09 Mart 2012, Cuma

Babalara gelesiceler!

GÜLSEREN YOLERİ g.yoleri@gmail.com

Düşünün bir;   tanrı "baba", devlet "baba", cezaevi müdürü "baba",  patron "baba", ordu "baba"dır. Yardımseverler "babalık" eder. Askerlik "baba ocağı" dır. Koca "aile babası"dır, küçük tanrıdır.

Bu babalara gelesicelerin erkek dünyasında kadınlara biçilen rol ise "masumlar" için tam itaatkar bir naçar,  "arsız" ya da "işini bilen kadın" için gizliden, entrikalarla, cinselliğini de kullanarak erkeği, yaşamı idare edendir.

Çünkü erkek dünya özgür, onurlu kadını istemez. Kapitalist dünya da siyasetinden ekonomisine, sömürüsüne ayak direyecek özgür kadına karşıdır. İtaatini sağlayamazsa yok ederek kurtulmak ister. 8 Martı yaratan emekçi kadınlara yaptığı gibi yakar, bu ruhla hareket eden kadınlara yaptığı gibi zindanlara tıkar, gözaltında kaybeder, sokak ortasında öldürür. Kendisi yapamazsa kocasına, kardeşine, babasına öldürtür.

Ancak 8 Martı yaratan ruhu yok edemeyeceğini anlayınca, o eli öper/miş gibi yapar. Bu nedenle her 8 Mart bir klasik tekrarlanır.  İktidar, siyasetçiler  erkek kültüre dokunmadan, en beylik sözlerini kadınlar için söylerler. Kadının özgürleşmesinden eşitliğinden söz edilen aynı dakikalarda kadınlar dövülür, öldürülür, aşağılanır, okula gönderilmez, işyerlerinde tacize uğrar, işten çıkarılır, az ücret verilir, kayıtsız çalıştırılır, siyasete alınmaz v.s, v.s.

Yani beylik sözlerini söylerken bir yandan da kadına yeni esaret gömlekleri biçmeye devam ederler. Bu gün bırakın kadını eşit bir yerde düşünmeyi, adını her yerden kazımaya kararlı davranan AKP iktidarının dindar nesil için öngördüğü yaşamda kadının adı yok. Kadın ancak bir ailenin parçası ise ve bir parçacık kadar değer görüyor.

Bakan Fatma Şahin kendisini ziyaret eden bir kadın örgütünün temsilcilerine "adımıza takılacağınıza yaptığımız işlere bakın" diye "fırça" atmış. Yaptıkları işlere bakalım; kadına karşı şiddetin önlenmesi çalışmalarından çıkan yasa tasarısının adı da "ailenin korunması" diye başlıyor. Erkeğin de mağdur olarak yerini aldığı bu yasada cins eşitsizliği, aile içi şiddet, kadının şikayetine gerek kalmadan şiddet olayına devletin el koyması, kadın için etkili koruma mekanizmaları yok. Öte yandan 4+4+4 eğitim sistemi ile okul yolu da kapatılıyor kadınlara.

Resmi rakamlara göre bile kadınların dörtte biri şiddet görüyor. Çocuklar da kadınlarla beraber bu şiddetten nasibini alıyor. Her gün 3 ya da 5 kadın erkek yakınları tarafından öldürülüyor sokak ortasında Devlet caydırıcı önlemler ya da düzenlemelerden kaçıyor. Cinsel taciz ve tecavüz erkeklik gururu olarak artmaya devam ederken, devlet tecavüzcülere kalkan olmaya sırtlarını sıvazlamaya devam ediyor. İşsizlik ve kayıt dışı çalışanlar arasında kadınlar ilk sırada yer alıyor. Bu tablo karşısında Bakan Şahin'in, o fırçayı atacağına kendisini temizlemek için kullanmayı yeğlemesi daha yerinde olmaz mıydı sizce de?

Beri yandan kadın sadece kadın olduğu için değil, ait olduğu etnik kimliği, dili, dini, siyasi inancı ve sınıfı nedeniyle de baskıyla, yasaklarla, şiddetle karşılaşıyor. Örneğin Kürt, Ermeni, alevi,  işçi, yoksul ve bir de sisteme muhalif düşüncedeyse vay haline o kadının. Bu nedenle kadın hem cinsiyetine yönelmiş saldırıları hem toplumsal varlığına yönelmiş saldırıları göğüslemek durumunda kalıyor.

Ve toplumsal mücadelesinde yoldaşı erkek, kadın cinsinin özgürlüğü için verilen mücadelede düşmanı  ya da engeli olabiliyor. Ya da kadın mücadelesinde yoldaşı kadın sınıfsal, ulusal, toplumsal mücadelede düşmanı olabiliyor. Bu girift duruma rağmen bu gün kadın mücadelesi, gücünü örgütlülüğünden ve değerlerinden alarak özgürlüğü yönünde devam ediyor.

Ancak, kadının cinsel sömürüye karşı özgürlük mücadelesinde erkeğin kadına yol gösteremeyeceği ne kadar gerçekse, erkek geride kalırken kadının ilerde bir yaşam sürdüremeyeceği de o kadar gerçek. Bu yüzden kadın kendi yükselişine erkekleri de sürüklemek zorunda kalıyor, onları da kurtarıyor bir anlamda. İnsanlaşırken, insanlaştırıyor.