03 Temmuz 2012, Salı

Futbolun heykellik adamları

NURETTİN ALDEMİR nuridemir26@mynet.com

Eskişehir'de doğmak; eğer bir de erkekseniz futbol sevgisinin içine doğmak gibidir. Elli dört yaşında birisi olarak benim kuşağım ve benden önceki kuşaklar için fazlasıyla geçerli bir şeydir bu. Daha 9-10 yaşlarında düştü içime Eskişehirspor sevgisi. Sonraları başkalarını da yakından izlemeye başladım. Yalanım yok zaman içinde Eskişehirspor sevgisinin yanına Galatasaray sevgisini de koydum. Yaş ilerledikçe diğer takımları da sevmeyi, alkışlamayı öğrendim.

 

On sekiz yaşına geldiğimde sosyalist fikirlerin ışığında, futbolun kapitalist sistem için anlamını keşfetmeye başladım. Toplumsal sorun alanlarına duyarsız kalan on binlerin stadyumlardaki öfkeleri, sevinçleri, rakip takım oyuncularına ve taraftarlarına yönelik hakaretleri, tacizleri  -aslı seyir zevki yüksek bir oyundan başka bir şey olmayan- futbol maçlarını ciddi bir iş haline getirmeleri bana batmaya başladı. O yıllar itibariyle taraftarlık ve futbol izleyiciliğinde önemli travmalar yaşadım.

Eskişehirspor'un Beşiktaş'la oynadığı son lig maçında yenildiği ve birinci ligden düştüğü yıl Aksaray iline bağlı Ortaköy ilçesinin Çiftevi Köyü'nde öğretmendim. Maç bitmiş, Eskişehirspor küme düşmüştü ama benim ilgi alanımda değildi. Köyün gençleri üzgün süzgün yanıma geldiler. Bende bir değişiklik göremeyince; ilgisizliğimi anlayıp beni kınadılar. İçlerinde ağlayanlar bile vardı.

Sanırım 1985-1986 futbol sezonunun ilk maçıydı. Son iki yıldır Kütahya Tavşanlı'da Atatürk Lisesi'nde çalışıyordum. Eş durumu nedeniyle atanmıştım buraya. İlk çocuğumuz dünyaya gelmişti. Tüm boşalttığım zamanları onunla geçirmek en büyük keyfimdi. O gün de öyle yapacaktım ama aynı okulda çalıştığım bir grup arkadaş sabahın ilk saatlerinde organize şekilde kapıma dayanarak 'Haydi bizi Es Es Galatasaray maçına götür' dediler. Amaçları beni de yanlarında görmek; Eskişehir'de benim rehberliğimde biraz gezmekti. Kıramadım onları.

Ben de onlara bir jest yaparak maç biletlerini aldım. Çoğu Galatasaraylı olmasına rağmen Es Es kapalı tribüne bilet almıştım. Bu da benim muzipliğimdi. Onların tercihi elbette GS tribünüydü. Maçı Es Es 3-0 kazandı. Bu yedi yıl sonra stadyumda izlediğim ilk maçtı. Geçen yıla kadar da bir daha stadyumda maç izlemedim. Eskişehir'de yeni yapılacak stadyum yeri tartışmaları nedeniyle geçen yıl bir maça; bu yıl ise yoğun kadın taraftar grubunun neler kattığını gözlemek için üç maça gittim.

Bir futbol sever olarak; yaptığım gözlemler, bildiklerim, duyduklarım, hissettiklerim bana futbol ve izleyiciler üzerinden müthiş bir oyun oynandığını söylüyor. Günümüzde birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de futbol tamamen kapitalizme entegre edilmiş bir sektör halindedir. Yöneticiden futbolcuya herkesin kazandığı, televizyonları başında veya stadyumda izleyen herkesin kaybettiği bir sektördür. Hiçbir yöneticinin ve futbolcunun babasının hayrına veya renklerin aşkına davranmadığını düşünüyorum. Yüksek bütçeli, geniş taraftarlı kulüplerde yönetici veya futbolcu olmanın tüm yaşam alanlarında sağladığı çıkarın ise değeri biçilemez.

Bilindiği gibi 03 Temmuz 2011 günü başlayan 'futbolda çete ve şike' operasyonları ile ilgili sürecin yerel mahkeme aşaması 02 Temmuz 2012 tarihinde tamamlandı. Toplam 93 sanıklı yargılamanın son duruşmasında mahkeme heyeti bazı sanıklar için beraat kararı verirken bazı 'kerameti kendinden meşhur' hale gelmiş kimi sanıklara da hapis ve para cezaları verdi. Ceza alanlara yaranma yarışı içinde olan kalemşorlar, yandaşlar sanık olmaktan çıkıp hükümlü haline gelmiş olan 'futbol prenslerine' yine toz kondurmadı. Bazıları ise farklı yorumlar yapanları tehdit etmekten; hadlerini bildirmekten geri durmadı.

En hafifinden pes doğrusu diyorum. Bir yıldır Başbakan Erdoğan'dan, TFF'ye, bazı medya gruplarından siyasi partilere kadar herkes FB'yi kurtarmaya çalışırken özellikle de FB yöneticilerinin, Aziz Yıldırım yandaşlarının hala ceza alanları ahlak abidesi gibi sunmaya çalışmaları ve sağa sola haddini bildirmeyi sürdürmeleri anlaşılır gibi değil. Mahkemenin kararları, Aziz Yıldırım ve FB'yi koruma seferberliğine rağmen verilmek zorunda kalınmış cezalardır. Komşu kavgasından 6 yıl 3 ay hapis alsanız ve sadece bir yıl yatsanız hiçbir mahkeme sizi bu ülkede tahliye etmez.

Ceza alanlar masum; Aziz Yıldırım'a ceza veremeyen TFF haklı ise size önerim ahlak abidesi olarak bu futbol prenslerinin heykellerini dikin! Nereye mi? Aziz Yıldırım ve ekibinin heykellerini Rüştü Saraçoğlu başta olmak üzere Kadıköy'ün her yerine; Mehmet Ali Aydınlar'ın, Yıldırım Demirören'in ve TFF Disiplin ve Tahkim Kurulu üyelerinin heykellerini TFF önüne ve tüm stadyumlara dikin. Her maç öncesi de bu heykeller bölgesinde ahlak nutukları atın; ahlaklı olma andı içirin.