30 Temmuz 2012, Pazartesi

Sezen Aksu üzerine birkaç söz...

M. UTKU ŞENTÜRK utkus@rekta.com.tr

Hiç düşündünüz mü eğer Sezen giderse biz ne yaparız? Başka bir Sezen yok ki... Bu soru 14 Temmuz’da Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’ndaki konserinde geldi aklıma birden bire. O hınca hınç kalabalığı görünce -ki Açık Hava’da onlarca konser izledim ancak bilet fiyatları hiç de ucuz olmayan böyle bir konserde böyle bir kalabalığı hiç görmedim- geçti içimden ve hemen peşinden ekledim “ısır dilini, Allah geçinden versin”

O bütün aşklarımızın, terk edilmişliklerimizin, birlikteliklerimizin, acılarımızın, hüzünlerimizin, sevinçlerimizin, umutlarımızın velhasıl kelam tüm bir hayatımızın arka fonundaydı hep. İlk kez aşık olduğumda bu şarkıyı dinlerdim hep ne aşktan, ne ayrılıktan, ne güzden, ne de deli hasretlerden haberim vardı. Çocuktum daha 11 yaşında ama ciğerimi söküp elime veriyordu bu şarkı... belki konserde de dediği gibi O'nun gibi muhteşem bir aşk yaşamak istiyordum. Ülke 12 Eylül'ü yaşamıştı. İster solcu olun ister apolitik ister çocuk ister yaşlı, kocaman bir urgan boğazımızı sıkıyordu. Herkes kendi içine gömülmüş, bireysel sorunları ile ilgileniyordu. En bireysel sorun ise aşktı...

Bütün bir ülkenin işi gücü aşktı, Sezen dinler, Köle Isaura’yı izler, beyaz dizi Harlequin okur, o şarkılardaki, dizilerdeki, romanlardaki aşklara özenir, öyle delice aşklar yaşamak isterdik. 80 öncesinin politize kamusal alanı Evren’in askerli tarafında işgal altındaydı, bize sadece özel alan kalmıştı.

Herkes aşık olmak istiyor ama Sezen şarkılarındaki gibi bir aşka, sevdaya kimse düşemiyordu... O bize aşkı öğretmeye çalışıyordu ama biz ne kadar öğrenebiliyorduk o bir muamma... Öğrenseydik sevdiğimiz kadınları her gün üçer beşer öldürmezdik.

70’lerin ikinci yarısında müzik piyasasına atılan Sezen Aksu’nun yıldızı işte böylesine bir atmosferde parlamaya başlamıştı. Her ne kadar apolitik bir dönemde parlasa da Sezen Aksu ilerleyen dönemde hiç de apolitik olmamış 2002’de Türkiye'nin bütün dillerini ve medeniyetlerini bir araya getiren "Türkiye Şarkıları" isimli konser serisi yapmıştı. Konserlerde sanatçıya Rum, Ortodoks, Ermeni ve Musevi korolarıyla birlikte Diyarbakır Belediyesi Çocuk Korosu da eşlik etti. Sahnede Türkçe, Kürtçe, Ermenice ve Rumca şarkılar, türküler söylendi. Sanatçı konserinin sonunda "Şarkı Söylemek Lazım"ı ve Mevlana'nın sözlerinden oluşan "Yeniliğe Doğru" şarkısını söyledi.

Bu konser dizisi sadece Türkiye'de değil birçok ülkede de haber oldu. AP ajansının çektiği bir fotoğraf birçok ülkede yayımlandı. Bu konserlerin sonrasında da defalarca Diyarbakır’da konserler verdi. Konserlerinde barış çağrıları yaptı.

Yazdığı, bestelediği yüzlerce şarkı, yetiştirdiği onlarca şarkıcı ile Türkiye’de daha “hafif müzik” adı ile anılan pop müziğe önemli katkılar sundu, hatta en önemli ismi oldu. Aşkın Nur Yengi, Sertab Erener, Levent Yüksel, Seden Gürel, Tarkan, Yıldız Tilbe, Işın Karaca rahle-i tedrisatından geçen isimlerden sadece birkaçı.

Müziğin dışında alanlarda da çalışmaları oldu. 2 tane sinema filminde başrol oynadı. İlk filmi 1979’da Atıf Yılmaz’ın çektiği ve Bulut Aras ile oynadğı “Minik Serçe” –ki daha sonra bu isimle anılır oldu. İkincisi de 1989’da Yavuz Özkan’ın yönettiği ve Ferhan Şensoy ile baş rolü paylaştığı “Büyük Yalnızlık”

Sezen Aksu bize aşkı anlatan çağdaş bir ozan, bir dengbej. Aşkın artık değersizleştiği, alınıp satılır olduğu piyasa düzeninde Leylaları, Şirinleri, Tahirleri, Ferhatları bize yeniden hatırlatıyor. Performans kriterleri, kar marjları, toplam kalite çemberleri ile elleri kolları zincirlenmiş şehirli plaza proleterlerine kirlenmemiş aşkları anlatıyor. Dilerim daha uzun yıllar da anlatmaya devam eder ve biz o şarkılardaki aşkları bir gün yaşamayı hep ümit ederiz. Dünyanın en güzel sesinden dünyanın en güzel şarkılarını dinliyoruz. Ama şunu da unutmamak lazım; ümit yetmiyor, biz artık şarkı dinlemek değil şarkı söylemek istiyoruz…