04 Mart 2011, Cuma

Engin Ardıç gerçeği - Nagehan Alçı

Nagehan Alçı- Akşam -03 Mart 2011

Geçtiğimiz iki hafta boyunca Soner Yalçın'la ilgili seri yazılar yazdım. Yalçın'ın defalarca nefret suçu işlediğini, ırkçı ve faşist bir yazar olduğunu söyledim. Onun yazılarını ve kitaplarını Fransa ya da Almanya gibi ülkelerde yazamayacağını, yazarsa derhal yargılanıp ceza alacağını anlattım. Derdim kişisel değil ilkeseldi. İlkesel olarak bir suç şebekesi gibi çalışan Yalçın ve çetesinin zihniyetinin deşifre edilmesi gerekiyordu.

Bugün de benzer duygularla oturdum masamın başına. Yine ilkesel olarak şiddetle karşı çıkmak istediğim bir tavır, deşifre etmek istediğim bir yazar var: Engin Ardıç. Güya 'demokrat cephe'de yer alan, kendine 'liberal' diyen ama liberal ilkelerin en büyük düşmanlarından olan Engin Ardıç...

Ardıç'ın en son numaralarını biliyorsunuz sanırım. Bilmeyenleriniz varsa son üç yazısını okusun. Kadınlara müthiş terbiyesiz bir üslupla, kendini bilmez bel altı vuruşlarla saldırmış, bu nedenle gazetesi kadınlar tarafından basılmış Ardıç'a dün Milliyet'te Mehveş Evin çok güzel cevap verdi. Ben ise onun zihniyetinin ne kadar kafatasçı, ne kadar etiketçi ve ayrımcı olduğunu anlatmak için eskiye gideceğim. Ardıç'ın başka yazıları ve söyleşilerine...

***

Son yazılarında kadınları aşağıladığı için kadınlardan başlayalım:

Yıl 2004. O dönem bizim gazetede çalışan Şebnem İyinam'a bir röportaj veriyor Ardıç. Röportajda konu feminizme gelince şöyle diyor: 'Feminizm artık pasaklı, çirkin, kirli, ter kokan, bakımsız, pis ve lezbiyen kadınlarla özdeş olmaya başladı...'

Yine kadınlarla ilgili bir örnek daha. Bu kez feminizm ya da lezbiyenler değil, bugün zamanın ruhu gereği haklarını pek bir şiddetle savunduğu başörtülü kadınlardan biriyle ilgili. Örtüsü sebebiyle önce parlamentodan sonra da ülkeden kovulan Merve Kavakçı'nın o utanç verici günleri yaşadığı zamanlarda Kavakçı'nın parmak arası terliklerine kafayı takmış ve onunla ilgili şu satırları yazabilmişti: 'Merve'nin çıplak ayaklarını görünce, dedim ki içimden, kim bilir kaç aksakallı muhterem gece rüyasında, onun çıplak ayaklarının hayalini kurup asılmıştır...' ??

Sırf başörtülü olduğu için 'vatan haini' muamelesi gören, koskoca meclisin yüzlerce üyesi tarafından linç edilen kadınla ilgili Ardıç'ın aklına gelen bu yani: Ayaklarını görünce tahrik olan dedeler! Ne diyeyim, pes doğrusu! Daha doğrusu ne oldu da bu kadar kısa zamanda başörtülülere, dindarlara karşı pek bir saygılı oldunuz Engin Bey?

***

Gelelim başka bir konuya. Yine Şebnem İyinam'ın röportajında bu gün AK Parti seçmeni diye aşağılanmaya çalışılan 'gecekondulular' ile ilgili döktürüyor Engin Ardıç: 'Lümpenler infial uyandırıyor bende. Köylünün bozulmuş hali... Ben hoşlanmıyorum lümpenlerden. Çünkü son derece kaypak, son derece tehlikelidirler. Arkanı döndüğün anda hemen seni satarlar. Faşizmin kitle tabanı da bunlardır zaten...'

Faşist olmakla suçladığı alt sınıflara olan nefretinin anlatırken kullandığı faşizan dile bakar mısınız?

Daha bitmedi maalesef. Şimdi 'ortama uyup' Kürt halkının haklarını ve özgürlüklerini savunmaya kalkan, bu amaçla ant içme törenlerinin kaldırılmasını savunan yazar daha iki yıl önce 'Törenize tüküreyim' diye baştan aşağı Kürtleri aşağılayan bir yazı yazdı. Töre cinayetiyle katledilen Gülistan'ın ardından kurduğu cümleleri ben aynen alıntılıyorum. Üzerine bir şey söylemeye hiç gerek yok. Buyurun, 'liberal' Engin Ardıç'ı tanıyın:

'Gülistan'ın kocası Ömer özürlüymüş. Artık sakat demek ayıp, biliyorsunuz... Ömer neresinden özürlüymüş, öğrenemedik. Çükünden olmadığı kesin, Gülistan gebe kalmış...'

Vee aynı yazıdan mide bulandırıcı, Nazi kafatasçılığı ile yarışan bir cümle daha: 'Biz de bu canlılar bizden ayrılmasın diye binlerce çocuğumuz şehit verdik.'

Bu ve daha nice örnek... Bugün liberal geçinen Ardıç'ın nefret söyleminin sınırı yok. O nedenle son yazıları bizi şaşırtmamalı. Bizi asıl şaşırtması gereken şey, onun kendini bu medyaya nasıl 'liberal' ve 'özgürlükçü' olarak pazarlayabildiği... Devam edeceğim.