04 Mart 2012, Pazar

Fenerbahçe nasıl sosyalist oldu? - Gökçe Aytulu

Fenerbahçe'nin yaşadığı dönüşüm akıllara Marx'ın 'devrim en gelişmiş ülkeden başlayacak' önermesini getiriyor.

Gökçe Aytulu -Radikal-04/03/2012

Fenerbahçe'nin yaşadığı dönüşüm akıllara Marx'ın 'devrim en gelişmiş ülkeden başlayacak' önermesini getiriyor

Dört yıl önce bu günlerde Şampiyonlar Ligi'ndeki en parlak dönemini yaşayan Fenerbahçe, Kadıköy'de Chelsea'yi ağırlıyordu. İngiliz takımı sahaya çıkarken stat hoparlörlerinden Fatih Ürek'in "hoş geldiniz" şarkısı çalınıyor, on binlerce kişi bu şarkıdan şaşkına dönmüş İngilizlerle dalga geçercesine eğleniyordu.

İşler yolundaydı. Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale kalmış, son yıllarda şampiyonluğa ambargo koyduğu ligde de lider durumundaydı. Kasa dolmuş, gelirler artmış, pek çok taraftarına göre Fenerbahçe Cumhuriyeti, özerkliğini ilan etmişti.

Artık tribünlerdeki pankartlar bile İngilizceydi. Takım sahaya çıkarken açılan The Rising Sun Over Europe (Avrupa'da yükselen güneş) pankartı hem gösterdiği istikamet hem de jargonu açısından ilginçti. "Biz mali olarak da fiziksel açıdan da bu topraklardaki benzerlerimizi aştık" mesajıydı bu.

Bugünse ortada bambaşka bir tablo var. Şimdilerde o tribünlerin en gözde pankartları "Haklıyız, kazanacağız" ve "direneceğiz". Chelsea'yi Fatih Ürek'le karşılayan taraftarın dilinden düşürmediği şarkı ise Zülfü Livaneli'nin "Böyledir bizim sevdamız".

Şike soruşturmasıyla başlayan ve en çok Fenerbahçe'yi etkileyen süreçte taraftarın terminolojisinde yaşanan değişim dikkat çekici.

Fenerbahçe'nin 1968'i

Tarihi boyunca "iktidarın ve güçlülerin takımı" olarak bilinen Fenerbahçe, bugün yönetiminden taraftarına kadar kullandığı dille Türkiye'nin belki de en büyük muhalif yapısına dönüşmüş vaziyette.

Silivri'de başlayan şike davasını izlemek üzere otobüslerle cezaevine giden taraftarın jandarmanın önünde verdiği fotoğraf, 68 Paris'inden fırlamış bir kareyi anımsatıyor.

Taraftarın dilinde sol geleneğin en ünlü sloganları, Livaneli şarkıları, Nâzım dizeleri. Üstelik bunlar cezaevinin önüyle sınırlı kalmıyor. Tribünler dev pankartlarla, organize biçimde "direnişi" alevlendiriyor.

İlginç şekilde Ali Koç'un önderliğindeki yönetim de taraftarıyla aynı "direniş" çizgisinde buluşmuş durumda. Cezaevindeki Başkan Aziz Yıldırım da dışarıya yolladığı mektuplarında Nâzım dizelerine, haklı direnişlerine ve emeğe atıfta bulunuyor.

Yani adı her zaman iktidar ve güçle anılan Fenerbahçe Cumhuriyeti, sosyalist bir cumhuriyete dönüştüğü izlenimini veriyor.

Akıllara ister istemez Marx'ın "Devrim en gelişmiş ülkeden başlayacak" önermesi geliyor. Gerçi Marx, en gelişmişler derken Almanya ve İngiltere'yi kastediyordu. Lenin Rusya'sıyla başarı kazanan devrimin bu tezi çürüttüğüne inanıldı. Ama küresel krizle sık sık dillendirilen "Belki de Marx haklıydı" sözünü Fenerbahçe için de söyleyebiliriz, kim bilir.

Şike soruşturmasıyla alevlenen süreçte Fenerbahçe içinde en çok öne çıkan isimlerden Fenerbahçeliler Derneği Başkanı İlyas Bulcay da benzer bir görüşte. "Böyle bir dönüşümün gelişmiş bir yapıdan çıkacağına hep inandım" diyen Bulcay, taraftar gruplarının şike soruşturmasını Fenerbahçe'ye yönelik bir "ele geçirme harekâtı" olduğunu düşündüğü için "direniş" tepkisi verdiğini söylüyor. "Bu süreçte kulübün havasına hâkim olan 'mağduriyet' hali, sol terminolojiyi hâkim kıldı" diyor.

Fakat Bulcay, Fenerbahçe'nin "sol" dönüşümünün şike soruşturmasıyla sınırlı olmadığı görüşünde.

Stadın yenilenmesiyle, bilet mafyası durumundaki "lümpen" kesim tasfiye olmuş. Ve bu durum, Ünifeb, Sol Açık, CK, Vamos Bien gibi sol tandanslı taraftar gruplarının stada girmesini sağlamış.