29 Nisan 2010, Perşembe

Semenya barbar spor elitine karşı!

Caster Semenya Dünya Atletizm Şampiyonası’nda 800 metre Bayanlar şampiyonu olduğu günden beri sporun cinsiyetçi statükosuna karşı direniyor.

MİTHAT FABIAN SÖZMEN mfs@emekdunyasi.net

19 Ağustos 2009…

Caster Semenya’nın Berlin’de düzenlenen Dünya Atletizm Şampiyonası’nda 800 metre Bayanlar şampiyonu olduğu gün.

Yarışı kazanan Semenya, o günden beri sporun cinsiyetçi statükosuna karşı direniyor.

Müsabakadan sonra özellikle Avustralyalı yetkililerin şikâyeti ve medyanın çığırtkanlığı üzerine Uluslararası Olimpiyat Federasyonu(IAAF), genç sporcuya bir cinsiyet testi dayattı. Bu testin dayatılış biçimi tamamen cinsiyetçi ve ayrımcı temeller üzerine kuruluydu.

“Semenya bir kadın için çok güçlü gözüküyor.”, “Çok kaslı”, “Sakalları mı var?”, “Hiç seksi değil, çok erkeksi”, “Bir kadın bu kadar iyi koşamaz.”

IAAF, medyada çıkan bu gibi safsataları adeta bir ihbar gibi kabul etti ve genç şampiyonu, tüm kişilik haklarını hiçe sayarak cinsiyet testine tabi tuttu. Bu aynı zamanda Semenya’nın aktif spor yaşantısının da askıya alınması anlamına geliyordu. Eylül ayında yapılan cinsiyet testinin üzerinden 8 ay geçti. Sonuç hala açıklanmadı, Caster Semenya hala yarışamıyor.

Semenya’nın siyahi bir Afrikalı olması onu tüm bu ırkçı ve cinsiyetçi saldırılara karşı daha savunmasız kılıyor elbette. Bugün WTA’in çıkıp ABD’li tenis yıldızı Serena Williams’a “bir kadın için çok güçlü” olduğu gerekçesiyle cinsiyet testi dayatabileceğini aklınız alıyor mu?

Tabii ki medya, bu süre zarfında Caster’in kişilik haklarını zedelemeye devam etti. Absürd makyaj ve kıyafetlerle dergilere kapak yapıldı, “Kadın mı erkek mi?” tarzı başlıklar manşetlerden eksik olmadı. Bizimkiler de boş durmadı. Seksi fotoğrafları için tıklayınız gazeteciliğini “erkeksi” fotoğrafları için tıklayınız gazeteciliğine çeviren anlı şanlı medyamız, “Fotoğraflarına bakın, erkek mi kadın mı siz karar verin!” gibi rezil başlıklarla tıynetini belli etti.

CİNSİYETÇİ BİR BASKI ÖRGÜTÜ OLARAK SPOR

Spor, tüm kurumsallaşmış yapısıyla bir endüstri olarak belli çıkar gruplarının hizmetindedir. Bu elit gruplar, sporu toplumsal bir hegemonya aracı olarak kullanırlar. Bunun için de hâkim siyasi yapının tüm ideolojik özelliklerini başta burjuva medyaları aracılığıyla olmak üzere topluma benimsetirler. Erkeklerin lehine cinsiyetçilik bu alanlardan biridir. Erkek egemen kapitalist toplumda spor, erkeğin var olduğu kabul ettirilmeye çalışılan üstünlüğünün yeniden üretildiği ve topluma kabul ettirildiği bir alandır.

Bu bilgiler ışığında Semenya’ya IAAF tarafından dayatılan cinsiyet testini ve uygulanan medya baskısının sakat yönlerini irdeleyelim.

Caster Semenya olayı bir kez daha göstermektedir ki egemen düşünce yapısının “cinsiyet” algısındaki statükocu yaklaşım artık arkeolojik hale gelmiştir.  Bugün modern tıp ve yapılan araştırmaların ışığında şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:  “İnterseks” olan insan sayısı bu hadiseyi biyolojik bir anomali olarak tanımlanmaktan çıkaracak kadar fazla. İnterseks insanların toplum baskısı sebebiyle şimdilik sessiz kalıyor oluşu bu gerçeği değiştirmez. Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan her 1,666 bebekten biri interseks kromozomlara sahip olarak doğuyor. Tıbbi önlemler ve hormonal takviyelerle bu durum sıkça “düzeltilse” de insan cinsiyetinin kadın ve erkek olarak bıçak gibi ayrılmasının ne kadar yanlış olduğu dünyadaki gay-lezbiyen ve cinsiyetçilik karşıtı hareket güçlendikçe daha da ortaya çıkıyor.

Semenya’ya uygulanan cinsiyet testi sonrası ilk olarak Avustralya medyasına sızdırılan raporlar genç atletin interseks olabileceği yönündeydi. Sonuçlar hala açıklanmadığı için kesin bir şey söyleyemiyoruz ama diyelim ki Semenya, Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki her 500 insandan biri gibi interseks olarak dünyaya geldi, bu onun spor yapmasının önünde bir engel midir? Bu, interseks insan sayısı bu kadar fazlayken, baskın erkek hormonlarına sahip olduğu için diğer kadınlara karşı avantajlı olduğu iddia edilen Semenya’ya karşı bir haksızlık olmaz mı? Eğer bundan sonra prosedür böyle işleyecekse, IAAF kendi standartlarını belirlesin ve buna göre yeterince kadınsı gözükmeyen(ne demekse) tüm kadın sporculara cinsiyet testi dayatsın?!

Burada hadisedeki ikinci sakat noktaya geliyoruz. Bir kadının, -bu güruhun fosilleşmiş tanımlamalarıyla konuşacak olursak-“tam kadın olmaması”, “yarı erkek olması”, erkek kromozomları taşıması ya da vücudunda erkek hormonlarının baskın olması IAAF’e göre sporcuya avantaj sağlayan bir durum. Yani IAAF, erkeğin kadından üstün olduğunu kabul ediyor. Ne hakla?

Ataerkil toplum yapısında kadının sporla uğraşması her daim kısıtlansa da eşit koşullar altında çalışan erkek ve kadın atletler arasındaki fark bize kültürel olarak aşılanandan çok daha azdır. 1936 Berlin Olimpiyatları’nda erkek olduğu halde Nazi Almanya’sı adına kadınlar arasında yarıştığı ortaya çıkan Hermann Artjen’in Kadınlar Yüksek Atlama’da ancak dördüncü gelebildiğini hatırlatalım. İddia, erkeklerin kadınlardan atletik olarak çok daha üstün olduğuysa her iki “cins” için eşit koşullar sağlanmadan bu konuda ahkâm kesmek o kadar da doğru değildir.

Kaldı ki, toplumsal cinsiyet dediğimiz kavramın muğlâklığı ve bir realiteden çok statükonun belirlediği normlardan ibaret olması bu tartışmayı geçersiz kılmaya yetiyor. “Erkek” ve “kadın” bu kadar inşa edilmiş kimliklerken kimin erkek kimin kadın olacağına bir takım testlerle karar vermek faşizmin dik alasıdır. Hadise belli bir genetik özelliğin avantaj sağlamasıysa siyahîlerle beyazları da ayrı kategorilere koyun olsun bitsin.

SEMENYA DİRENİYOR

Kesin olarak bildiğimiz iki şey var. Birincisi, Caster Semenya, bir “kız” olarak doğdu, öyle büyütüldü ve öyle yarıştı. İkincisi, IAAF bu konuda taraftır. Erkek-kadın ayrımcılığının, heteroseksüelliğin ve erkek lehine cinsiyetçiliğin tarafı. IAAF’in tavrı açısından bakıldığında aynı organizasyonun eski başkanı Norman Cox’un 1960’ta siyahî kadın atletler için kurduğu şu rezil cümleyi hatırlamakta fayda var: “Komite, onlar için yeni bir kategori oluşturmalı: Gayrı adil derecede avantajlı hermafroditler.”

50 yılda zihniyette çok da radikal değişiklikler olmadığını görüyoruz. Spor halen erkek egemen toplumun hegemonyasında cinsiyetçiliğin yeniden üretildiği ve cinsiyet ayrımının bıçak kadar keskin olduğu bir alan.

Caster Semenya, interseks yahut değil her halükarda müthiş bir ayrımcılığa uğramakta ve ne yazık ki spor kamuoyu IAAF’in bu barbarlığına yeterince tepki göster(e)miyor. Semenya’nın tüm direnişine rağmen birkaç sosyalist spor yazarı ve cinsiyetçilikle mücadele eden grup dışında ana akım medya her zaman olduğu gibi o dillere destan tarafsızlığını korumakta. Spor basının tam da egemenlerin istediği gibi “oyuncakçı dükkânı” kıvamında kaldığı bu vakada sporda erkek egemen kültürün yarattığı cinsiyetçilikle mücadele konusunda da önemli bir fırsat kaçırılıyor böylece.

Medya ayak uyduramasa da Semenya’nın mücadelesi tam gaz devam ediyor. Caster Semenya, henüz 19 yaşında ama direne direne büyüdü, olgunlaştı. Onun savaşı birçok kişiye miras kalacak ve Caster Semenya adı ileride Babe Zaharias, Billie Jean King, Martina Navratilova gibi efsanelerle birlikte alınacak.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI