04 Mayıs 2010, Salı

DKY 2010

Dünya Kadın Yürüyüşü 30 Haziran'da İstanbul'da

Dünya Kadın Yürüyüşü (DKY) 2010'un Avrupa eylemi, 30 Haziran'da İstanbul'da gerçekleştirilecek. DKY Türkiye Koordinatörü Yıldız Temurtürkan, son dönemlerde patlak veren tecavüz ve kadın cinayetlerinin münferit olaylar olmadığını belirterek, militarist, ırkçı ve milliyetçi ideolojilerin kadın düşmanlığını beslediğini söyledi.

NAGİHAN AKARSEL

Feminist, antikapitalist, antiemperyalist bir ağ olan DKY"nin bu yılki Avrupa eylemi, 30 Haziran'da İstanbul'da yapılacak. Bu sene ön plana çıkardıkları dört ana temanın olduğunu ve bunlardan en önemlisinin barış ve sivilleşme olduğunu kaydeden DKY Türkiye Koordinatörü Yıldız Temurturkan, çatışmalı bir bölge olduğu için Türkiye'nin tercih edildiğini kaydetti. Toplumda militarist, ırkçı ve milliyetçi ideolojilerin güçlendiğine ve bununla paralel olarak kadın düşmanlığının arttığına vurgu yapan Temurtürkan, sorularımızı yanıtladı.

* Dünya Kadın Yürüyüşü nedir? Neyi amaçlıyor?

Dünya Kadın Yürüyüşü (DKY) yerel bir hareketten esinlenerek kuruldu. Kanada'nın Quebec eyaletinde ulusal mücadele yürüten ve canlı bir feminist hareket olan Quebec Kadın Federasyonu'nun 1995 yılında düzenlediği, Ekmek ve Güller Yürüyüşü'nden esinlendi. Yoksulluk ve kadına yönelik şiddet temasını birleştirici talep olarak kullanan küresel bir ağ oluşturmayı amaçladı. Ekim 1998 Montreal'de dünyanın değişik bölgelerinden bir araya gelen kadınlar, yoksulluk ve şiddeti doğuran nedenlere karşı dünya çapında yeni bir kampanyanın hazırlıklarını tartıştı. Ve 2000 yılında hem ulusal hem bölgesel hem de uluslararası çapta ortak talepler etrafında eylemler yapıldı. Hem Birleşmiş Milletler'e hem Dünya Bankası'na gidilerek bu talepler iletildi. Ama o günden bugüne hiçbir cevap gelmedi. Tabii bunu DKY'nin taleplerinin takibinde başarısız olma, sonuç alamama olarak algılıyoruz. Fakat öte yandan DKY bir ağ olarak kendini güçlendirdi. Şu anda 70'in üzerinde koordinasyon var bunlardan 56'sı 8 Mart'ın yüzüncü yılı nedeniyle etkinlikler yaptılar. Ulusal düzeydeki ağlarını güçlendirdi. Ve 2010 kadar gelen süreçte birçok bilgi doküman üretti. Ve bu dokümanlar, bilgiler, sloganlar, temalar, feminist mercekten bakarak durumu analiz eden metinler yerellerde bir çok örgütün kadın politikalarını da etkileyici rol oynadı.

* DKY'nin 2000 ve 2005 yıllarındaki yürüyüşlerinden sonra 2010 yürüyüşü üçüncü yürüyüş oluyor. Bu yürüyüşlerin temel özelliklerini belirtebilir misiniz?


Aslında 2000 ve 2005 uluslararası etkinlikleri farklıydı. Farklı biçimlerde planlandı. 2000 yılındaki 8 Mart'ta başlayıp 17 Ekim'e kadar sürecek şekilde planlandı. 2005 yılında ise 8 Mart'ta bir ülkeden başlayıp yine bir ülkede bitecek şekilde planlandı. Yorgan ve kadın şartı düzenlenmişti bu anlamda. Bir ülkeden diğerine iletilmişti ve her ülke kendi katkısını parçasını sunarak, bunu büyüterek bir başka ülkeye götürmüştü. 2010 yılı için böyle bir rota çıkarılmadı, ama 2010 yılında da yine ulusal, bölgesel eylemler ve uluslararası final eylemi yapılacak. 2010 yılı 8 Mart'ın yüzüncü yılı olması nedeniyle herkesin kendi ülkesinde olabildiğince güçlü yüzüncü yılı kutlaması hedeflendi ve bu başarıldı. Aslında 2005 yılındaki ikinci uluslararası eylemden sonra yürüyüşün niteliği üzerine düşünme süreci yoğunlaştı ve bir hareket olarak şekillendi. Bugün 70'den fazla ülkede yüzlerce kadın ve taban gruplarından oluşan ulusal koordinasyonlar şeklinde örgütlüyüz. Beş kıtadan feminist aktivistlerden oluşan bir uluslararası komitemiz ve günlük faaliyetleri yürüten, şu anda Sao Paulo'da çalışan bir uluslararası sekretaryamız var.

* DKY 2010'da küresel ve yerel anlamda ne gibi zorlanmalar yaşıyor?

Genel politik ortam DKY'nin hem örgütlenmesine hem kaynakları kullanmasına hem de sesini duyurması önünde ciddi engeller yaratıyor. Böyle bir politik ortam içerisinde 2010 kampanyasını yürütmemiz ciddi engellerle karşılaşıyor. Aynı şekilde var olan toplumsal hareketlerin ve kadın örgütlerinin ortak çalışmaya fazla meyilli olmaması ve herkesin kendi alanına ağırlık veren bir eğilim içerisinde olması ayrıca bir güçlük yaratıyor. Yine ekonomik sorunlarımız var. Uluslararası toplantıların yapılabilmesi hem de yerellerde çalışmaların yürütülmesi için ciddi kaynak sıkıntısı yaşanıyor. Son yıllarda kadınların bir araya gelmesini, toplanmasını engelleyici bir sorunda vize sorunudur. Bazı ülkelerden kadınlara vize verilmiyor. Ya da mesela Afrika'dan gelen kadınların bir toplantıya ulaşması için bir çok ülkeye gidip orada vize için beklemesi oradan tekrar gelmesi yani neredeyse bir hafta süren bir macera gerektiriyor.

* DKY kadın düşmanlığı konusunu gündeme getiren bir hareket. Yükselen kadın düşmanlığı karşısında feminizmin yeterli olduğunu düşünüyor musunuz?

Evet kadın düşmanlığı konusunu ilk gündemine alan DKY oldu. Kadın cinayetleri buna kadın kıyamı da diyebiliriz. İşte jenosit soykırımdan türetilen feminosit kavramı aslında kadın yürüyüşünün etkili olduğu yerlerde yayılarak böyle bir kadın cinayeti kavramının oluşmasına kavramsal ve analizler bakımından katkı sunduğunu belirtebiliriz. Dolayısıyla toplumda hep var olan kimi zaman seri cinayetler, kimi zaman namus cinayetleri adı verilen kadın cinayetlerinin daha görünür olmasını ve su yüzüne çıkmasını sağladı. Bulunduğu birçok ülkede işte gelen raporlardan gördüğümüz kadarıyla medyanın bu konuda daha duyarlı olmasını sağladı. Bu perspektiften hareketle buna karşı nasıl mücadele edebiliriz? Önümüzdeki süreçte ne tür perspektifler benimseyebiliriz? Bu tür stratejiler perspektifler sunan politik metinler hazırlandı. Elbette yeterli değil ama kadın hareketlerinin ittifakı ile bunun aşılacağına inanıyorum.

* DKY'yi diğer kadın hareketlerinde farklı kılan nedir?


Kadın yürüyüşünün diğer benzer kadın hareketlerinden ayıran temel nokta toplumsal hareketlerle birlikte bir faaliyet yürütmesidir. Çünkü çok sayıda benzer kadın ağları ve feminist uluslararası yapılanmalar var. Onlardan farkı ve de en önemli karakteristiği toplumsal hareketlerle ittifak yapması ve toplumda kadın düşmanlığının önüne geçilmesinin en önemli yolu olarak ortak hedefler için çalıştığımız toplumsal hareketlerle birlikte hareket etmesidir.

* Bu sene Avrupa eyleminin İstanbul'da yapılmasının özel bir anlamı var mı? Özellikle durak olan ülkeler hangi sebeplerden dolayı tercih ediliyor?

Evet Avrupa eylemi İstanbul'da yapılacak. Geçmiş yıllarda Marsilya'da, Belçika'da ve Galisya'nın başkenti Vigo'da yapıldı. Bu yıl ise bunun İstanbul'da yapılması istendi. Bunun bir takım teknik kolaylıklarının, sosyal forumun İstanbul'da olmasının sağladığı bir takım pratik kolaylıklarının yanı sıra aynı zamanda bunun politik bir anlamı olduğunu da düşünüyorlar. Türkiye Avrupa'nın içerisinde çatışmanın yaşandığı bir bölge. Öte yandan Avrupa Birliği'nin ötesinde bir anlam taşıdığını daha büyük bir coğrafya olduğunu da vurgulamak istiyorlar.

* Çatışmalı bir bölge olduğu için Türkiye'nin tercih edildiğini belirttiniz? Bu çatışmalı ortamın anlatılması anlamında DKY ne gibi çalışmalar yapıyor ve bu İstanbul oturumuna nasıl yansıyacak?


2010 DKY'nin dört ana teması var: Kadın emeği, kadına yönelik şiddet, barış ve sivilleşme ve kamu yararı şeklinde. Bunların hepsi birbiriyle bağlantılı. Fakat biz bu süre zarfında şunu gördük ki kadınların yoksullaşmasıyla, kadına yönelik şiddetle mücadele edebilmek için bazı koşulların sağlanması gerekiyor. Bunlardan bir tanesi çatışma ortamının ve savaşların olduğu bir yerde kadınların yoksulluğa ve şiddete karşı mücadele etmesinin imkansız olduğudur. Dolayısıyla önemli ve en temel temalardan biri olarak barışı koyduk. Yani DKY'nin 30 Haziran'da İstanbul'da vereceği bir mesajda barış ve sivilleşme olacak. Fakat sadece barış olması çatışmasızlık olması da önemli değil. Yani sivilleşme, askeri kaynakların daha çok azaltılarak eğitime katkı sunması, sağlık gibi kamusal alanlara harcamaların yapılması, işte eğitimin hem cinsiyetçi hem militarist içeriğinin gözden geçirilmesi, o ülkedeki askeri kaynakların, yabancı asker varlığının, askeri üslerin sona erdirilmesi gibi bu tür daha geniş bir alanı kapsıyor. Sırf talebimiz çatışmaların durması değil de beraberinde bir sivilleşmenin de toplumda işlenmesi. Biz bunu ele alırken şiddete karşı halkların yada kadınların kendi öz savunma haklarını meşru hak olarak ele alıyoruz. Örneğin ulusal kurtuluş mücadelelerini farklı kategorilerde de ele alıyoruz. Zaten politik metinlere bakarsak bu farklılığı görürüz. Aynı zamanda kadınların barış için mücadele etmesini erkek egemenliğinin yıkılması olarak görüyoruz. Çünkü militarizm erkeklere erkek olmayı, hiyerarşiyi, itaat kültürünü öğreten ve erkek egemenliğini pekiştiren bir yapılanma. Dolayısıyla buna karşı mücadelemiz bizim aynı zamanda ataerkil düzene karşı verdiğimiz mücadeledir. Türkiye'nin seçilmesi tabi önemli. Bu programın yapısına da yansıyacak. Sunuş yapılırken bu konuya da öncelik verilecek. Kürt kadınlar adına bir temsilci de orada bulunacak. 15-16 Mayıs'ta değişik kentlerde yapacağımız toplantılarda bu içerikte netleşecektir. Sunumlar Kürtçe, Türkçe, Fransızca, İngilizce ve Almanca olacak.

* Türkiye son dönemlerde taciz, tecavüz ve kadın cinayetleri ile çalkalanıyor. DKY'nin İstanbul'daki oturumunda buna dair görüşleriniz olacak mı?

Kadın düşmanı ideolojilerin krizle beraber yükselmesinin kadına yönelik şiddeti arttıracağı ve toplumun en fazla ayrımcılığa uğrayan kesimlerinin şiddete maruz kalacağı geçtiğimiz yıl dünya sosyal forumu içinde krizin tehlikeleri olarak öngörülmüştü. İşte toplumun en fazla ayrımcılığa uğrayan kesimlerine krizin faturasının çıkarılacağı ve beraberinde toplumsal hareketlerinde suç sayılacağı öngörülmüştü. Ve sonrasında çeşitli sendikalara yapılan operasyonlar, çeşitli feminist hareketlerinde kriminalize edileceği ve işte tırnak içinde terörizmle ilişkili vs. gibi gerekçeler altında bu tür hareketlerin yasadışı ilan edileceğine o noktaya çekilmeye çalışılacağına dair öngörüler vardı. Dolayısıyla giderek toplumda militarist ırkçı ve milliyetçi ideolojilerin güçlenmesi kadın düşmanlığının giderek artmasına ve giderek erkek gruplardan oluşan çetelerin toplumda örgütlenmesine, hizmet ettiği edeceği tespitimiz olmuştu. Nitekim ülkemizde şimdi art arda patlayan okullarda tecavüz, kadın cinayetleri, kadın ve çocukların ticaretinin yapılması bunlar münferit olaylar değil aslında buz dağının sadece görünen kısmı. Artık saklanamaz hale gelen patlayan ve medyaya akseden kısmı. Daha fazlası, bizim göremediğimiz boyutlarda yaşanıyor. Ve yaşanmaya da devam edecek. Buna karşı kadın örgütleri, feministler, feminist aktivistler olarak var olan toplumsal hareketlerle ittifak halinde mücadele etmek dışında bir seçeneğimizin olmadığını düşünüyorum.

Ankara - DİHA