12 Ekim 2010, Salı

Kardeş(lik)e çağrı

Olmadık bir anda, olmadık bir hisse kapılmak... Damdan düşer gibi oluveren bir olaya, hayretle şaşırmak... İrkilmek, telaşlanmak birdenbire... Beklenmedik duygular... Hatırlıyor musunuz, en son ne zaman şaşırdığınızı? Ya da özlediniz mi şaşırmayı?

CEM BAHTİYAR solidarieta89@gmail.com

Özlüyor insan... O kadar normal şeyler ki artık; cinayetler, vahşetler, zulümler, işkenceler, şaşıramıyoruz. Onca haksızlıklar, yoksulluklar... Beklemediğimiz şeyler değil artık tüm bunlar. Her an, her yerde olabilecek, hepimizin başına gelebilecek gibi olağan bir hâle geldi hepsi. Yaşadıklarından sonra bir muhasebe yapıp, ders çıkarmak işlemini unutuveriyor insan zamanla. Ve tedbirler kuşanmaya başlıyor. Böyle durumları önlemek, 'dur' demek için bir şeyler yapmak bir yana;  bir daha şaşırmamak, düşmemek için dehşete. Şaşıramadıkça, olağan karşılıyoruz; olağan karşıladıkça bencilleşiyoruz. Kimimiz üzülse de, kimimizin içi yansa da her ölüme; unutuyor çoğumuz. Örneğin;  kimimiz hâlâ küçük bir kız görünce hatırlayıveriyor, kimimizin bahsi geçince düşüyor aklına. Fakat daha da kötüsü unutanımız var, Ceylan'ı. Unutacak kadar bencilleşenimiz. O kadar meşrulaştı ki ölmek-öldürmek; vicdanımızı edemedi belki, ama beyinlerimizi ortak etti kendine.

Ey benim bencilleş(tiril)miş kardeşim!

Anlayamazsın ölümü, düşersen kuru kuru yaşamanın peşine. Ve yaşayamazsın da, anlamadan ölümü. Üzülmeden, şaşırmadan, hissetmeden çocuk bir bedene saplanmış bir kurşunun acısını kendi sırtında, anlayamazsın 'insan' olmayı. Kimin kimi, neden vurduğunu bilmiyorsun belki, düşünmüyorsun da... Bildiğin tek şey; tüm bunları düşündüğünde, içinin acıyacağı, her gün başka bir olaya yüreğinin parçalanacağı belki... Belki dayanamayıp bir şeyler haykıracağın ve 'başına bela' alacağın... Ya korkuyorsun bütün bunlardan ya da bırakmışsın insanlığını bir kenara çoktan.

Makinaya kaptırılan kollara, hakkını ararken her şeyinden, canından olanlara, 12'lik bir bedenden çıkan 13 kurşuna, sokak ortasında sırtından vurulana, Hrant'a, tecritlerde yavaş yavaş katledilenlere, sürgünlerde memleket hasretlerine dayanamayan yüreklere kayıtsız kalıyorsan, görmezden gelebiliyorsan, hatta görmüyorsan; nasıl rahat uyursun yatağında?

Ey benim, yaşamanın peşine düşmüş kardeşim!

Nasıl geçip sevdiğinin karşısına, dem vurursun sevdadan, aşktan? Nasıl anlatırsın çocuğuna sevgiyi? Benzerlerinden başka, kim inanır söylediklerine? Peki ya o benzerlerinle ne bırakabilirsiniz ki, sonradan gelenlere? Gerçekten tüm bunlara son vermeden, 'insan' diyebilir misin kendine? Bak, güzel yarınlar için çabalayan insanlar var. ''Bilmiyorum'' deme, düş peşlerine!

En azından çocuklara güzel bir gelecek bırakabilmek için çalışın; ama önce barışın...

Çünkü böyle yaşanır hayat...