününde kaliteli bir iş gücü planlaması yapmak istiyor Üstelik şimdiki gibi bol olmalı. O kadar çok olmalı ki patron birini beğenmediği zaman onu atıp, yerine kapıda bekleyen işsizlerin içinden istediğini almalı. Hatta hayatta kalmaları için onları birbirlerine karşı kışkırtmalı, onları yarıştırmalı. Gerektiğinde grev kırıcısı olarak kullanmalı. Gerektiğinde de bir paket makarnaya, bir tas çorbaya onurunu ezdirmeli.

Sermaye için bol işgücü aynı zamanda ucuzluk da demek olmalı. Asgari dedikleri açlık ücretine talim etmeli. Kafasını midesine atacağı ekmekten alamadan yaşamalı! Evet, nüfus politikası, üç çocuk politikası bunun içinmiş! Bakan elinde nüfus eğrisini bütçe komisyonuna göstererek diyor ki, " Önerim şu: tüm partiler bilim kurulunu siz oluşturun. Bütçesini ben kendi bakanlığımdan vereceğim. Hane başına kaç çocukla bu eğriyi düzelteceksiniz siz bize söyleyin, biz de arkasında duralım."

Hangi birini söylesek ki? Üniversiteyi bitirmiş genç, dinamik insanların pazarlarda üç-beş ürün satmak için zabıta ile köşe kapmaca oynadığını mı, meydanlarda anket yapmak için dört-döndüğünü mü, 7 yaşında başlayıp en az 30 yaşına kadar iyi bir iş ve gelecek sahibi olmak için sınavlardan sınav beğendiğini mi? Hangisini? Bir de "yaşlı nüfus başımızın tacı" denmiyor mu? Bu ülkede yaşlanmaktan korkmaktan daha öte bir korku tanıyan var mıdır acaba?  Emeklilik maaşı olsun olmasın yaşlı kuşağımızın çektiği rezillikleri anlatmada sözcükler kifayetsiz kalır.  Sermaye sınıfına genç dinamik işgücü devşirmenin peşine düşmüş bir bakanın yalanına hangi yaşlı inanır?

Çalışmak isteyen kadınlar bile tek çocuğunu bırakabileceği ucuz ve evine yakın bir kreş bulamamaktadır. Çalışan çocuklu kadın aldığı ücretin yarısını tek çocuğunun bakımı için kreşe ödemektedir. İşletmeleri özelleştirme, küçültme politikalarında ilk kapanan birimler az sayıdaki devlet kreşleri olmuştur. Özel sektör ise geçmişte ve günümüzde çocuklu kadınları hep görmezden gelmiş, üstelik çocuğu için kreş isteyeni de kapı önüne koymuştur. Bakan kadına erkek egemen sermaye düzeninin bakış açısından yaklaşıyor. Başka türlüsü de beklenemez. Bir de şu kadın hakları savunucuları, kadının toplumsal üretimin öznesi olması yönünde mücadele veren sosyalistler olmasa ataerkil düzenin kadın bakanı her bir şeyi öyle kolay yürütecek ki.

 

NOT:  Yukarıdaki yoruma kaynaklık eden haber "Şahin 'Üç Çocuk' Politikasını Anlattı" başlığı ile 16 Aralık'ta Bianet'te yayımlanmıştır.