12 Aralık 2012, Çarşamba

'Kadına 'en fazla ölürsün' demek 'ölürsen öl' demektir!'

Kadın hakları savunucusu ve Avukat Hülya Gülbahar, öğretmen Gülşah Aktürk'ün koruma talebinin karşılanmayıp ölümüne sebep olunmasına ilişkin, "Kadın söz konusu olduğunda 'en fazla ölürsün' demek, 'ölürsen öl' demekten başka bir anlam taşımamaktadır" dedi.

Kadına yönelik şiddet ve öldürmelerin hiç azalmadığı Türkiye'de AKP'nin iktidarda olduğu on yılda da kadına karşı erkek ve devlet şiddetinde artış görülüyor. Kadın örgütlerinin istatistiklerine göre, son 7 yılda 4 bin 190 kadın erkekler tarafından katledilirken, sadece 2005-2012 yılları arasında ise 150 bini aşkın kadın erkeklerin cinsel saldırısına maruz kaldı. Bunun son örneği ise Van Valiliği'nden koruma talebinde bulunmasına rağmen bu talebi karşılanmayan, ardından Konya'da katledilen öğretmen Gülşah Aktürk. Katilinden kurtulmak için daha önce Van'da birçok kuruma başvuru yaptığını; ancak gerekli ilgiyi göremediğini ölmeden yazdığı dilekçesinde belirten Aktürk, şu ifadeleri kullanmıştı: "Vali yardımcısı en kötü ihtimalle öleceğimi, ölümün hak olduğunu, kaçış olmadığını, hiç olmadı istifa edebileceğimi, yanımda biber gazı ile gezmem gerektiğini söyledi." Aktürk'ün dilekçesinde de açıkça görülen devlet destekli erkek şiddetini kadın hakları savunucusu Avukat Hülya Gülbahar değerlendirdi.

'KADINI KORUYAMAYAN DEVLETİN VARLIĞI SORGULANMALI'

6284 sayılı yasa gereği, valilik ve kaymakamlık gibi mülki amirlerin kadına koruma sağlaması gerektiğini söyleyen Gülbahar, kanunun mülki amirlere verilen görevlerle başladığını belirterek, koruma sağlamayan valiliğin çok ciddi hizmet kusuru işlediğini ifade etti. Gülbahar, "İl milli eğitim müdürlükleri doğrudan doğruya valiliğe bağlı olduğu için, kadının tayin edildiği adreslerinin gizliliği sağlanarak uygun yerlere göndermek için görevini yerine getirmesi gerekiyordu. Bunu yapmadığı için açık bir şekilde kadına karşı suç işlenmiştir bu olayda. Bu suç ve kayıtsızlık silsilesi sonucunda Gülşah öğretmeni de kaybetmiş bulunuyoruz" diye konuştu.

'VALİ GÖREVİNİ İHMAL ETTİ'

Devletin ana nedenlerinden bir tanesinin yurttaşlarını kadın ya da erkek olduğuna bakılmaksızın can güvenliğini sağlamak olduğunu hatırlatan Gülbahar, bunu sağlayamayan devletin varlığının sorgulanması gerektiğini söyledi. Gülbahar, "Kadın söz konusu olduğunda 'en fazla ölürsün' demek, 'ölürsen öl' demekten başka bir anlam taşımamaktadır" diyerek, Türk Ceza Kanunu açısından bakıldığında bile, valiliğin "görevi ihmal, suç ve suçluyu övme, suçluyu koruma" gibi bir dizi suç işlemiş olduğunu belirtti. AKP'nin "ustalık dönemi" dediği dönemde kadınların üzerinden buldozer gibi geçtiğini söyleyen Gülbahar, bunun Kadın Bakanlığı'nın kaldırılarak yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın kurulmasıyla nüfusun yarısını oluşturan bir cinsin olduğu gibi aile kotası içerisine alınmasıyla başladığını ifade etti.

'YARGIÇLAR DA KADINI AŞAĞILAYAN ZİHNİYET TARAFINDAN ATANIYOR'

"Bir ülkenin Başbakanı o ülkedeki kadınların rahimlerindeki 3 hücreye bile 'ben karar veriyorum' derse bu, erkek toplumuna da kadın toplumuna da çok ciddi bir mesaj göndermektir" diyen Gülbahar, bunun kadınlara "benim sözümden çıkamazsınız" demek anlamına geldiğine işaret etti. Gülbahar, kadına karşı şiddeti önlemek iddiasıyla kurulduğu öne sürülen ''Alo şiddet hattı 183"ün işlevsel ve amacına uygun olmadığını belirterek, bunun şiddetle doğru mücadele yöntemi olmadığını kaydetti. Türkiye'nin 81 ilinin 80 erkek vali ile yönetildiğine dikkat çeken Gülbahar, "Valileri atayan da bu ülkenin cinsiyetçiliği. Bu valiler de 'Artık kadın mı kız mı bilemem, kadından anneliği çıkarırsanız geriye ne kalır' gibi anneliği kutsallaştıran ve kadını aşağılayan felsefeye ait birisi tarafında atanıyor" dedi. Yargı alanında 2010-2011 yılları arasında yüzde 10 civarında kadın yargıç atanırken, 2012 yılında atanan yargıç sayısı ise yüzde 3,4 olduğuna dikkat çeken Gülbahar, AKP'nin geliş sürecinden bu yana her dönem kadın sayısının gittikçe azaldığını belirtti. Başbakan Erdoğan'ın eliyle, topluma cinsiyetçi normlar ve cinsiyetçi söylemler aşılandığında bunun yargıdan, valilik ve emniyet teşkilatına kadar birçok yere yansıdığını söyleyen Gülbahar, yargıda kadın katliamlarında "tahrik indirimi"ne gidilmemesi gerektiğini ve "canavarca hisle öldürme" faktörünün de değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

'TECAVÜZDE KADININ BEYANI ESAS ALINMALI'

Gülbahar, taciz ve tecavüz davalarında ise, kadın beyanının esas alınması gerektiğine vurgu yaparak, mağdur kadının aynı zamanda tanık olarak dinlenmesi gerektiğini dile getirdi. Devletin kadını yasalarla tahakkümü altına almaya çalıştığını belirten Gülbahar, kadın merkezlerinin iktidar tarafından kontrol altına alınmaya çalışıldığını, kadın örgütlerinin devre dışı bırakıldığını söyledi. Hükümete "Türkiye'de kadına karşı şiddetle samimi bir şekilde mücadele etmek istiyorsanız önce kadın ve erkeği eşit güç haline getireceksiniz" diyen Gülbahar, şöyle devam etti: "Yani hükümetteki bakanların yarısı kadın olacak. Meclis'teki milletvekili sayısının yarısı kadın olacak. Bankadaki paraların yarısı kadın adına kayıtlı olacak ki 'eş ve baba parasıyla siyaset yapılmaz' diyen erkek siyasetçilerimiz kadınlara ahkam kesmeye kalkmasın. Bunu sağladığınız zaman siz kadına karşı şiddetle mücadele edersiniz. Yoksa ortaya, yüzde bin 400 gibi cins kırımının yaşandığı, günde en az 5 kadının öldürüldüğü bir ülke örneği çıkar. Cinsiyetçi erkekler cephesi devlet şeklinde örgütlenmiş durumda ve her gün birden üstümüze geliyor. O yüzden örgütlenmekten ve dayanışma içinde olmaktan başka bir çözüm yolumuz yok."

DİHA/Hülya Emeç-Sevdiye Ergübrüz