18 Eylül 2010, Cumartesi

Futbol hayatımızdan daha önemli!

FIRAT ESKİCİ firateskici1@hotmail.com

Herkesin etrafında vardır, en azından amatör kümede futbol oynamış bir genç. Benim en yakınımdaki örnek, yine benim. Futbol için neler yapılmıyor ki? 20 yıllık hayatında bir kitap dahi almamış adam, oradan buradan para arttırıp takımının kombine biletini alıyor mesela. Ya da Milli Takım'ın gündüz maçlarını izleyebilmek için okulu kırıp, soluğu kahvehanelerde alıyor. Eline ne mi geçiyor? Bunu kimse bilmiyor.

Dediğim gibi hepimizin etrafında en azından amatör kümede oynamış birileri vardır. Yıllarını veriyor adam, emek harcayıp terini akıtıyor. Harçlık biriktirip krampon alıyor. Evdekilerle tartışıp maça koşuyor, maçta atılan bir gol bütün sinirini, hüznünü alıyor. Tam tersi de olabilir.

Bir de futbolu maddi kazanç kapısı olarak gören yöneticiler var. Gencecik çocuğa teklif geliyor ama teklifi yapan kulübün şartı belli; bonservisini al gel. Biz para veremeyiz! Çocuk, kulübün transfer işlerine kim bakıyorsa ona gidip derdini anlatıyor ama onun da şartı belli; (örneğin) bin TL getir, bonservisini al. İki ucu pis değnek anlayacağın. İki tarafın şartları birbirinin tam tersi.

Çocuk küsüyor futbola. Bırak transfer olmayı, kendi kulübüne bile gitmiyor. "Artık bir üniversite şart oldu." Dese de, nafile. 18-20 yaşına dek futbol için dersleri kırmış, okula gitmemiş. İdmanına yetişmek için ödevini bitirmemiş. Tabi bir de futbol aşığı hocalarımız var; okul takımında bir gol atarsan, derse bile gelmene gerek yok. O dersten geçtin demektir. En sonunda, uğruna okulunu, geleceğini heba ettiği futbol da, kapitalist düşüncenin etkisiyle onu heba ediyor. Futbol aşkı bir hayata daha mal oluyor... Görüldüğü gibi futbol hayatımızdan daha önemli.

Futbol, tabi ki hayatımızdan daha önemli. Bunun en net örneği ise Heysel Faciası. Hatırlamayanlar ve bilmeyenler için;

29 Mayıs 1985 tarihinde, Brüksel'deki Şampiyonlar Ligi Finali, Juventus ve Liverpool arasında oynanacaktır. Maçın hemen başında herkes rengini belli eder. Holiganca tutumuyla ünlü İngiliz taraftarı, İtalyan taraftarına saldırır ve tribünlerdeki kargaşa gittikçe büyür. Artık ne olduğu belli değildir. Futbolseverler(!) öyle birbirine girmiştir ki, tribün duvarı yükü kaldıramaz. Yıkılan duvarın bilançosu, 38 İtalyan, 1 Belçikalı olur. 39 kişi artık yoktur.

Liverpoollu futbolculardan Mark Lawrenson, Alan Hansen ve Kenny Dalglish sahaya çıkmak istemediğini söylese de, UEFA yetkilileri maçın oynanacağını söyler. Buna emretmek de denebilir. Yapacak bir şeyleri yoktur. Çünkü UEFA ne derse, o olur. Çünkü UEFA patrondur. Çünkü; maç ertelenirse hem UEFA'nın karizması çizilecek, hem de stadyum geliri olmayacaktır. Bu iki takımı yine oynatmaya kalksalar, hangi taraftar gidip orda maç izlemek ister?

Sonuçta UEFA'nın dediği olur, maç oynanır. Boş ve bir kısmı kanlı tribünlere karşı. Bu olayın adı Heysel Faciası olarak kalınca, kulüp yetkilileri, imaj yenilemek için stadın adını, "Kral Baudouin" olarak değiştirdi.

Görüldüğü gibi futbol, uzun süredir "para" demek. Ve para, hayatımızdan daha önemli.

Bu arada; halen ilgi çeker mi bilmiyorum ama, maçı Juventus, Platini'nin 56. dakikada attığı penaltı golüyle 1-0 kazanıp, kupanın sahibi olmuştu.