21 Eylül 2011, Çarşamba

'Kadın özne kabul edilmeden eşitlik sağlanamaz'

Kadın örgütleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ile gerçekleştirdikleri toplantıyı değerlendirdi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Amargi, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği ve Avukat Hülya Gülbahar, yasada kadının değil ailenin korunduğuna dikkat çekerek kadına yönelik hükümetin tavrının değişmesi gerektiğini belirtti.

NADİYE GÜRBÜZ

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ile bir araya gelen kadın örgütleri, "Kadın ve Aile Bireylerine Yönelik Şiddeti Önleme Kanun Tasarısı Taslağı"na ilişkin tartışmalar hakkında bilgi verdi. 19 Eylül günü Ankara'da gerçekleşen görüşmeyi ETHA'ya değerlendiren kadın örgütleri, öncelikle bakanlık isminden kadının adının çıkarılmasına tepki gösterdi. Hükumetin zihniyetinin değiştirilmesi gerektiğini kaydeden kadın örgütleri, önerileri ve taleplerinin yeni hazırlanacak kanunda yer almasının önemine dikkat çekti.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Amargi, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği ve Avukat Hülya Gülbahar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ile gerçekleştirilen toplantıyı değerlendirdi.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu adına toplantıya katılan Sosyalist Kadın Meclisleri (SKM) MYK üyesi Bilgi Tağaç, kadın örgütlerinin tasarıyı inceleyemeden toplantıya katılmak zorunda kaldığını belirtti.

Daha önce yapılan yasa taslağı hazırlık toplantılarından farklı olarak, değişik alandan kadın örgütlerinin katılımıyla bir toplantı yapılmasını anlamlı bulduklarını kaydeden Tağaç, "Tasarı sunulurken, özneleriyle, soruna karşı mücadele eden kadın kurumlarının orada olması anlamlıydı. Ama yetersizdir. Daha geniş bir kadın örgütlülüğü yer almalıydı. Toplantının hazırlık biçimi yetersizdi. Kanun taslağı, toplantıya katıldığımızda bize sunuldu. Öncesinden inceleme şansımız yoktu" dedi.

'AKP HÜKÜMETİ KADININ ADINI YOK SAYIYOR'

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak sundukları öneriler hakkında bilgi veren Tağaç, "Bakanlığın isminin değiştirilmesi, her kurumun eleştirildiği konu oldu. Kadın bakanlığı olmalı, hükümet bir adım atacaksa önce buradan başlamalı. Kadının yok sayıldığı bir bakanlıkla çalışma yürütüyoruz. Toplama baktığımızda, sistemin mantığında yeni bir şey görülmüyor. Böyle bir niyet, eğilim yok. Bu duruma kadın örgütlerini ortak etme çabası var" şeklinde konuştu.

'KADIN EŞİT BİREY OLARAK GÖRÜLMÜYOR'

Hükumetin hazırlanan taslakta, kadını eşit birey olarak görmeyen bakış açısının devam ettiğini, kadın özgürlük mücadelesi yürüten örgütlerin taleplerinin tam olarak dikkate alınmadığını gördüklerini aktaran Tağaç şunları söyledi: "Geçen yıl kasım ayında Fatma Şahin'le bir görüşme yaptık. Orada sunduğumuz talep ve önerilerden kısmen yararlanılmış. Ama şuralardan eksik. Birincisi şiddet aile içerisinde görülüyor, oysa ki kadın toplumsal yaşamın her alanında şiddete maruz kalıyor. Yine yasa içerisinde kadın aile içinden görülüyor. Sorun şurası, bu kanunu hakimler uygulayacak, savcılar uygulayacak. Emniyet koruyucu tedbirler alacak vs. Bu aşamalara baktığımızda kanun çıktığında, hayatla buluştuğunda uygulayan tüm kurumlarda zihniyet değişimine ihtiyacımız var. Buralardan bağımsız, kopuk yaklaşım içeriyor taslak. Buralarda bir egemen erkek zihniyeti ve yaklaşımı varlığını devam ettirdiği sürece şiddetin önlenmesi tek başına mümkün değil. Eğitim kitaplarında kadın bir birey olarak görülmediği gibi, şiddetin toplumsal yapıdaki durumu tartışılmıyor, gündemleştirilmiyor. Kendisi şiddet kurumu olan emniyetten, polisten, şiddeti önlemesi beklenemez. Kadınların tecavüzcüleriyle evlenmeleri sadece bir savcının hakimin açıklaması değil, bir dönem hükümetler bu düşünceleri savundu. Buradan bakıldığında, kanun hazırlanmasının bir anlamı vardır ama yaşam içinde bir karşılığı, bir değeri yoktur."

Tağaç, polis yetkililerinin toplantıya katılmasına tepki gösterdi.

'DAYANIŞMA EVLERİ KADIN ÖRGÜTLERİNİN DENETİMİNDE OLMALI'

Kadın sığınma ve dayanışma evlerinin kadın örgütlerinin denetiminde olması gerektiğini ifade eden Tağaç, "Kanun tasarısı içeriğine dair tartışıldı, koruyucu kanun, yaptırımlar yanlarıyla eleştirdik. Kadın dayanışma evleri, sığınma evlerinin kadın örgütlerinin denetiminde olması gerektiğini yineleyerek, bu yönlü önerilerimizin dikkate alınması gerektiğini söyledik. Bu konuda ara görüşmemizde, SKM'nin kampanyasından söz ettik. Gördük ki, meli, malı temennilerle kurulu bir tasarı olamaz. Belediyelerin niyetine bırakılmış yaklaşımlar olamaz. Aynı şekilde kanun tasarısı çerçevesi, meli, mali gibi kişilerin niyetine bırakılan yanlar kapatılmak zorunda. Sığınma evleriyle ilgili çalışmalar hızlandırılmalı" şeklinde konuştu.

'EKONOMİK, TOPLUMSAL, SİYASAL EŞİTSİZLİK GİDERİLMELİ'

4320, Medeni Kanun, TCK, Anayasa Platformu kurucularından Avukat Hülya Gülbahar ise, yeni yasa tasarısı taslağının var olan yasaya göre, daha ileri hükümler içerdiğini belirtti.

Yasa tasarısının amaç maddesinde ve gerekçesinde kadına yönelik şiddetin toplumsal güç eşitsizliklerinden kaynaklandığının vurgulanması gerektiğini kaydeden Gülbahar, "Ancak kadına yönelik şiddet sorununun sadece yasalarla çözüleceğini düşünmek büyük bir hayalcilik olur. Kadına yönelik şiddet; ekonomik, toplumsal, siyasal eşitsizlikten kaynaklanan bir sorundur. Bu eşitsizlik giderilmediği sürece konuyu kanun değişikliğine havale etmek çözüm sağlamayacaktır. Yasalar kısmi bir caydırıcılık işlevi görebilir ancak" dedi.

'ŞİKAYETTEN VAZGEÇİRENLER YARGILANMALI'

Avukat Hülya Gülbahar, ikinci olarak şiddete maruz kalan kadınlara koruyucu önlemlerin eksik ve hangi mekanizmanın sorumlu olduğu noktasında kafa karıştıracak bir düzenleme yapıldığını belirterek şunları söyledi: "Türkiye'de kadına yönelik şiddet konusundaki en büyük sorunun, barıştırma, uzlaştırma, kadını şikayetten vazgeçtirip aile içinde bırakma politikası. Kadına yönelik şiddet konusunda bunun asla uygulanmayacağı, bunu uygulayacak olanların da görevi ihmalden yargılanıp hüküm giyebileceğinin yasada açıkça vurgulanması gerekiyor. Kaldı ki, bu durum Türkiye'nin ilk imzacısı olduğu Avrupa Konseyi Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Sözleşmesi'nde de açıkça belirtilen bir gerekçedir. Kadın örgütleri başta BM sözleşmesi SEDAV olmak üzere yasada uluslararası sözleşmelerin dayanak olarak gösterilmesi gerektiğini ortaya koyduk."

'KORUMA KARARLARI 6 AYLA SINIRLANAMAZ'

"Yasa tasarısında kadın örgütlerinin önemli bulduğu bir başka eksiklik ise, koruma kararları için verilecek sürelerin 6 ayla sınırlı tutulması ve 6 ayın sonunda kadının yeniden uğraşarak belge toplayarak bunu uzatmaya çalışmak zorunda olmasıydı" şeklinde konuşan Avukat Gülbahar, Avusturya'da koruma kararlarının boşanma davası sonuçlanıncaya kadar verildiğini anımsattı.

Hülya Gülbahar da kadın kelimenin bakanlık adından çıkarılmasını eleştirdi. Toplantıya girdiklerinde bakanlığın yeni logosuyla tanıştıklarını anlatan Avukat Gülbahar, logonun da kadın erkek eşitliğine uygun düzenlenmediğine işaret ederek şunları belirtti: "Oldukça estetik yapılmış görülen logoda, hiyerarşik bir aile modeliyle karşılaştık. Kocaman bir erkek, yanında daha küçük bir kadın ve onun yanında daha küçük bir çocuk. Kalp içinde bir çatı altında aile böyle öğretilebilir ancak. İki eşit insan arası bir çocuk olabilirdi mesela. Kadın bakanlığının yeniden kurulması, bakanlık düzeyinde bir kadın mekanizmasının yaratılması, en azından var olan bakanlığın isminin yeniden Kadın ve Eşitlik Bakanlığı olarak değiştirilmesi katılan tüm kadın örgütleri tarafından talep edildi."

Gülbahar'ın eleştirdiği konulardan biri de Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'nün (KSGM) işlevsizleştirilmesi. Kadının adının bakanlık isminden çıkarılmasından sonra KSGM'nin işlevsizleştirilmesinin kendilerini kaygılandırdığını ifade eden Gülbahar, kaygılarını şu şekilde aktardı: "Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'nün bu konuda yeniden yetkili kılınması gerektiğini dile getirdi kadın örgütleri. Ve bir kaygıyla ayrıldık bu toplantıdan acaba resmi mekanizma içerisinde içinde kadın sözcüsü geçen tek kurum olarak kalan Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü de işlevsizleştirilecek ve kaldırılacak mı?"

Toplantının göstermelik olmadığını ama büyük hayaller kurulmaması gerektiğini de ifade eden Gülbahar, "Bakanlık ve danışmanlar düzeyinde son derece diyaloğa dayalı, sorunların, önerilerin açıkça tartışıldığı, iletileşilen bir toplantı gerçekleşti. Bu anlamda olumlu bir toplantıydı. Ama bu toplantının sonuç alıcı verimlilikte bir toplantı olup olmayacağını, kadın örgütlerinin orada dile getirdiği ve ilgili görevliler tarafından hepsi not alınmış olan önerilerin bu taslağa yerleştirilip yerleştirilmeyeceğiyle belli olacak" dedi.

Bakanlığın kadın örgütlerinin taleplerini neden reddettiğini açıkça ifade etmesini istediklerini belirten Avukat Gülbahar, bu toplantıların 3 ayda bir periyodik olarak yapılması, toplantıya katılım giderlerinin bakanlık tarafından ödenmesi ve belli aralıklarla bölgesel toplantıların gerçekleştirilmesi taleplerini dile getirdiklerini söyledi.

LGBTT İLK KEZ HÜKÜMET TOPLANTISINDA

AKP Hükumeti'nin eski Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf tarafından "hastalıklı kişiler" olarak adlandırılan LGBTT bireyleri adına bir dernek de ilk kez bakanlık düzeyinde bir toplantıya katıldı.

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği'nden Belgin Çelik, "İlk defa bir LGBTT Pembe Hayat davet edildi. Daha önceki bakanı biliyorsunuz Aliye Kavaf, bizleri hastalıklı olarak ilan etmişti. Bunu da ben orada dile getirdim. Yeni bir zihniyet değişikliğiyle yola çıkılıyor diyor Fatma Şahin. Zihniyet ne kadar değişti ne kadar değişmedi, bizler Pembe Hayatlar olarak yeni Anayasa'da cinsel kimliklerin, cinsel yönelimlerin yer almasında göreceğiz" dedi.

Toplantının hazırlık yapmaları sağlanmadan apar topar yapıldığı eleştirisinde bulunan Çelik şunları söyledi: "Bir daha ki toplantıda ne olur bilmiyorum. Tabi ki umutlu olmak zorundayız. Hep beraber yeni bir anayasa yapacağız deniliyor. Seks işçiliğinin anayasada yer alması talebimiz. Bu ülkede günde 5 kadın öldürülüyor, akabinde de trans kadın cinayetleri, nefret cinayetleri yaşanıyor."

'ŞİDDETLE İLGİLİ EŞGÜDÜM MEKANİZMASI OLUŞTURULMALI'

Amargi gönüllülerinden Dilek Alıcıoğlu Cömert, toplantı hakkında çok geç bilgi verildiği için katılamadıklarını söyledi. Taleplerini sıralayan Cömert şunları söyledi:

"4320 sayılı kanun bizim için çok önemli. Ama Türkiye gibi bir yerde böyle bir kanunun uygulanması için bir takım boşlukların doldurulması gerekiyor. Örneğin ne diyor, acilen, ivedilikle yapar hakim diyor. Bu sözcükler çok güzel ama bir şey tanımlamıyor. Herkesin aciliyeti, ivediliklikleri farklı olduğu için muallakta kalıyor. Orada bir süre belirtilmesi gerektiğini düşünüyoruz. İki gün içinde, iki saat içinde böyle bir süre olmalı ki yaptırımı olsun.

Kadına yönelik şiddetle ilgili ülke çapında bir eşgüdüm mekanizması oluşturulmasını istiyoruz Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı'ndan.

Aile vurgusunu öne çıkararak kadın yok sayılıyor. Bakanlık adındaki kadının çıkarılmasını doğru bulmuyoruz. Tekrar kadının konularak kadının özne haline getirilmesini istiyoruz.

Cinsel şiddet davalarında Adli Tıp 6. İhtisas Kurulu'nun verdiği rapor mahkemelerde tek delil olarak geçerli oluyor. Biz bunun üniversite hastanelerinin verdiği raporların kabul edilmesi şeklinde değiştirilmesini istiyoruz.

Bir önceki TCK'da biliyorsunuz töre cinayetleri tahrik indirimine kapanmıştı. Töre cinayetleri nitelikli insan öldürmeye girdi. Ama namus cinayetlerinde hala tahrik indirimi var. Bu kalkmazsa kadınlar öldürülmeye devam edilecektir.

Bir de toplumda kadının eşit hale getirilmesi için bir takım pozitif ayrımcılıkların uygulanması gerekiyor. Bu pozitif ayrımcılıkların uygulanmadan kadının eşit hale gelmesi mümkün değil zaten.

Sığınaklar ve danışma merkezlerinin yaygınlaştırılması ve bu yaygınlaştırılması sırasında kadın derneklerinin fikrinin alınması ve kadın derneklerinin özne olması gerekiyor.

Bir de Alo Şiddet hattının işlerliğe kavuşması gerekiyor."