19 Eylül 2010, Pazar

CEM BAHTİYAR:

Banliyö Hakkâri

Provokatörler yine işbaşında. Önce 'Hançer Timi'nin marifetlerini izledik. Ardından, Yüksekova'da ikinci perde oynadı. Ama biz bu filmi ve benzerlerini, daha önce izlemedik mi? Her bölümünü ezberlemedik mi zaten? Her sahnesini, senaryosunu, hatta repliklerini bilmiyor muyuz?

CEM BAHTİYAR solidarieta89@gmail.com

Pekâlâ biliyoruz. Filmin kahramanları mı? Her ne kadar yüzlerini göstermeseler de, göremesek de; tanımıyor değiliz. Bu 'en boykotçu' ilin, bir başka ilçesinde, Şemdinli'de, kaçarken yakalanan dublörleri unutmadık henüz. Ya da emekli albay, binbaşı, üst teğmen, korucu başı, itirafçı vb. üyelerden oluşan çeteleri... Kim bilir? Belki o 'masum' Yüksekova çetesidir. Ama bunların hepsinin de kimliği aşikâr. Hâlâ 'kimliği belirsiz' demezler mi bir de... Yahu, neresi belirsiz! Gayet 'derin' bir şekilde bellidir.

Yok sayılanlar, hor görülenler, hatta hiç görülmeyenler, yavrularını kendi evlerinin avlularında, paramparça bulanlar, kaybedenler, köyleri basılan, yakılan, bir gecede haritadan silinenler, ne kadar 'yaşamak' denir bilinmez, ama hiç bilmedikleri bir yerde yaşamak zorunda bırakılanlar, bir yanı sürgün, bir yanı hep göç kokanlar, dillerini konuşamayan, kendi türküsünü söyleyemeyen, hani şu 'aslında olmayanlar'; daha bir güzel istiyorlar artık haklarını. Daha çok korkutuyor bazılarını sanki, onların bu 'eşitlik' isyanları. Sanki "Kan akmadan da alırız hakkımızı. Siz yeter ki susturun silahlarınızı." diyor. Peki, öyleyse neden durmuyor bir türlü? Yoksa bu savaştan birileri ekmek mi yiyor?

''E herhalde!''  demeyin, bilmeyen çok.

Belki birileri buna anayasal suç diyor, ama onlar, o birilerini % 5 oranında tanıyorlar. Bir şeyler öğrenemeye çalışırken, kendi altyapısını hazırlarken, doğduklarından beri konuştukları dili kullanmak istiyorlar. Ne kadar tabii, değil mi? Hakkâri de onlardan biri. Peki, ne olacak onların kaderleri? Kaderleri, hep kederli mi kalacak? Bu isyan ilk değil, sanırım son da olmayacak. Mevcut bir dengeye sahip sistemlerine, onları bozacak unsurlar katmaya çalışarak, provoke girişimleriyle, ne olacak bizim Hakkâri'nin hâli? Canla başla bir çatışma ortamı yaratılmaya çalışılan Fransız banliyölerine mi dönecek? Yoksa muradına erecek, bir günyüzü görecek, yaşadıkları yerin düzenlemesini, idaresini kendilerinin yaptığı, özerk bir bölgenin parçası mı olacak? Hangisi ana ağlatır, hangisi ağlatmaz? ''Bu ayrılık değil, canım. Susamışa su vermektir.''

Bağlantılı Haberler